Üçüncü Dünya Savaşı ve Korku Dünyası
Uluslararası güçlerle birlikte, ulusal güçlerin de baskı ve korkutmaya dayalı bir yönetim anlayışını tercih etmiş olması, insanlar için sürekli bir tehdit ortamının oluşmasına sebep olmaktadır. Bu tehdit ortamı savaş ekonomisini güçlendirip, sivil ekonominin zayıflatmasına yol açmaktadır. Son zamanlarda yaşanan ulusal ve uluslararası ölçekteki ekonomik ve siyasi krizlerin arka planında, bu tür savaş ekonomisi stratejileri yatmaktadır. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un: “<I>Suriye’de demokratik geçişe izin vermeyen Rusya ve Çin bedel ödemeli</I>” sözleri bu durumun uluslararası düzeydeki yeni bir tezahürüdür. Suriye’nin kendi insanına karşı olan tavrını onaylamak mümkün olmamakla birlikte, bu durumun tek suçlusunun Suriye olduğunu da ileri sürmek mümkün değildir. Bence bu ve bunun gibi birçok sorunun esas kaynağı, Birleşmiş Milletlerin değişen şartlara göre barış misyonunu icra edebilecek bir yapıya sahip olmamasıdır.
Yaşanan iki dünya savaşı sonrasında ortaya çıkmış olan BM’nin bu yapısı, birçok örnekte görüldüğü üzere globalleşen uluslararası sorunlara çözüm bulabilmekte oldukça yetersiz kalmaktadır. İkinci dünya savaşının müttefik ve galipleri olan ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere’nin beş daimi üyesi olduğu ve her iki yılda bir 10 geçici üyenin seçildiği bir yapının dünya ölçeğine yayılan ulusal ve uluslararası sorunlara çözüm üretebilmesi mümkün değildir. Nitekim Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan da bu sorunun farkında olduğu için 29 Haziran 1999’da Oxford’daki Sheldonian Theatre’da yaptığı bir konuşmada uluslararası tehditlerin önüne geçebilmek için Birleşmiş Milletlerin yapısının değişmesi gerektiğine vurgu yaptı. Hilary Clinton’un Rusya ve Çin ile ilgili bu son açıklaması bu ihtiyacı daha da fazla su yüzüne çıkardı.
Birleşmiş Milletler ’in en önemli misyonlarından birisi, dünya barışını korumaktır. Ancak takdir edilir ki, dünya barışının kaderinin ağırlıklı olarak sadece beş daimi üyenin inisiyatifine bırakılması barışın tabiatına uygun değildir. Birleşmiş Milletlerin bu yapısı, Suriye krizinde de görüldüğü üzere Birleşmiş Milletlerin en etkin üyesi olan ABD’nin de işini zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla Birleşmiş Milletlerin yapısının değişen şartlara göre misyonunu icra edebilecek şekilde değişimine ABD’nin öncülük yapması gerekmektedir. Çünkü BM’nin bu beş daimi üyesinin içerisine gireceği bir çatışma ortamı doğal olarak tüm üyeleri etkisi altına alarak, sorunun global bir çatışmaya dönüşmesine yol açacaktır. Böyle bir durumda ise, bunu dengeleyebilecek güç mekanizmaları yetersiz kalacağından, belki de üçün dünya savaşının yolu açılmış olacaktır. Tabiatın manevi yasaları (sünnetullah) dikkate alınmaz ise bu kaçınılmaz bir son olabilir. Gelişen savaş teknolojisi dikkate alındığında, üçüncü dünya savaşının dünyanın sonunu da getirmesi muhtemeldir. Çıkacak olan bir üçüncü dünya savaşının, uğruna ölmeyi göze aldığımız tüm maddi ve manevi değerleri de yok edeceğini unutmamalıyız.
Globalleşen dünyanın yarattığı sorunların, insanlığı tehdit aşamasından insanlığı yok etme aşamasına geçmemesi için BM’nin üzerine düşen barışı koruma misyonunu devam ettirebilecek bir değişime girmesi zorunludur. Bunun başarılabilmesi için de birliğin en güçlü ve önde gelen üyesi ABD’ye en büyük sorumluluk düşmektedir. Aksi takdirde ileride ABD’nin de daha yüksek riskler ile karşılaşıp daha yüksek bedeller ödemesi kaçınılmaz hale gelebilir. Tabii ki BM’nin yapısının değiştirilmesi çabaları da bir çatışmanın yaşanmasına ve bunun bir dünya savaşına dönüşmesine yol açabilir. Çünkü uluslararası sorunların büyük bir bölümü BM üyesi ülkelerin güç ve hakimiyet mücadelesinden kaynaklanmaktadır. Bir mutabakat sağlanmadan bu güç dengelerini değiştirmeye çalışmak, uluslararası çatışma zeminini daha da fazla tetikleyebilir. Bundan sakınmak için de tüm dünya devletleri ve halklarının dünya barışının korunması için üzerlerine düşen sorumluluğu iyi niyet temelinde yerine getirmeleri gerekir. Birleşmiş Milletlerin yapısının değişimi sürecinin ulaşabileceği son nokta, Dünya Parlamentosu ve Anayasası’nın oluşturulması olacaktır. Avrupa Birliği sistemi, yenidünya sisteminin küçük bir örneği olarak düşünülebilir. Ancak insanlığın bu yüksek bilince ulaşması için çok daha yüksek bedeller ödemesi gerekebilir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları olarak, BM’nin bu yetersiz yapısının bedelini yaklaşık 50 yıldır süren Kıbrıs sorunu sebebiyle ödüyoruz. Dolayısıyla da biz, ABD’nin Rusya ve Çin’e bedel ödetilmesi tehdidini çok daha rahat anlayabiliriz. Nitekim Annan Planı sonrası hazırlanan ve Kıbrıs Türk halkı üzerindeki ambargoların kalkmasını öneren rapor Rusya tarafından veto edildiği için yürürlüğe giremedi ve biz Rusya’nın bu vetosu sebebiyle bedel ödemeye devam ettik. Ayrıca Rusya ve Çin’e ödetilecek bedelin faturasının bir kısmının da Türkiye ve bize kesileceğini de gözden kaçırmamamız gerekir. Zaten bir uçağımızın düşürülmesi ve iki pilotumuzun şehit edilmesi ile bize kesilen bedelin bir kısmını ödemeye başladık bile. Daha fazla bedel ödemememiz için, bireyler olarak bizler de sorumluluğumuzu yerine getirerek, ister etnik, ister dini ister de ideolojik olsun her türlü radikal söylem ve eylemlere karşı diyalog ve sivil inisiyatifi öne çıkaran bir anlayışla hareket etmeye özen göstermeliyiz. Aksi takdirde daha yüksek bedeller ödemeye mahkum olacağımız, gören göz, işitienkulak ve hisseden kalp sahipleri için aşikardır.
(Havadis Gazetesi Köşe Yazısı)
One thought on “Üçüncü Dünya Savaşı ve Korku Dünyası”