Cemaat ve Hükümet Çatışması (Türkiye Gündemi)
Cemaat kelime olarak bir araya gelerek grup oluşturan insanları ifade eder. Özellikle Fetullah Gülen cemaati bugünlerde siyasi gündemimizi oldukça meşgul etmeye başladı. Fetullah Gülen cemaati Nurculuk hareketinin iki önemli kolundan birisidir. Nurculuk hareketi Cumhuriyetin ilk yıllarında İslamiyet’in akılcı bir yorumu olarak ortaya çıktı. Hareket temel stratejisini iman üzerine yoğunlaştırarak, ateist akılcılığa karşı teist bir akılcılık geliştirmeye çalıştı. Bunda da oldukça başarılı olunca bazı Cumhuriyetçilerin hedefi haline gelmeye başladı. Bu tepkinin bir sonucu olarak hareketin kurucusu olan Said Nursi yaşamını sürgün ve hapislerde geçirmek zorunda kalmıştır.
Said Nursî 1873 yılında Bitlis’in Hizan İlçesİ’ne bağlı Nurs köyünde doğdu, isminin sonundaki Nursî kelimesi doğduğu yere nisbet olarak kullanılmıştır. Said Nursi yaşadığı dönemin hassasiyetleri ile İslam inanç ve gelenekleri arasındaki dengeyi kurarak akla dayalı imanı esas alan yeni bir sentez oluşturmaya çalıştı ve bunda kısmen başarılı oldu. Sair Nursu İslam inanç esaslarını akli delillere dayanarak açıklamaya çalışırken aynı zamanda da İslam birliği fikrini canlı tutmaya çalışıyordu. Her türlü ayrımcı düşünce ve hareketi temelde İslam inancına aykırı gördüğü için Kürtçülük gibi ayırımcı hareketlere karşı çıkarken İslam birliğini öne çıkarmaya çalışıyordu. Ayrılıkçı Kürtçülüğe karşı çıkması bazı Cumhuriyetçiler tarafından da destekleniyordu; ancak İslam birliğini savunması yönüyle de Nurculuk hareketi tehlikeli olarak görülüyordu. Bu yüzden Nurcu hareket ve önde gelen isimleri sistemin gücünü elinde bulunduranlar tarafından zaman zaman desteklenirken zaman zaman da baskı altına alınıp kontrol edilmeye çalışılmıştır.
Nurculuk hareketi bir tarikat hareketi değil; aksine dönemin şartları itibari ile tarikatlara sıcak bakmayan bir harekettir. Bu sebepten Said Nursi vefatından sonra, tarikatlarda olduğu gibi hareketin başına geçecek birini tayin etmemişti. Nurculuk hareketi, Nursi’nin vefatından sonra iki farklı kola ayrılmıştır. Bunlardan birisi Yeni Asya grubu olarak şöhret yapan koldur. Bu kol zamanla siyaset ile dirsek teması içerisine girmiş ve özellikle Şüleyman Demirel’e ve partisine destek vermekle şöhret bulmuştur. Bu kol Rahmetli Rauf Denktaş’ın da bazı dini kitaplarının yayımlamasında etkili olmuştu.
Hareketin ikinci güçlü kolu ise Fetullah Gülen hareketi olarak şöhret bulmuştur. Bu hareket ilk önceleri Yeni Asya gurubundan farklı olarak siyasete daha mesafeli durmuştur. Ahmet Güner’in belirttiğine göre hareket siyaset içine çekilmeye çalışılmış olmasına rağmen Fetullah Gülen’in kararlı tutumu ile daha uzun bir süre siyaset dışı durmayı başarabilmiştir. Gülen hareketi stratejisini halkın eğitimi üzerine kurmuş ve bu stratejiye uygun olarak özellikle öğretmen yetiştirilmesi ve okul açılmasına büyük önem vermiştir. Hem ülke içinde hem de ülke dışında yüzlerce okul açarak stratejisinde başarılı oldu. Cemaatin taraftarlarının artması hem toplanan zekâtların artmasına hem de okullara duyulan ilginin artmasına yol açtı. Bu ise cemaatin mali gücünün giderek artmasını sağladı. Mali gücü artan Gülen cemaati basında da gücünü artırmaya başladı. Elinde bulundurduğu Zaman Gazetesi ve Samanyolu TV gibi basın organlarını da çok etkili kullanarak gücüne güç katmıştır. Hareketin kazandığı güç zamanla, hareketin hem siyasete ilgisini hem de siyasetçilerin harekete olan ilgisini arttırdı. Bu ise Gülen’in hareketin kurucusu olan Said Nursi’ni siyasetten uzak durulması stratejisinden sapılmasına yol açtı.
Uzun bir süre siyaset dışı durmayı başaran Gülen hareketi AKP’nin iktidara gelmesi ile siyasette de daha açık şekilde adını duyurmaya başladı. AKP için en büyük sınavlardan olan referandumlarda Gülen hareketi hükümete ve değişime açık destek vermiştir. Hatta askeri vesayetin bitirilmesi süreci, ağırlıklı olarak Gülen hareketinin bir başarısı gibi yorumlanmaya başlandı. AKP iktidarının dershanelerin kapatılmasının gündeme gelmesi ile iktidar ve Gülen ilişkileri tamamen ters bir ivme kazanmaya başladı. Bu ilişki yeni süreçte adeta bir güç gösterisine dönüştü ve Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarını tehdit edecek düzeye vardı.
17 Aralık sonrası AKP iktidarı cemaati adeta devlet içinde bir devlet olmaya çalışmakla suçlayarak tasfiyesi için devlet gücünü kullanmaya başladı. Cemaat ise pozisyonundan geri adım atmayarak, hükümet krizi yaratma pahasına muhalefetini sürdürdü. Cemaatin özellikle yolsuzluklara karşı tavır takınması, kendisine meşru bir mücadele zemini kazandırdı. Ancak yolsuzlukla mücadelesini dershanelerin kapatılması tartışmaları sonrasında seçimlere az bir zaman kalmasına denk getirmesi, esas amacın yolsuzluklar üzerine gitmek değil; hükümeti sıkıştırıp dershanelerin kapatılması sürecini engellemek olduğu izlenimini yarattı.
Cemaat hükümet çatışması, laik devlet anlayışının sağlıklı bir din ve devlet algısı için gerekli olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Nurculuk hareketinin kurucusu Said Nursi, laikliği devletin vatandaşları arasından adaleti koruyucu bir tutum sergilemesi olarak yorumlayarak, laikliği koruyucu bir tavır sergilemişti. Dolayısıyla da cemaat liderlerinin, devleti eşitlik ve adalet ilkesinden saptıracak iç istikrarsızlığa yol açabilecek eylem ve söylemlerden uzak durmaları beklenirdi. İktidarın da, bazı grup ve cemaatlerle özel ilişkileri öne çıkarıp devletin bir cemaatler ya da tarikatlar devletine dönüşmesine yol açabilecek dar kapsamlı siyasi tavırlardan uzak durması gerekirdi.
Çünkü devlet içerisinde din adına, dinin temeli olan adalet ve insan haklarını ihlal edici cemaat ve tarikat hareketlerinin öne çıkması, zamanla devleti demokratik sosyal hukuk devleti anlayışından saptırarak Ortadoğu’da yaşanan, mezhep, meşrep ya da dini cemaatler çatışmasının yarattığı kaos ortamlarına sürükleyebilir.
(Bu yazıda ağırlıklı olarak Ahmet Güner’in “Günümüzde Cemaatler” isimli eserinden yararlanıldı)
http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/cemaat-ve-hukumet-catismasi-turkiye-gundemi/3508
Yusuf Suiçmez