Vakıflar ve Din İşleri Başkanlığı
Yakın zamanda bir gazeteci arkadaşımız Vakıflar Genel Müdürü İbrahim Behter’in açıklamasını gündeme getirdi. Açıklamasında vakıfların kaynaklarının doğru kullanılmamasından şikâyet ediyordu. Evet şüphesiz bu ülkede en çok istismar edilen kurum Vakıflar ve Din İşleri Başkanlığı’dır. 1571’den beri Müslüman Kıbrıs Türk halkının hem maddi hem de manevi destek aldığı aynı zamanda desteklediği en güçlü kurum Kıbrıs Müftülüğü (Din İşleri Başkanlığı) ve Vakıflar olmuştur.
Vakıflar ve Din İşleri Başkanlığı anayasal bir kuruluştur. İlgili anayasa maddesi şöyledir:
“Vakıflar Örgütü ve Din İşleri Dairesi
Madde 131
(1) Vakıf Kuruluşu ve Temel Evkaf Kuralları (Ahkamül Evkaf), bu Anayasaca tanınır.
(2) Vakıf kuruluşlarına veya vakıflara veya camilere ve diğer herhangi bir islam dini kuruluşuna ait mallar da dâhil olmak üzere, vakıf malları ilgilendiren veya herhangi bir suretle bunları etkileyen bütün konular, münhasıran Temel Evkaf Kuraları (Ahkamül Evkaf), yürürlükteki mevzuat ve bu Anayasa yürürlüğe girdikten sonra Cumhuriyet Meclisince yapılan yasalara bağlıdır.
(3) Geliri Vakıflar Örgütüne ait olan vakıflar, her türlü vergiden bağışık tutulur.
(4) Vakıflar Örgütü ile Din İşleri Dairesinin kuruluşu ve işleyişi yasa ile düzenlenir ve yasada gösterilen görevleri yerine getirir.
(5) Dini hizmetlerin yürütülmesinde ve bu hizmetlerin giderlerinin karşılanmasında Devlet, Vakıflar Örgütüne yardımcı olur.”
Bu hükümler 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası hükümlerine benzemektedir. Din İşleri Başkanlığı’ndaki bütçe dâhil birçok uygulama anayasaya ve yasalara aykırı olarak yapılmaktadır. Mesela Din İşleri Başkanlığı bütçesi hazırlanırken, ödenekler vakıf gelirlerinden değil; doğrudan devlet bütçesinden karşılanmaktadır. Vakıfların Din İşleri Başkanlığı bütçesine katkısı ise %6 civarındadır. Bu uygulama anayasanın hükmünün tam tersine bir uygulamadır. Çünkü bu uygulamaya göre devlet giderleri karşılayan, vakıflar ise katkı yapan taraf durumundadır.
73/1991 Sayılı yasada (5/1) Vakıflar ve Din İşleri Dairesi Yasası’nın “Vakıflar Örgütü ve Din İşleri Dairesi, Vakıflar İdaresi ve Din İşleri Dairesi’nden oluşur” hükmü gereği Vakıflar Örgütü ve Din İşleri Dairesi tek tüzel kişiliğe sahip olmasına rağmen iki farklı yasa ile yönetilmektedirler. 73/1991 yasası daha çok Vakıflar’ın yönetimi ile ilgilidir. 29/93 Sayılı yasa ise daha çok Din İşleri Başkanlığı’nin yönetimi ile ilgilidir. Bugüne kadar her iki yasayı da ihlal edici birçok uygulama olmuştur. Ne yazık ki, Kıbrıs’ın en zengin kurumu olan Vakılar ile en köklü kurumu olan Din İşleri başkanlığı (Eski adı ile Kıbrıs Müftülüğü) mali imkânsızlık içerisindendir. Bu durum, kurumun ağırlıklı olarak siyasi bir rant aracı olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
Daha önce edindiğim bilgiye göre Vakıflar Bankası’nın %51 hissesi Vakıflar ve Din İşleri Başkanlığına aittir ve 3 yıl önce Vakıflar ve Din İşleri Başkanlığı’nın sadece Vakıflar Bankası’ndan alacağı 60 milyon TL’den fazlaymış. Yakın zamanda edindiğim bilgiye göre ise bu alacak 40 milyon TL civarındaymış. Bu bilgiler yanlış ise Vakıflar Bankası idaresinin kamuoyuna doğru bilgi ve rakamları bildirmesi gerekmektedir. Bu kadar yüksek geliri ve alacağı olan bir kurumun camii yapmak için Türkiye Cumhuriyeti’nden para almasına ihtiyacı yoktur. Çünkü senelerdir Türkiye’nin camiler için verdiği mali destek siyasi polemik konusu olmuştur.
Vakıf malları ve gelirlerinin usulsüz kullanımı sebebiyle oluşan bu boşluğun giderilmesi için Vakıflar ve Din İşleri’nin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Edindiğim bilgiye göre Vakıflar ve Din İşleri Başkanlığı’nın birçok kişi ve kurumdan alacakları bulunmaktadır; ancak bu alacaklar yeteri ölçüde tahsil edilememektedir. Bu kadar yüksek geliri olan vakıfların, kendi gelirleri ile camileri inşa, tamir edememesi ve camii elektrik borçlarını ödeyememesi sebebiyle camilerin elektriklerinin kesilmesi yeniden yapılanmanın gerekliliğinin sinyallerini vermektedir. Nitekim Türkiye dâhil farklı ülkelerde vakıfları olan toplumların vakıfları iade edilirken, Müslüman vakıflarının devlet eliyle bu şekilde zayıflatılması akıl ve vicdan ile açıklanamaz.
Bu yapılanma Vakıfların vakfedilme amaçlarına uygun kullanımı yanı sıra, Din İşleri Başkanlığı’nın her türlü siyasi mülahazadan uzak tutulduğu laik devlet anlayışı ile de çelişmeyen bir yapılanma olması gerekmektedir. Edindiğim bilgiye göre hükümetin de hem vakıfların hem de din İşleri Başkanlığı’nın çağdaş bir yapıya kavuşturulması için bazı girişimleri bulunmaktadır.
http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/vakiflar-ve-din-isler-baskanligi/3649
Yusuf Suiçmez