Kadın Algımız Üzerine

Kadın Algımız Üzerine

Acaba erkek işverenler, çalışacak olan bir kadının tercihinde, kadının mesleğindeki başarısı ve kişiliğini mi yoksa güzelliği ile kadınsı özellikleri mi daha fazla dikkate alırlar? Bu soruya tek bir cevap verilmeyeceği şüphesizdir. Ancak toplumumuzda kadınların mesleki başarısı ve kişiliğinden çok kadınlığı ve giyiminin dikkate alındığı kanaati hâkimdir. Aynı soruyu bir kadın işverene, erkek işçilerin tercihi konusunda da sorabiliriz. Ancak kadınlarımız bu konuda görüşlerini ifade etmekte erkeklerden daha suskun davranmaktadır. Çünkü kültürümüzde, erkeklerin kadınlar üzerinde yorum yapmaları hoş karşılanırken kadınların erkekler üzerinde açık yorumlar yapmaları aynı ölçüde hoş karşılanmamaktadır.

Dinlediğim bazı bayanlar, kadın olarak iş piyasasında olmak için ileri sürülen şartların daha zor olduğunu, bunun ise haksız rekabet yarattığını belirttiler. Muhafazakâr tesettürlü bir kadının ise hem özel hem de kamusal alanda karşılaştığı zorluklara baktığımızda, onların durumunun çok daha zor olduğunu görürüz. Bu ise kadınların sosyal hayata atılmalarına engel olmakta ve zayıf olan rekabet imkânlarını daha da zayıflatmaktadır.

Modernite adına kadınlara getirilen yasaklar da bunun cabasıdır. Dikkat edilirse, Müslüman muhafazakâr erkekler de modernite adına özellikle tesettürlü kadınlara konan yasaklardan fazla rahatsız olmamaktadır. Çünkü onlar da kadının sosyal hayatta fazla etkin olmalarını, psikolojik, sosyal ya da ekonomik sebeplerden dolayı istemiyorlar. Bunu açık olarak dillendirmek yerine de dini kullanarak kamufle etmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla da kadınlar bu mücadelelerinde de büyük ölçüde yalnız kaldılar. Hâlbuki Hz. Muhammed’in ilk eşi Hatice tüccardı ve onun yanında çalışan birisiydi. Medine’de Hz. Ömer döneminde alış veriş yerlerini denetleyen bir kadındı. Hz. Ali’ye savaş açan ve ordunun komutanlığını yürüten ise Hz. Ayşe idi. Buna rağmen birçok muhafazakâr dindar hala daha, eşlerinin ya da kızlarının tesettürlü de olsa özel ya da kamu sektöründe çalışmalarına karşı çıkmaktadır.

Aslen Kıbrıslı olan bir bayan arkadaşım, yıllarca zorluklarla okuduktan sonra KKTC’ye döndüğünde örtülü olduğu için öğretmenlik hakkının hiçbir yasal gerekçe olmamasına rağmen tamamen keyfi uygulamalarla engellendiğini söyledi. Yine Kıbrıslı, muhafazakar ancak örtünmeyi dini bir zorunluluk olarak görmeyen bir başka bayan arkadaşım ise, hem bazı dindarların hem de kendini çağdaş ya da modern diye tanımlayan insanların yarattığı psikolojik baskıdan dolayı huzur ve güven içinde çalışamadığını söyledi. Ülkemizde kadınlara yönelik açık ve gizli birçok farklı psikolojik ve fiili taciz olayını da dikkate aldığımızda, kadın, devlet, din ve çağdaşlık algımızı yeniden sorgulamamızın gerekliliği bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Özellikle kamu sektöründeki örtünen kızlara getirilen yasaklar, mezun olduktan sonra da devlet imkanlarından eşit vatandaşlar olarak yararlanmalarına engel olmuştur. Bu yüzden birçok kadın, evinde kapalı yaşamak zorunda kaldığı için daha da içe kapanık bir dindarlığa sürüklenmiştir. Türkiye’de bu sorun artık yavaş yavaş aşılmaya başlanmıştır. Ancak bu sefer de tersinden, açık kıyafet tercihi yapan kadınlar üzerinde kurulmaya çalışılan bir baskının endişesi seslendirilmeye başlandı. Dolayısıyla da özgürlük alanları genişletilirken, bu genişliğin farklı yaşam tercihi ya da giyinme tarzı olanlara baskıya dönüşmemesine dikkat edilmelidir.

Başbakan Erdoğan’ın da bazı açıklamaları, yanlış anlaşılmaya müsait olduğu için bu yöndeki kaygıları beslemiştir. Bazı CHP’lilerin de tesettürlü bayanlara karşı eski yasakçı tavırlarını devam ettirmeleri tesettürlü bayanlar üzerindeki endişeyi arttırmaktadır. Bu yüzden de bazı dindar bayanlar, bunlar tekrar güç kazanırlarsa hayatı bize zindan etmeye devam ederler diye zaman zaman farklı bir endişeyi dile getirmektedirler. Evet, insanların inandıkları gibi yaşama hakları vardır ve devlet yetkililerinin bunu korumaları gerekir; ancak bu hakkı korumaya çalışırken farklı inanç ve yaşam tarzlarına dayatma yapılmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü devlet adına bu dayatmaların yapılması, devleti birlikte yaşamın getirdiği ortak hukuk alanı olmaktan çıkarıp, adaletsizliğin dayatıldığı bir mekanizmaya dönüştürür. Bu ise toplum içindeki ayrışma ve çatışma ortamını tetikleyerek istikrarsızlığa yol açar.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/kadin-algimiz-uzerine/3867

Yusuf Suiçmez

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.