“Çözüme Doğru Kıbrıs” Paneli Mesajları
Akademi Kıbrıs’ın Yakın Doğu Üniversitesi’nde düzenlediği “Çözüme Doğru Kıbrıs” konulu panele Türkiye AB Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve KKTC Dışişleri Bakanı Özdil Nami konuşmacı olarak katıldılar. Paneli Prof. Dr. Ata Atun yönetti. Sayın Atun, açılış konuşmasında 12 Nisan’ın aynı zamanda Kıbrıs Vakıflarının devir gününe denk gelmesinin anlamlı olduğuna, Kıbrıs’taki varlığımızın devamında Adnan Menderes ve Fatih Rüştü Zorlu ile Dr. Küçük’ün gayretlerinin önemli bir katkısı bulunduğuna, tüm bu gayretlere rağmen Güney Kıbrıs siyasetinin ise çözüm yönünde ciddi bir irade ortaya koymadığına değinerek, Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının yanında yer alması sebebiyle Filistin’deki gibi bir sıkıtının yaşanmadığını belirtti. Tabii ki Filistin ve Kıbrıs sorununu karşılaştırdığımızda Filistin’in çatışmalar dışında uluslararası hukuk bakımından KKTC’den bir adım önde olduğunu unutmamak gerek.
İlk konuşmacı Sayın Nami, uluslararası güçlerin Kıbrıs sorununa artan ilgisinin, sorunu daha karmaşık hale getirme yerine çözüm için fırsata dönüşmesi gerektiğini, bu fırsatın, Avrupa Birliği, Amerika, İsrail, Rusya, Türkiye, Yunanistan ve Mısır gibi bölgesel aktörler arasındaki ilişkilerin düzeltilebilmesi için bir zemin oluşturabileceğini; dolayısıyla bu etkinin sağlanabilmesi için adil bir çözüme ihtiyaç duyulduğunu, müzakerelerin usul ve özüne yönelik bazı sorunlar olsa da bunların çözüm hedefinden sapmaya yol açmaması gerektiğini belirtti. Nami, çözümün uluslararası toplumla bütünleşmek için de gerekli olduğunu belirtti; ancak Güney Kıbrıs’ın uluslararası toplumla bütünleşmek gibi bir derdi olmadığın gözden kaçırmamak gerek. Ayrıca çözüm için belirtilen bu ülkelerin hepsinin ortak iradesi gerekiyorsa yakın bir zamanda bir çözümün oluşması imkânsız demektir.
Türkiye AB Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise konuşmasında, 2014 öncesinde Kıbrıs’ta barışı sağlama yönündeki gayretlerin hainlik olarak değerlendirildiğini; ancak 2004 referandumu ile birlikte bunun aşıldığını belirtti. Çavuşoğlu, Avrupa Birliği’nin Güney Kıbrıs’a almasının hata olduğunu geç de olsa anladığını, bunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu; dolayısıyla bir cifte standart yaşandığını belirtti.
Çavuşoğlu, İslam Birliği Şangay gibi yapıların da gündeme getirildiğini; ancak özellikle İslam ülkelerinin, kendi aralarındaki sorunların, böyle bir birlikteliği imkânsız kıldığını belirtti. Bu yüzden AB sürecinin sürdürülmesi gerektiğini; AB’nin ise daha önce verdiği bir söz olan doğrudan ticaret tüzüğünü yürürlüğe koyması gerektiği, Güney Kıbrıs’ın bloke ettiği 8 fasılın açılması için inisiyatif yüklenmesi gerektiğini belirtti. Kıbrıs sorununun Türkiye’nin AB süreci önünde büyük bir engel olduğunu; ancak Türkiye’nin kararlı ve istikrarlı tutumu sebebiyle taviz politikalarına prim verilmediğini; bu yüzden de hem Başbakan Erdoğan hem de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yanlı gördükleri kararlara karşı anında tepki koyarak sonuç aldıklarını; ancak herhalükarda çözüm stratejisinden sapılmadığını vurguladı.
Çavuşoğlu, Rusya-AB uyuşmazlığının AB’nin enerji ve gazda bağımlı olduğu Rusya’nın etkisini azaltmak için ek kaynaklara ihtiyaç duyduğunu; bu yüzden Kıbrıs sorununun çözümünün stratejik olarak önem kazandığını ifade etti. Ancak buna rağmen hala daha bu konu ile yakından alakalı olan enerji faslının açılamadığını, özellikle Güney Kıbrıs’ın üyelik avantajını kullanarak enerji faslı dâhil 8 faslı bloke ettiğini vurguladı. Cavuşoğlu’nun dikkatimi çeken bir açıklaması ise Annan Planı döneminde KKTC’nin ekonomisi ve milli gelirinin Güney ile rekabet edecek düzeye getirilmesini, çözümün parametreleri arasında zikretmesidir. Halbuki, son dönemlerde KKTC’de izlenen mali disiplin politikalarına baktığımızda genel bütçe rakamlarının büyümesine rağmen vatandaşın alım gücünün maaşlarla birlikte oldukça fazla düştüğünü görürüz.
Sayın Çavuşoğlu konuşmasında, Kıbrıs Sorununun çözümü sürecini sürekli olarak “barış süreci” olarak nitelemiştir. Bu niteleme siyasi dil olarak doğru gözükmemektedir. Çünkü 1974 Barış Harekâtı ile Kıbrıs’a barış gelmiş ve çatışmalar durmuştur. Ancak hala daha bir ateşkes antlaşması imzalanmadığı gibi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temeli olan ortaklığa dayalı bir çözüme de ulaşılamamıştır. Dolayısıyla Kıbrıs sorununun çözüm sürecini barış süreci olarak değil; ortaklığa dayalı adil ve kalıcı bir çözüm bulma süreci olarak tanımlamak gerektiği kanaatindeyim.
Kıbrıs’taki bölünme sürecinin tekrar ortaklığa dayalı yeni bir sürece girmesi genel anlamda arzulanan bir şey olmasına rağmen; yeni müzakere süreci hala daha Annan Planı’nda olduğu gibi somut bir plana dönüşememiştir. Bu durum, yakın zamanda bir çözüm ihtimalini zayıflatmaktadır. Bu yeni süreçte 2004 öncesinden farklı olarak Mal Tazmin Komisyonlarının mülkiyet konusundaki sorunların çözümünde, Türk tarafının lehine bazı sonuçlar yaratmış olması gerekir. Çünkü Annan Planı’nda kabul edilen sınırlara bu komisyon aracılığı ile elde edilen mallar da eklendiğinde, yeni haritadaki Türk mülkleri sınırlarının artmış olması gerekir. Hâlbuki kamuoyunda müzakere sürecinin kapalı yürütülmesi sebebiyle; Annan Planında belirtilen sınırların gerisine gidildiği havası hakim durumdadır. Bu ise çözüm yönündeki iradeyi zayıflatmaktadır.
Cumhurbaşkanı Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi, Cumhurbaşkanı Talat’ı görüşmeler hakkında halkı bilgilendirmemekle suçlamıştı. Hâlbuki Talat döneminde planlar halkın gündemine gelerek tartışıldığı için beş kere değişime uğramış; bu yüzden de referandum gecikmişti. Eroğlu döneminde ise çözüme yaklaşıldı gibi söylemler gündemi meşgul etmesine rağmen; hala daha halkın bilgisine getirilen somut bir plan bulunmamaktadır. Bu ise bir süre daha Kıbrıs sorununun iç ve dış siyasetin bir malzemesi olarak kullanılmaya devam edileceği izlenimi vermektedir
Bence bu süreçte yapılabilecek en makul şey; KKTC’nin de Türkiye ile yürütülen AB ile uyum sürecine dahil edilerek, Türkiye ile birlikte AB’ye girmesidir. Tabii ki başta Güney Kıbrıs ile Yunanistan’ın buna ikna edilmesi gerekir. Bu ise imkânsız gibi gözükmektedir. Ancak Güney ve Yunanistan şunu bilmeli ki, bunu kabul etmeseler dahi, Türkiye ve AB arasında üç yıl sonra yürürlüğe girecek olan serbest dolaşım hakkı, bunu zorunlu hale getirecektir. Sonuç olarak, biz kendi ödevimizi yapar ve AB baskısı olmadan AB standartlarında bir devlet yapılanmasına gidersek, bizi çözümsüzlük havasının yarattığı baskılardan kurtaracağı gibi, çözüm masasında da elimizi güçlendirecektir.
http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/cozume-dogru-kibris-paneli-mesajlari/4285
Yusuf Suiçmez