ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in Kıbrıs Ziyaretinin İzleri ve Etkileri

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in Kıbrıs Ziyaretinin İzleri ve Etkileri

Şüphesiz ki ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in ziyareti Kıbrıs’ın artan stratejik öneminin bir göstergesidir. Yine şüphesiz ki bu ziyaretin temel amacı ABD’nin stratejik çıkarlarını korumaktır. Özellikle Rusya’nın son yıllarda Ortadoğu ve Avrupa üzerindeki etkisini arttırma gayretleri, ABD’nin Kıbrıs’a olan ilgisini arttırmıştır. Çünkü Avrupa’nın Rusya’ya enerjide bağımlılığının yarattığı siyasi bağımlılık, Ukrayna krizi ile beraber daha fazla su yüzüne çıktı. Çünkü AB’nin ihtiyacı olan gazın sağlandığı üç ana boru hattı da Ukrayna’nın içinden geçmektedir. Bunun ile birlikte Ukrayna’nın AB sınırlarına yakın yerlerde keşfedilen yeni yüksek gaz yatakları, Ukrayna’nın ekonomik ve stratejik önemini daha da arttırdı ve Rusya ile AB’yi karşı karşıya getirdi.

Bu gelişmelere bağlı olarak Kıbrıs sorununun çözümü tekrar önem kazanmaya başladı. Çünkü AB’nin enerjideki Rusya’ya bağımlılığının giderilmesi ya da azaltılması; ancak Kıbrıs deniz sahasında çıkan yüksek orandaki gaz rezervlerinin aktif kullanımı ile mümkündür. Çünkü AB’nin enerjide Rusya’ya daha da bağımlı hale gelmesi demek, zamanla Rusya’nın AB üzerindeki siyasi etkisinin daha da artması demektir. Bu ise BM’deki iç dengeleri de bozabilecek bir gelişme demektir. Çünkü BM’nin beş daimi üyesinden ikisi AB üyesi olan İngiltere ve Fransa’dır. Bu iki ülkenin Rusya’ya hem enerji hem de siyasette daha fazla bağımlı hale gelmesi demek, siyasi olarak Rusya’nın BM’deki etkisinin daha fazla artması demektir. Bu ise BM’deki ABD üstünlüğünü ortadan kaldıracak bir gelişme demektir. Çin’in de ABD ile olan ilişkilerindeki sorunlar dikkate alındığında, ABD’nin Avrupa üzerindeki etkisini kaybetmesinin dünya üzerindeki etkisini de kaybetmesine yol açabileceği görülür. Bu yüzden de ABD’nin her halükarda AB üzerindeki etkisini korumaya devam etmesi gerekmektedir.

Kanaatimce ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in ziyaretini bu bağlamda da değerlendirmek gerekir. Çünkü bu ziyaret Güney Kıbrıs siyaseti üzerindeki Rusya etkisini zayıflatacaktır. Bilindiği üzere bir önceki Güney Kıbrıs lideri Hristofyas Rusya’ya yakın birisiydi. Annan Planı’na “hayır” denmesi ve sonrasında da Rusya’nın BM’de Annan’ın raporunun görüşülmesini engellemesi, bu yakınlığın bir sonucuydu. Dolayısıyla Güney Kıbrıs lideri Anastasiadis’in sağ bloktan gelmesi ve AB ve ABD’nin politikalarına uygun davranması doğal olarak Rusya’nın Kıbrıs üzerindeki politik etkisini azaltmış ve çözüm yönündeki politikalara yeni bir ivme kazandırmıştır.

Joe Biden’in ziyaretinden hemen sonra 28, 29 Mayıs’ta Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Aleksey Meshkov’un da Kıbrıs’a gelecek olması, Rusya’nın Kıbrıs politikalarında etkili olma çabasının devam edeceğini göstermektedir. Süreç dikkatli yönetilmez ise çözüm umutlarının bir tıkanma noktasına vararak Ukrayna’da olduğu gibi Kıbrıs sorununun da daha sıkıntılı bir bölge sorununa dönüşmesi mümkündür.

Türkiye siyasi yetkililerinin açıklamalarına bakıldığında, ziyareti olumlu değerlendirdikleri görülür. Bu ise Türkiye’nin Kıbrıs politikasının her hâlükârda çözüme yönelik olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Bu durum Türkiye’nin Kıbrıs sorunu ile ilgilenen ABD, AB ve Rusya gibi büyük aktörlerin psikolojik baskısı altında kalması mı yoksa daha derin bir siyaset mi izlendiği sorularını akla getirmektedir. Devlet sırrı diye bir kavram varken bu sorunun cevabını vermek imkânsızdır. Dolayısıyla mevcut şartlarda bu sorular cevapsız kalmaya mahkûmdur.

Meseleye Güney Kıbrıs kanadından baktığımızda, uluslararası baskı sonucunda neredeyse iflasın eşiğine gelindiğini; dolayısıyla bu şartlarda çok fazla bir pazarlık payları olmadığını söyleyebiliriz. Bu yüzden de uluslararası güçlerin çizdiği rotadan fazla sapma göstermeleri pek mümkün gözükmemektedir. Zaten Güney Kıbrıslıların bulunan gazı tek başına çıkarabilecekleri teknolojileri ve imkanları yoktur. Bu yüzden de pastadan alabilecekleri payı arttırmaya çalışmaktan öte bir şey yapmaları mümkün gözükmemektedir. Tabii Güney Kıbrıs’ın siyasi aktörleri bu pastadan pay almaya çalışırken eski ortakları olan Rusya ve yeni Ortakları olan AB ve ABD arasındaki rekabetten nasıl zarar görmeden çıkabileceklerini de düşünmeleri lazım.

Olaya Kuzey Kıbrıs penceresinden bakınca sanki biraz daha vahim bir durum varmış gibi gözükmektedir. Çünkü KKTC halkı Annan Planı’na “evet” demiş olmasına rağmen verilen sözler tutulmamış; aksine üzerindeki siyasi baskı artmaya devam etmiştir. Türkiye ile olan ilişkilerinde de düzelme yerine, zorluklarla karşılaşan KKTC vatandaşları zorunlu olarak çözüme yeni bir umut gibi bakmak zorunda bırakılmıştır.

Biden’in ziyareti esnasında Cumhurbaşkanlığı’ndaki ofiste bayrakların bulunmaması adeta tek çözüm yolu adanın tekrar birleşmesi şeklinde bir algının oluşmasına yol açtı. Bu tavır Türk milliyetçileri tarafından KKTC’den vazgeçilmesi gibi yorumlanırken Güney milliyetçileri tarafından ise Biden’in Kuzey’e geçişi, Kuzey’in bölünmüş statüsünün BM kararlarına aykırı olarak kabul edilmesi olarak değerlendirilmiştir. Yani burada bir denge politikası izlenmiş gibi gözüküyor. Tabii burada anormal olan Türk bayrağının da sorun olarak görülmesidir. Çünkü Türk Bayrağı, Garantör devletin bayrağı olduğu için, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de resmi bayraklarındandır. Dolayısıyla siyasilerimizin en azından bu konuda ısrar etmeleri gerekirdi. Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun siyasi çizgisine baktığımızda, siyasi söylemlerini ağırlıklı olarak devletin ve bayrağın koruması üzerine kurduğunu görürüz. Doğal olarak bu uygulama, kendisine yıllarca destek veren bazı yazarlar tarafından da açık şekilde eleştirilmesine yol açmıştır.

İkinci Cumhurbaşkanı Talat’ın açıklamalarına baktığımızda ise ziyareti adil ancak eşitlikçi olamayan bir ziyaret olarak değerlendirmediğini görürüz. Biden’in geçmişteki tutumlarına bakıldığında genelde Yunanistan ve Rum lobilerine yakın durmuş olması bu açıklamayı destekler niteliktedir. Nitekim 1974 sonrası Türkiye’ye uygulanan silah ambargolarında Biden’in oldukça etkin rol oynadığı bilinmektedir. Buna rağmen bazı Rum yazarlar, Türkiye-ABD ilişkilerinin tarihi seyrine bakarak bu ziyaretin davetinin Güney Kıbrıs tarafından yapılmış olmasına rağmen uzun vadede Türkiye’nin menfaatlerine yarayacağını ileri sürdükleri görülür. Bu düşüncelerini de çıkarılacak olan gazın Türkiye üzerinden AB’ye aktarılacak olmasına dayandırmaktadırlar. Gazın Türkiye üzerinden AB’ye aktarılması doğal olarak Türkiye’nin stratejik değerini daha da arttıracaktır.

Olaya Biden’in gözüyle bakarsak, ilk aşamada başarılı bir ziyaret olarak gözükmektedir. Ancak istenilen sonuçların alınması için henüz daha şartların oluşmadığı açıktır. Biden’in tek devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıdıkları açıklaması ile Kıbrıs Sorununun çözümünün halklara bağlı olduğu açıklamaları birbiri ile çelişir gibi gözükmektedir. Çünkü tanınmış olan Kıbrıs Cumhuriyeti devletini oluşturan halkların büyük çoğunluğunun Kıbrıs Cumhuriyeti’nin siyasi ve hukuki yapısının aynen devamından yana olmadıkları bilinmektedir. Doğal olarak yapılacak bir anlaşmada Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tüzel kişiliği dışında anayasal ve yasal tüm zemini değişecektir. Ayrıca ne ABD’nin ne de diğer devletlerin Kıbrıs sorununun çözümünü halklara bırakmayacakları açıktır. Eğer bu sorun halklara bırakılacaksa o zaman tek seçenekli çözümler değil, KKTC’nin tanınması, anavatanlarla birleşmek gibi seçeneklerin de halkların önüne getirilmesi gerekir. Bu yapılmayacağına göre, Kıbrıs Sorununun çözümünün halklara kaldığını söylemek politik bir söylemden öte anlam taşımamaktadır.

Olaya AB kanadından bakıldığında, çözüme en fazla ihtiyacı olanın AB olduğu görülür. Çünkü AB’nin Kıbrıs’ın kurucu unsuru olan Türk halkının iradesini dikkate almadan, Kıbrıs’ı tek taraflı olarak AB’ye alması ayıbından ve de Rusya’nın baskısından kurtulması için bu sorunu mutlaka çözmesi gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yine kendi hukukunu çiğneyerek Türkiye’ye verdiği yüksek miktardaki tazminat cezası da bu ihtiyacın zorladığı başka bir yanlış karardır. Tabii ki bu yanlış kararın çıkmasında siyasilerimizin zamanında gerekli adımları atmamasının da önemli bir rolü vardır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı çözümü siyasi baskılarla değil; halkların geleceklerinin işbirliğine bağlı olduğunu fark etmeleri ve siyasi çözümün de bu esasa göre aranması ile mümkündür. Ancak her iki halkın da sorunun sadece kendilerini ilgilendirmediği, sorunun çözümüne bu coğrafyadaki diğer siyasi aktör ve halkların da ihtiyacı olduğunu fark ederek hareket etmeleri gerekir.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/abd-baskan-yardimcisi-joe-biden-in-kibris-ziyaretinin-izleri-ve-etkileri/4651

Yusuf Suiçmez

 

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.