HUKUK SİSTEMİMİZ

HUKUK SİSTEMİMİZ

KKTC’de siyasilerle birlikte birçok idareci, kurum ve kuruluş yasal olmayan; ancak yargının denetimi dışında kalan eylemlerde bulunabilmektedir. Bazı kurumların yasadışı olarak yaptığı istihdamlar, usulsüz ihaleler, kaçak işgücü, kadın ticareti, vergi kaçakçılığı ve bunlar gibi birçok suç bunlardan bazılarıdır. Bu durum hukuk devleti olup olmadığımız konusunda kuşkular yaratmaktadır. Hukuk dilinde “hukuk devleti” deyimi, devletin hukuk kurallarına bağlı sayılmadığı Polis Devleti’nin karşıtı olarak kullanılmaktadır. Polis devleti anlayışında devlet hukuka bağlı olmadığından idari eylem ve işlemlerinin yargı tarafından denetlenmesi de söz konusu değildi. Dolayısıyla da “Polis devleti” ifadesindeki “polis” kelimesi bizim günlük kullanımımızda olan “kolluk kuvveti” anlamında değil; kamunun refah ve selametini sağlamaya yönelik tüm devlet faaliyetleri anlamında kullanılıyordu. Bu açıdan da polis devleti, idari denetimin olmadığı ya da çok zayıf olduğu mutlakiyetçi ve totaliter devlet anlayışlarını ifade etmektedir.

Demokrasilerde en önemli denetleme organı halktır. Ancak halkın denetimi sadece seçimden seçime gerçekleşebildiği için, idari işlemlerin etkin şekilde denetimi yargı yoluyla gerçekleştirilebilmektedir. Bu durum doğrudan doğruya “hukuk devleti” olmak ile ilgilidir. Dolayısıyla, idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olması, yasama ve yargının da hukuka bağlı olması Hukuk Devletinin esasını oluşturmaktadır. Hukuk Devletinde, devlet: Toplumsal sözleşmeyi ifade eden hukuk sistemi anlamına gelir. Bu açıdan da Hukuk Devleti, hukukçuların hakim olduğu devlet değil; devletin vatandaşlarının doğrudan ya da dolaylı olarak katılımı yolu ile oluşturduğu hukukun hakim olduğu devlet demektir. Hukukun toplumun doğrudan ya da dolaylı olarak katılımı ile oluşması ise hukuk devletinin aynı zamanda sosyal bir devlet olmasını sağlamaktadır.

İdarenin eylem ve işlemlerinin yargısal denetimi konusunda iki sistem vardır. Bunlardan birincisi, bu denetimi genel yargı organlarına bırakan ve özellikle Anglo-Sakson ülkelerinde uygulanan “adlî idare” ve “yargı birliği” sistemidir. Bu sistemde yargı organı tekdir ve devletle fert arasındaki hukukî uyuşmazlıklar tıpkı fertler arasındaki hukukî uyuşmazlıklar gibi genel mahkemelerce çözülür. İkinci sistemde ise, yürütmenin eylem ve işlemlerinden doğan hukukî uyuşmazlıklar, genel mahkemelerde değil idari mahkemeler gibi özel ihtisas sahibi olan mahkemelerde çözülür. “İdarî yargı” adı verilen bu sistem, Fransa’da doğmuş ve ülkemizdeki sistem de buradan esinlenerek oluşturulmuştur. Hukuk devleti bakımından önemli olan, yürütmenin eylem ve işlemlerinin ihtisas sahibi bağımsız yargı organlarında denetlenebilmesidir. Bu denetim sağlandıktan sonra, denetimi yapan mahkemenin genel mahkeme veya idare mahkemesi olması hukuk devleti açısından fazla önem taşımamaktadır. Çünkü çağımızda artık tek yargı sisteminden kastedilen sadece yargıda askeri ve sivil yargı ayırımının yapılmamasıdır.

Basında yer alan keyfi ve hukuk dışı uygulamaların birçoğunun hukuk denetimi dışında kalması, idari hukukumuz ve hukuk sistemimiz üzerinde yeniden düşünmemizi gerekli kıldığı kanaatindeyim. Bizim yargı sistemimizde Türkiye’den farklı olan önemli bir özellik, polisin savcılık görevini de üstlenmesidir. Burada tartışılması gereken önemli bir husus: Polisin savcılık görevini yürütebilecek kadar hukuk eğitimi alıp almadığıdır. Polislerimizin Türkiye sisteminden mezun olduklarını dikkate aldığımızda, özel ihtisas isteyen savcılık görevini yürütmelerinin pek sağlıklı olmadığı kanaati oluşmaktadır. Çünkü polisin savcılık görevini üstlenmesine rağmen İngiliz sistemine göre değil de İngiliz sisteminden oldukça farklı olan Türkiye sistemi içerisinde eğitim görmeleri sistemin sağlıklı yürümesini aksatmaktadır. Türkiye sisteminde İngiliz sisteminden farklı olarak savcı olabilmek için hukuk fakültesi mezunu olunması gerekir. Bu iki farklı sistemin bir araya getirilerek oluşturulmuş olan sistemimizin aksamaması için polislerimizin Türkiye’deki savcılara uygulanan savcılık eğitimi ve sınavına benzer bir sınavdan geçtikten sonra böyle bir görev için yetkilendirilmesi ya da sistemimizin tamamen Türkiye ile uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Bizdeki sistemin bir diğer riski de, polisin cezai tahkikat dosyasını hazırladıktan sonra bunu savcılığa sunması ve davanın mahkeme aşamasının savcılık tarafından yürütülmesi sebebiyle oluşan zaman kaybı ve kopukluktur.

Ayrıca savcı sayısının yetersiz olması sebebiyle polis tarafından hazırlanan birçok dosyanın zamanında görüşülmesi ve sağlıklı yürütülmesinin engellediğine dair şikâyetler bulunmaktadır. Sistemin bu özelliğini bilmeyenler, davaların gecikmesi ve yürütülmesindeki aksaklıkların sadece polisten kaynaklandığını zannetmektedirler. KKTC’de Adli Tıp’ın olmaması/yetersizliği birçok soruşturmanın aksaması ya da gecikmesinin bir diğer sebebidir. Adli tatilin uzun olması, aynı yargıçların faklı ihtisas isteyen konulara bakmak zorunda kalması, yargımızın diğer sorunlarından bir kaçıdır. Tüm bu sorunlar, ekonomi, siyaset gibi yargı alanında da çağın gereklerine uygun bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç duyulduğuna delalet etmektedir.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.