Kader nedir?

Kader nedir?

Kader konusu, Allah ve varlık arasındaki ilişkiyi esas aldığı için ilahiyatın en temel konularındandır. Konunun önemi ve zorluğu sebebiyle, konu etrafında bir takım tabular oluşturulduğu gibi bir takım yanlış algılar da oluşmuştur. Rivayet edildiğine göre Hz. Ömer, ordusuna salgın bir hastalık olan bölgeden uzaklaşın emrini verince bazı insanlar ona kaderden mi kaçıyorsun diye itirazda bulunmuş, o da onlara: “Evet Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyorum” cevabını vermiştir. Yine Hz. Ali’nin de yıkık bir duvarı görünce altından kaçtığında kendisine ayni itirazı yapana benzer şekilde cevap verdiği nakledilmektedir.

Kader olarak zihnimizde oluşan algı, insan aklının yaratılış sürecini idrak etmesinden kaynaklanmaktadır. Yaratılış ise Allah’ın bilgisinde olan şeylerin, Allah’ın kudreti ile varlık olarak vücut bulma sürecini ifade eder. Çünkü Allah hayal ya da tecrübe ederek öğrenmez ve yaratmaz. Eğer Allah tecrübe ederek ya da sonradan öğreniyor olsaydı, varlığın geleceği risk altına girerdi. Bu yüzden yaratılış ve varlık zaten onun bilgisinde olanın vücut bulması ile ortaya çıkar. Bir başka ifade ile varlık, Allah’ın ilminde olan şeylerin, kendi varlıklarına şahit olmaları için kudret-i ilahi ile vücut bulması sürecini ifade eder. Bu yüzden de halk arasında yaygın olan Allah’ın insanı imtihan etmek için yarattığı anlayışı, yanlış bir anlayıştır. Çünkü bu imtihan, Allah’ın öğrenmesi değil varlıkların kendi varlıklarını öğrenmesi içindir. Yani Allah, öğrenmek için yaratmaz, varlıklara kendi varlıklarını öğretmek için yaratır.

Kader ile ilgili en temel sorunlardan birisi, Allah’ın bilgisindeki şeyler ile kendi varlığı arasında nasıl bir bağ olduğu meselesidir. Allah’ın bilgisinde olan şeyler, zaten Allah’ın yine kendisidir diyenler vahdet-i vücudu savunmuşlardır. Vahdet-i vücud inancı daha çok Budizm ile özdeşleşmektedir. Hallaç el-Mansur gibi enel hakçıların temel inancı vahdet-i vücüt inancını çağrıştırmaktadır. Allah ile bilgisinde olan şeyleri birbirinden ayıranlar ise vahdet-i şuhut inancını savunmuşlardır. Vahdet-i şuhut inancı daha çok Brahmanizm’le örtüşmektedir. Vahdet-i vücut anlayışına göre aslında varlık tek olduğu için kaderi de tek bir doğrultuda akar. Bu yüzden de vahdet-i vücut inancını esas alıp insandaki özgür irade ile varlıkların kendi kimlikleri arasındaki bağı açıklamak oldukça güçtür. Vahdet-i şuhut inacı ile de kader konusunun doğru anlatılabilmesi pek mümkün değildir. Çünkü vahdet-i şuhuta göre varlığın tümünde Allah’ın tekliği gözükse de, Allah ile varlık arasındaki ilişkinin ne olduğunun açıklanabilmesi oldukça zordur.

Bence hem vahdet-i vücutçular hem de vahdet-i şuhutçular varlığı sadece var olma açısından düşündükleri için hataya düştüler. Hâlbuki varlığı, var olma ve yaratılış süreciyle birlikte düşünmek gerekir. Çünkü her varlık, ilmi ilahideki varlığı ve yaratılış sürecinde Allah’ın varlığı ile ortaya çıkan yaratılış sürecinin devamlılığı sebebiyle, sürekli suret ve varlık değiştirir. Bu suret ve varlık değişiminde, ortaya çıkan suretler ve varlıklar, varlıkların kaderi olarak bilinir. Ancak yaratılış sürecinde varlıkların kaderi ile birlikte yaratıcının da varlığının etkisi devreye girer. Bu yüzden de insan kendi varlığı ve iradesi ile Allah’ın varlığı ve iradesi arasındaki ayırım noktası tam olarak tespit edilemez. Bu durum bazı insanların kendi irade ve sorumluluklarını inkar ederek tam bir teslimiyetçiliğe (cebriyeciliğe) sürüklerken, bazılarını da ilahi iradenin varlığını inkara (ateizme) sürüklemektedir.

Aslında ateistler dünyanın en kaderci (determinist) insanlarıdır. Çünkü onlara göre her şey maddi düzeyde gerçekleştiği için, insanda maddeten ayrı bir öz yoktur. Bu anlayış doğal olarak insanın kendi irade ve aklını da inkara sürükler. Çünkü insanda maddeden bağımsız bir öz -yani ruh- yoksa, akıl, düşünce ve duyguların tümü kimyasal maddi reaksiyonlardır ve insanın kimyasal yapısı bozulunca ondan bağımsız olarak hareket edebilecek ruhu da olmadığı için yokluğa mahkûmdur. Bu anlayışa göre insanın sorumlu olmasının da fazla bir anlamı yoktur. Çünkü bu anlayışa göre insandaki duygu ve düşünce farklılıkları tamamen maddenin farklı formlarına bağlı şeylerdir.

Halbuki yaratılış süreci maddi ve manevi olmak üzere iki alanda gerçekleşir. Yaratılışın maddi boyutu maddeyi ve maddenin var olma süreci ile ilgili fiziki kuralları ortaya çıkarırken, yaratılışın manevi boyutu ise maddi varlıklar arasındaki ruhsal ilişkileri düzenleyen manevi kuralların (ahlak kurallarını) ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bu ahlaki kurallar, madde ve mana ile ruhlar arasındaki ilişkilerden doğar. Bu madde ve mana arasındaki ilişki kuralları, varlıkların bizatihi kendinden değil; Allah’ın varlığından ortaya çıkar. Bu yüzden de evrenin maddi ve manevi yasalarına aykırı davranmak, Allah’ın varlığının ortaya çıkardığı sınırları aşmak olduğu için tabii afetlere ya da manevi çöküntülere sebep olarak, ilahi cezalandırılmaya dönüşmesine yol açmaktadır. Evrensel değerler Allah’ın bizatihi kendi varlığından kaynaklandığı için adalet ve dürüstlük gibi değerler tüm varlıklarda bulunmamaktadır. Çünkü evrensellik ve sınırsızlık ilahi tabiatın eserleri olarak ortaya çıkmaktadır ve varlıkların Allah’ın tabiatıyla uyuşmayan özellikleri, kendilerine sıkıntı olarak geri dönmektedir. Bu sıkıntı ilahi iradenin varlıklara, kendilerini değiştirme anlamında sadece bir sinyaldir, zorlama değildir.

İnsandaki bilgi düzeyi madde ve mana arasındaki ilişkinin idraki düzeyine göre, ahlak düzeyi ise madde ve mana arasındaki ilişkinin kurallarına uygun davranma düzeyine göre belirlenir. Yaratılışın tüm maddi ve manevi kural ve prensipleri sünnetullah tabiri ile ifade edilir. Dolayısıyla sünnetüllah, yaratılış sürecinin bir gereği olarak Allah’ın varlığından doğan maddi ve manevi tüm kural ve prensipleri ifade ederken; kader ise sünnetullah ile birlikte varlığın varlık olarak varoluşunu da ifade eden daha geniş kapsamlı bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden de insanın sorumsuz davranışı kaderin bir paçası olsa da kadaullaha aykırı olduğu için insanı hem diğer insanlar hem de Allah katında sorumlu olmaktan kurtaramaz.

Kadaullah, varlığın ilm-i ilahideki varlığından değil, doğrudan Allah’ın varlığı ve iradesinin varlıkla olan özel ilişkisinden doğan ilişkiyi ifade eder. Bundan dolayı da kadaullaha, yani evrenin maddi ve manevi yaratılış sürecinden doğan yasaların getirdiği ortak sorumluluğa aykırı davranmak günah olarak nitelenmiştir. Bu yüzden de insanın gerekli tedbirleri almadan hareket etmesi, kadere uygun olsa da kadaullaha –Allah ile varlık arasındaki özel hukuk ilişkisine- aykırı olduğu için günah olarak değerlendirilir. Dolayısıyla insanın sorumlu bir varlık olması kaderle değil; kadaullah ile bağlantılıdır. Çünkü insandaki sorumluluk duygusu doğrudan varlıkların kendi varlığından değil, yaratılış sürecinin bir gereği olarak yaradan ile yaratılan arasında oluşan özel hukuk ilişkisinden doğar.

Allah kendi tabiatı gereği varlıkları için iyilik ve güzellik ister. Din ve peygamberlik, bu ilahi isteğin bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Din adına yapılan istismarlara karşı insanların sıkıntıya düşmesi ise kadaullahın bir gereğidir. Ancak Allah gücü yetmesine rağmen, varlıkların kendi irade ve arzuları oluşmadığı müddetçe onları iyiliğe zorlamaz. Bu yüzden de Şeytan’ın kendi bilgisindeki varlığı ne ise onu varlığı üzere yaratarak kendi tabiatına uygun davranmasına müsaade eder. Ancak bu müsaade Allah’ın varlığı, var etme ve koruma iradesini ortadan kaldırmaz. Nitekim Kuran-i Kerim’de Allah dileseydi, herkesin inanacağı (Yunus/99) belirtilmektedir. Ancak başka bir ayette de dinde zorlama olmayacağı beyan edilmektedir (Bakara/256). Burada en temel sorun, Allah’ın insanın kendi kaderinde olmamasına rağmen, Allah’ın insanın kaderine müdahale edip etmeyeceği sorunudur. Kurun-i Kerim’in genel mesajına baktığımızda, Allah’ın müdahale edebileceği, hatta ettiği; ancak bu müdahalenin her zaman insanlığın lehine olduğu anlaşılmaktadır. Allah’ı tenzih etmenin temel mantığı budur.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/kader-nedir/5080

Yusuf Suiçmez

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.