Yahudi Düşmanlığı

Yahudi Düşmanlığı

Filistin’de son günlerde yaşananlar, halkımız arasında Yahudilere karşı büyük bir tepkinin oluşmasına yol açtı. Bu tepkiyi bazıları bir çeşit antisemitizm yani Yahudilere karşı etnik bir düşmanlık olarak bazıları da zulme karşı bir duyarlılık olarak değerlendirmektedir. Ancak bu tepkileri bir çeşit antisemitizm olarak değerlendirmenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Çünkü normal zamanlarda, özellikle Türk halkının Yahudilere karşı, saldırgan ya da düşmanca bir tavrı yoktur. Dikkat edilirse halkımızın bu tavrı göstermesinde Filistin’den gelen masum insanlara saldırı haberleri etkili olmaktadır. Bu durum tepkinin İsrail halkına değil; İsrail politikalarına olduğunu göstermektedir

Ayrıca halkımızın büyük bir kısmı bu tepkisini gösterirken Yahudilik ve antisemitizm kelimelerinin tarihi ve siyasi anlamını da bilmemektedir. Yahudiliği bir din olarak düşünürsek, bizim de kabul ettiğimiz birçok peygamberin dini olduğu için bir başka ifade ile Ehlikitap sayıldıkları için sırf dinlerinden dolayı Yahudilere düşmanlık beslemek, Müslümanlık inancıyla bağdaşmaz. Yahudiliği bir din olarak değil de bir kavim olarak düşünürsek, bir kavme etnik kökenli bir düşmanlık duymak da Müslümanlık inancıyla bağdaşmaz. Ayrıca meseleye soy olarak bakarsak, bizim inanç ve kültürümüzde tüm insanlar Adem ve Havva’nın soyundandır. Üstelik İsrail Oğulları ile Araplar amca çocuklarından gelmektedirler ve Hz. Muhammed ve birçok peygamber ile yakın bir soy birliğine sahiptirler. Dolayısıyla bu tepkinin ana sebebi soy ayrılığı olamaz.

Bence bu tepkilerin esas sebebi Yahudilik adına yürütülen ve Siyonizm olarak nitelenen siyasettir. “Siyonizm” kelimesi, Siyon (İbranice: Tzi-yon ציון) kelimesinden türetilmiştir. “Siyon” kelimesi esas olarak, Kudüs yakınlarında bulunan Siyon Dağı ile bu dağ üzerindeki Siyon Kalesi’ni belirtmek için kullanılmaktaydı. Siyonizmin temel hedefi Tevrat’ta vadedilen insanlığa örnek olacak kutsal devleti kurmaktır. Siyonizmin temeli ise Yahudi ırkının seçilmiş millet olması esasına dayanmaktadır. Bu anlayışı din ile karışmış bir çeşit ırkçılık olarak tanımlayabiliriz.

Tevrat’a göre İsrail Oğulları Hz. Musa döneminde Mısır’dan kaçarak Filistin topraklarına geldiler. Yahudilik anlayışı ve vadedilmiş topraklar inancının, bu göçten sonra, göçe ve bu bölgedeki varlıklarına dini bir görüntü kazandırmak amacıyla ortaya atılmış olmalıdır. Vadedilmiş topraklar Mısır’daki Nil Nehri’nden Türkiye’deki Fırat Nehrine kadar uzanan bir bölgeyi içermektedir (Genesis 15:18). Tabii bu toprakları vadedenin Kral Tanrı mı yoksa Yaratıcı Tanrı (Allah) mı olduğu bir ilahiyat sorunu olarak ortada durmaktadır. Benim şahsi kanaatime göre bu vaadi yapan o dönemin kralıdır. Çünkü Tevrat’ta “tanrı” kavramı, yaratıcı (Allah), kral (yönetici) ve otorite (güç sahibi) olmak üzere üç farklı şekilde de kullanılmaktadır. Dolayısıyla dönemin kralı tarafından verilen bu söz, zamanla Allah tarafından verilmiş bir söz gibi yorumlanmaya başlanmış olmalıdır. Tevrat’ın yazılma ve oluşturulma sürecine bakıldığında, bu tür bir yanlışın yapılması gayet doğaldır. Bu yanlış veya siyasi yorum, İsrail’in bir tehdit olarak algılanmasının ana nedenlerindendir.

Yahudilik ile ilgili yapılan en temel hata İsrail Oğulları ile Yahudilerin ayni şey olduğunun zannedilmesidir. Çünkü İsrail oğulları bir soyu, Yahudilik ise bir inanç ve düşünceyi ifade eder. Bu inanç ve düşünce Yahudi ırkının seçilmişliği ve üstünlüğü esasına dayanmaktadır. Dolayısıyla tüm İsrail Oğulları Yahudi değildir. Ancak Yahudiler olaya soy bağlamında baktıkları için İsrail Oğullarının tümünü Yahudi olarak görürler.

İsrail Oğulları Filistin’e göçtükten sonra tek tanrılı bir inanca sahip oldukları için çok tanrılı Roma ile uzun bir çatışma süreci yaşadılar Bu çatışmalar Romalıların galibiyeti ile sonuçlandı ve Kudüs’teki tapınakları yıkılarak sürgün edildiler. Diaspora olarak bilinen bu sürgün, 1948’de İsrail Devleti’nin kurulması ile genel anlamda sona erdi. Ancak bu sefer de bu toprakların eski sahipleri olan Filistin halkı için bir sürgün ve göç başlamış oldu. Dolayısıyla bu sorun yeni bir sorun değil; binlerce yıllık siyasi ve dini ayrışmalarla çatışmaların izlerini taşıyan bir sorundur.

Filistin sorununun bu tür çatışma kültürü ile yoğrulmuş inançlara bağlı kalınarak çözülmesi imkansız gözükmektedir. Dolayısıyla bu sorunun çözümü binlerce yıldır acısı ve tatlısıyla ayni coğrafyayı paylaşmış olan iki halkın, temel insan hak ve hürriyetlerini esas alan yeni politikalar üretebilmeleri ve uluslararası güçlerin de bu doğrultuda geliştirilecek yeni politikalara destek vermesi ile mümkündür. Aksi takdirde İsrail-Filistin sorunu hem bölge barışının korunması hem de inançların doğru anlaşılması ve yorumlanmasını engellemeye devam edecektir.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/yahudi-zulmu/5134

Yusuf Suiçmez

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.