Türkiye Siyasetinde Yenilenme Rüzgârları

Türkiye Siyasetinde Yenilenme Rüzgârları

Başbakan Erdoğan’ın uzun ve sıkıntılı bir maraton sonrasında ilk turda Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi, Türkiye’de siyasi dengelerin yeninden yapılandırılmasını zorunlu hale getirdi. İlk değişiklik Sayın Erdoğan’ın, Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nu AK Parti’nin genel başkan adayı olarak açıklaması oldu. Sayın Davutoğlu aslında, uluslararası ilişkiler konusunda, uluslararası saygınlığa sahip bir akademisyendir ve bu niteliği sebebiyle, Dış İşleri Bakanlığı görevine getirilmeden önce hem Başbakan Erdoğan hem de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e dış politika danışmanlığı yapmıştır. Dolayısıyla akademik birikimi ile siyasi tecrübesini etkili kullanabilmesi durumunda, başbakanlığı Türkiye siyaseti için iyi bir kazanım olabilir.

Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı sürecinin ilk yıllarında dış siyaset stratejisi “komşularla sıfır sorun” üzerine kurulmuştu. Öyle gözüküyor S. P. Huntington’un Medeniyetler Çatışması” tezi, bu stratejinin ilham kaynağı olmuştu. Davutoğlu Stratejik Derinlik adlı eserinde uluslararası siyesi yeni trenti ve Türkiye’nin bu süreçteki rolünü söyle açıklamaktadır: “Mesnevi’nin ABD’de en çok satan kitaplar arasında yer alması, İslamiyet’in bir çok batı ülkesinde ikinci büyük din haline gelişi Hint ve Çin Medeniyetlerinin klasik değerlerinin hızlı bir yükseliş trentine girişi, Huntington’un ön gördüğü gibi sadece bir medeniyet çatışmasını değil, yeni bir medeniyet sentezini ve açılımını gerekli kılacaktır. Tarihi birikimi böyle bir açılıma temel sağlayacak toplumların öne çıkacağı bu süreçte tarihi derinliği ile stratejik derinliği arasında yeni ve anlamlı bir bütün oluşturma ve bu bütünü coğrafi derinlik içinde hayata geçirme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Mihver bir ülke olan Türkiye bunu yapabilmesi durumunda jeopolitik, jeokültürel ve jeoekonomik bütünleşmeyi gerçekleştiren merkez bir ülke konumunu kazanacaktır (s. 563)”.

Bence Davutoğlu Dışişleri Bakanlığı siyasi deneyiminden sonra bu kitabı yazmış olsaydı, büyük ölçüde hedefler değişmese de olaylara bakışında değişiklik olacaktı. Nitekim Dışişleri Bakanlığına başladığı ilk zamanlarda verdiği mesajlar ile daha sonraları verdiği mesajlar arasında oldukça büyük farklılıklar oluşmuştur. Bu sebeple de kendisini takdir edenler yanında komşularla sıfır sorun politikasından, neredeyse komşularla savaş durumuna gelinmiş olmaktan dolayı da bazı çevrelerin eleştiri oklarını üzerine çekmiştir.

AKP’nin kurucu kadrolarının bu yeni siyasi süreçte tamamen devre dışı kalacak olması; doğal olarak Davutoğlu’na yeni süreçte partinin yeniden yapılandırabilmesi için önemli bir fırsat verecektir. Tabii bu yeni yapılanma sürecinde, hem yeni Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olan ilişkilerini, hem de AKP’nin siyaset dışı kalacak olan kurucu kadroları ile olan ilişkilerini dengede tutması gerekecektir. Çünkü bu dengeleri korumada yapacağı hata ve/veya hatalar, parti içi ayrışmayı tetikleyerek, hem kendisinin hem de partisinin siyasi geleceğini risk altına sokacaktır.

Sayın Gül’ün: “Partime geri döneceğim” şeklindeki açıklaması, en azından bazıları tarafından Davutoğlu’nun emanetçi bir başkan olacağı şeklinde algıların oluşmasına yol açtı. Doğal olarak AK Parti bu yeni süreçte, kendi içinde oluşan yeni güç dengelerinin aktif bir rekabetine şahit olacak gibi gözükmektedir. Bu rekabetin AK Parti’yi küçültecek ya da zayıflatacak bir duruma dönüşmemesi için doğal olarak yeni Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın da tavrı oldukça belirleyici olacaktır. Özellikle Cumhurbaşkanı Gül’ün siyasi tavrı ise Davutoğlu’nun emanetçi bir başkan mı yoksa, icracı bir başkan mı olacağı konusunda belirleyici olacaktır.

Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını ilk turda kazanması, CHP içinde de yeni dalgalanmalara yol açtı. Sayın Kılıçtaroğlu, bu dalgaların tesirinden kurtularak, tekrar güven tazelemek için erken kurultay kararı aldı. Parti içi muhalefetin öncülüğünü yapan Muharrem İnce, şu ana kadar adaylığını ilan eden tek muhalif adaydır. Ancak örgütlerin büyük bir kısmının Kılıçtaroğlu’na destek belirtmesi, İnce’nin işini zorlaştırmaktadır. Eski Genel Sekreter Önder Sav’ın, İnce’ye açık destek vermesi, öyle gözüküyor ki yeterli olmayacaktır. Eski başkanlardan Deniz Baykal ise henüz daha net bir tavır ortaya koymadı. Baykal’ın da İnce’ye destek bildirmesi ve onun için çalışması durumunda ise ibre, İnce’ye doğru kayabilir. Öyle gözüküyor ki Sayın İnce eğer Deniz Baykal’dan destek alamaz ise işi daha da zorlaşacak. Ancak her hâlükârda bu yarışın favorisi Kılıçtaroğlu gözükmektedir.

Kılıçtaroğlu döneminde CHP’nin güçlü bir muhalefet sergileyemediğine yönelik bir kanaat hakimdir. Ancak bunu seslendiren CHP içindeki muhalefet, henüz daha AKP’ye karşı daha güçlü bir muhalefet yapabileceği umudunu verecek alternatif politikalar üretebilmiş değildir. Bu durum ise Kılıçtaroğlu’nun kendi konumunu korumasını sağlamaktadır.

MHP kanadında ise henüz daha değişime yönelik herhangi bir ses yükselmiş değildir. Dolayısıyla yakın zamanda MHP içerisinde bir değişim olmayacak gibi gözükmektedir. Sayın Demirtaş ve partisi için de ayni durum söz konusudur. Tabii bu arada çatı aday İhsanoğlu’nun, bu seçim sonuçlarından sonra siyasi hayatı için tamam mı yoksa devam mı diyeceği de merak edilenler arasındandır. İhsanoğlu için ikinci merak edilen şey ise devam demesi durumunda çatının hangi kanadıyla siyasete devam edeceği konusudur. Sonuç olarak, belli bir süre daha, Türkiye siyaseti AKP ve CHP eksenli parti içi çekişmelerle meşgul olacak gibi gözükmektedir. Şu anda yaşanan tartışmalar ise en azından kısa bir zamanda Türkiye siyasetinde köklü bir değişimin olmayacağı sinyalini vermektedir.

Yusuf Suiçmez

Havadis Gazetesi

 

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.