Yeni Çözüm Süreci
TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ilk ziyaretini KKTC’ye yapmış olması hem bir teamülün devamı hem de Türkiye dış siyasetinde Kıbrıs meselesinin birinci sırada yer aldığının bir mesajıdır. Sayın Erdoğan’ın Ercan Havaalanı’nda yaptığı konuşmayı özellikle takip ettim. Konuşmanın en dikkat çekici yanlarından birisi, Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki iradenin devam edeceğiydi. Bu bağlamda garantör ülkelere çağrıda bulunarak, Türkiye gibi üzerlerine düşeni yapmalarını istedi. Ayrıca hedeflerinin yeni bir referandum aşamasına gelinmesi olduğunu belirtti. Yeni bir referandum aşamasına gelinebilir mi sorusunun cevabı “evet” olsa da, bunun nasıl olacağı henüz daha açık değildir.
Yeni süreçte üzerinde durulması gereken konulardan birisi de 2004 Referandumu sonrası dönemin BM Genel Sekreteri Annan’ın Birleşmiş Milletlere sunduğu değerlendirme raporunun görüşülüp hayata geçirilmesi için gayret gösterilmesidir. Kıbrıs Türk halkının lehine olan bir içeriğe sahip olan bu rapor Rusya’nın vetosu sebebiyle BM’de görüşülemedi. Dolayısıyla yeni süreçte de Annan Planı’nda olduğu gibi plana “hayır” diyen mükâfatlandırılacaksa ve de Birleşmiş Milletlerin anti demokratik yapısı sebebiyle hazırlanacak olan yeni rapor da görüşülemeyecekse, o zaman yeni bir sürece girmenin hiçbir anlamı yoktur. Eğer Annan Planı’na “taraflardan birisinin plana hayır demesi durumunda, tarafların self determinasyon hakkı doğar” maddesi konulmuş olsaydı, Güney Kıbrıs’ın “hayır” demesinin önü kesilecekti. Dolayısıyla yeni süreçte Sayın Erdoğan’ın belirttiği gibi yeni bir plan tarafların önene konulacaksa, bu maddenin plana mutlaka konulması gerekmektedir. Aksi takdirde, eski süreçten farklı bir sonucun çıkması oldukça zordur.
Şu bir gerçek ki, 20 Temmuz Barış Harekâtı, Kıbrıs’taki Yunan cuntasının Makarios’u devirmek için yaptığı askeri darbe sonrası, bozulan düzeni tesis etmek için garantörlük hakkına dayanılarak yapılmıştır. Bozulan düzen hâlâ daha uluslararası hukuka uygun bir şekilde çözüme kavuşmadığı için de asker dâhil harekâtın tüm unsurları Ada üzerindeki varlığını devam ettirmektedir. Bence taraflar iyi niyetli iseler kapsamlı bir çözüm arayışından önce, yaşanan de-facto barış halini kalıcı bir ateşkes anlaşması ile koruma altına almaları gerekmektedir. Çünkü Kıbrıs’ta savaş fiili olarak durmuş olsa da, savaşın fiili zemini halen devam etmektedir. Bilindiği üzere taraflar ateşkes çağrısına uydular; ancak bir ateşkes anlaşmasına imza atmadılar.
Rum tarafı KKTC’yi yasa dışı devlet ilan etse de Yunan askeri darbesinden sonra 1974 Barış Harekâtı ile ortaya çıkan fiili durum, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal ve yasal zeminini tümüyle ortadan kaldırdığı için Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ulusal ve uluslararası yasal zemini kalmamıştır. Aslında ortaklık cumhuriyetinin yasal zemini 1963 yılında bozulmuş ve Kıbrıs Cumhuriyeti git gide, Rumların tek taraflı egemen olduğu bir cumhuriyete dönüşmüştür. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na göre, Kıbrıs Cumhuriyeti iki kurucu cemaatin ortak iradesi ile kurulmuş olan bir cumhuriyettir. Bu özelliği ile de cumhuriyetin imkân ve yetkilerinin iki kurucu cemaat tarafından kullanılması gerekmektedir.
Hâlbuki Güney Rum kesimi Cumhuriyet’in yetkilerini tek başına kullanarak 1960 Cumhuriyeti anayasasına aykırı davranmış ve davranmaktadır. Çünkü 1960 Anayasası’na göre anayasa değişikliği dâhil birçok karar ve atamanın yapılabilmesi için Türk Cemaati’nin de onayı gerekmektedir. Dolayısıyla da Güney Rum yönetiminin aldığı karar ve yaptığı atamaların büyük bir kısmı Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarına aykırıdır. Dolayısıyla da Güney’in KKTC’yi yasadışı ilan edip, kendi uygulamalarını anayasa ve yasalara uygunmuş gibi göstermeleri siyasi taktikten öte bir anlam taşımamaktadır.
Bence Kıbrıs’ta bir anlaşma olacaksa, yaklaşık 50 yıldır Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasa ve yasalarından doğan ekonomik pay ve yetkilerini yasadışı olarak kullanmasından dolayı da, Türk tarafına tazminat ödemelidir. Bu arada Avrupa Birliği ile Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal ve yasal zemininin esastan bozulmuş olmasına rağmen, Güney yönetimini Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal yönetimiymiş gibi görmesini de sorgulamak gerekir. Sayın Erdoğan’ın, vurgu yaptığı yeni süreçte bu gerçeklerin de dikkate alınması gerektiği kanaatindeyim.
Yusuf Suiçmez
Havadis Gazetesi
http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/yeni-cozum-sureci/5420