İlahiyat Öğretimi
İlahiyat öğretimi insanlık tarihinin en eski öğretim alanıdır. Hatta tüm ilmi gelişmelerin de kaynağı sayılır. Çünkü ilahiyat, insanın kendini ve doğayı anlamak için düşünmeye başlaması ile birlikte başlamıştır. Ancak zamanla ilahiyatın ve dinin hayatı anlamlandıran ilmi yönü yanında politik gücünü de keşfeden insan, dini de siyasi mücadelenin bir aracı haline dönüştürdü. Bu dönüştürme özellikle devlet kavramının gelişmesinden sonra daha da güç kazandı. Bu yüzden de, devletler arası tarihi mücadelelerde din ana etken olarak görülmüştür. Bu durum her ülkenin kendisine ait dini politikaları ve kurumları oluşturmasına da yol açtığı için günümüzde de dini kurumlar politik tartışma ve çatışmaların odağında yer almaktadır.
Kuran kursları, ilahiyat koleji ve fakültesi tartışmaları, bu sorunun bizdeki bazı yansımalarıdır. Bu tartışmaların yaşandığı son olay ise Milli Eğitim Bakanı Mustafa Arabacıoğlu’nun istifasıdır. Arabacıoğlu’nun basında yer alan açıklamasından, birçok gerekçe yanında Hala Sultan İlahiyat Koleji’nin de bu istifada etkili olduğu anlaşılmaktadır. Ancak açıklamasında bu konunun detayına girmeden sadece Türkiye’den hoca getirilmesi için yapılan dayatmalar olduğu şeklindeki açıklamaların doğru olmadığını belirtmekle yetindi.
Ancak Türkiye’den bazı kişi ve grupların Kıbrıs’a inanç transferi yapmaya çalıştığı da bir gerçektir. Ancak bu inanç transferi girişimlerinden, dinin doğru anlaşılması mı yoksa toplum üzerindeki hâkimiyetin pekiştirilmesi mi amaçladığı tartışmaya açıktır. En azında Din İşleri Başkanlığı yaptığım süreçte, çok dindar gözüken bazı insanların, sadece camii ihaleleri ve dinin siyasi yönü ile ilgilendiğini gördüm. Hatta birçok yolsuzluk ve usulsüzlüklerle mücadelemi bildikleri ve gördükleri halde, bu mücadelede bana destek vermedikleri gibi Din İşleri Başkanı olarak şahsıma iftira atılarak görevden alınmam onların vicdanlarını hiç rahatsız etmedi. Bunun da ötesinde, yapılan usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların ötülmesi için büyük bir gayret içerisine girdiler. Bu durum, ülkemizde de en azında bazı kişiler tarafından dinin ahlaki yönünden çok siyasi yönünün önemsendiği sonucunu doğurmaktadır.
KKTC’nin kültürel mirasına baktığımızda dinin ve özellikle Müslümanlığın bu mirasta önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Dolayısıyla KKTC’de dine bir bütün olarak karşı çıkmak, toplumun kültür ve tarihine de haksızlık olur. Ancak din istismarları dikkate alındığında bir kısım vatandaşların din adına yaşanan bazı gelişmelerden kaygı duymasını da anlayışla karşılamak gerektiği kanaatindeyim. Özellikle, yasakçılık ve ayırımcılık üzerine kurulmuş bazı çarpık dini anlayışların, dünyanın birçok yerinde büyük sıkıntılara yol açmış olması bu kaygıları beslemektedir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler‘de yaptığı konuşmanın içeriğine baktığımızda, din adına yaşanan, terör, işkence ve zulümlere vurgu yapması, din adına yapılan her şeyin masum olmadığını, din istismarının uluslararası boyutu da olduğunu gözler önüne sermektedir. Rusya ile savaş durumunda iken Pakistan ve Afganistan’da medreselerde uygulanan din eğitimi programının temel hedefinin, tamamen dünyadan vaz geçmiş her an ölmek için hazır canlı bombalar yetiştirmek olduğunu konunun uzmanları bilmektedir. Ayrıca bu öğretim programının hem ABD hem de Suudi Arabistan tarafından finanse edildiği de bilinmektedir. Bu ülkeler 11 Eylül’de ikiz kulelere yapılan saldırı sonrası, kendi yetiştirdikleri canlı bombaların hedefi haline geldiklerini anlayınca, bu ülkelerde destekledikleri öğretim programlarını yeniden gözden geçirme ihtiyacı hissettiler.
Ayni şekilde Rusya’nın da İran’ın nükleer santral projesini desteklediği bilinmektedir. Dini fanatizmle özdeşleştirilmeye çalışılan İran’a BM’nin beş daimi üyesinden biri olan Rusya’nın nükleer santral inşasında destek vermesini ve diğer beş üyeden biri olan ABD’nin buna, nükleer silaha destek gerekçesi ile karşı çıkmasını çıkarlar çatışmasından başka bir şeyle açıklamak mümkün gözükmemektedir. Dolayısıyla ülkelerin din öğretimi programları yapılırken, dinin özü olan hayatı anlama, insani değerleri koruma ve arınma misyonundan çok, ülkelerin siyasi ve kültürel ihtiyaçlarının dikkate alındığını görmek gerekir. Bu yüzdendir ki, ülkelerin din öğretimi programları ülkeden ülkeye, hatta politik ayrışmalara bağlı olarak ülke içerisindeki bölgelere göre değişiklik göstermektedir.
Din adına yaratılan korku ve endişelerden kurtulmak için din istismarına karşı ortak bir tavır geliştirerek dinin insani ve ahlaki yönünü öne çıkaran yeni politikalar üretilmelidir. Bu politikalar, toplumların tarihi gelişim süreçlerinde kimlik ve kişiliklerini oluşturan inanç değerlerini koruma altına alırken ayni zamanda değişen dünya şartları içerisinde inanç ve geleneklere bağlı yaşamak istemeyen insanların hak ve hürriyetlerini de koruma altına almalıdır. Bu politikaların başarıya ulaşabilmesi için de, çok kültürlülüğün esas alındığı, bireysel tercihlerin saygı gördüğü, öğrencilerin talep ve ihtiyaçlarının merkeze konduğu öğrenci merkezli yeni öğretim programları geliştirilmelidir.
http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/ilahiyat-ogretimi/5563
yusuf