Sayın Davutoğlu ile Sayın Biden Görüşmesinden İzlenimler
Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Sayın Joe Biden’in Türkiye ziyareti ve bu ziyaret esnasında karşılıklı verilen mesajlar hem Türkiye-ABD ilişkileri hem de global siyasi dengeler açısından oldukça güçlü etkiler yaratacaktır. Atlantik Konseyi Enerji ve Ekonomi Zirvesindeki TC Başbakanı Sayın Davutoğlu ile ABD Başkan Yardımcısı Sayın Biden’in konuşmalarında, ulusal ve uluslararası siyasi sürtüşmelerin ana sebebi olan enerji politikaları birinci sırada yer aldı. Buna bağlı olarak da Kıbrıs sorunu bu görüşmelerin ana gündem maddelerinden birisi haline geldi. Bu görüşmede Sayın Davutoğlu’nun: “Kıbrıs sorununun çözümü daha fazla gecikmemeli, gecikmeler tarafların kayıplarını arttırmaktadır” açıklaması, KKTC vatandaşları olan bizler açısında en önemli mesaj idi.
Davutoğlu’nun Güney Kıbrıs’ın enerji kaynaklarını tek taraflı olarak kullanmasını eleştirirken, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal varlığına atıfta bulunması Türk dış politikası açısından bir kırılma olarak değerlendirilebilir. Çünkü Türkiye’nin Kıbrıs dış politikası, genellikle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin legal varlığının bittiği tezi üzerinden yürütülüyordu. Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaması da bu esasa dayanmaktadır.
Davutoğlu’nun Kuzey ve Güney Kıbrıs taraflarının enerji politikalarını görüşmek ve yönetmek için ortak bir konsey önermesi ise bence bu görüşmenin Kıbrıs sorunu açısından en önemli mesajı olmuştur. Bu öneri, hem ahlaki, hem de Kıbrıs’ın gerçekleri ile bağdaşan bir öneridir. Davutoğlu’nun konuşmasında dikkat çeken bir diğer mesaj ise aslında Kıbrıs dahil bir çok uluslararası sorunun çözüm yollarının bilindiği; ancak siyasi iradenin bulunmaması sebebiyle sorunların süreklilik kazandığı vurgusu olmuştur. Tabii ki bu siyasi iradesizliğin nereden kaynaklandığına açıklık getirmedi. Kıbrıs sorunun çözümü için Türk tarafı Annan Planı’na “evet” diyerek çözüm yönündeki siyasi iradesini ortaya koymuştur. Dolayısıyla bir iradesizlik varsa mikro siyasi perspektiften bakıldığında bu daha çok Güney Kıbrıs ile alakalı; makro siyasi perspektiften bakıldığında ise daha çok anavatanlar ile BM ve AB gibi uluslararası güçlerle alakalı bir sorun olduğu görülür.
Davutoğlu’nun bu açıklamaları, daha çok CTP ve diğer sol partilerin savunduğu Kıbrıs Cumhuriyetinin esas alındığı bir yaklaşımı çağrıştırmaktadır. Çünkü KKTC’de sağ partiler genel çizgileri itibari ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin esas alındığı bir çözüme karşı oldukları izlenimi vermektedirler. Bu duruş, siyasi literatürümüzde daha çok ulusalcı duruş şeklinde algılanmış ve yorumlanmıştır.
AKP’nin iktidara gelmesiyle Türkiye solunun ulusalcı politikalarının daha fazla öne çıkmaya başlaması sonucu Türkiye solu ile KKTC solu arasında bir kopukluk oluşmasına yol açmıştır. Bu durum doğal olarak AKP-CTP yakınlaştırmasına zemin hazırladı. Benim Din İşleri Başkanlığı’na atanmamda da bu yakınlaşmanın etkisi olmuştu. Görevden alınmamda da siyasi usulsüzlük ve üzeri örtülmeye çalışılan bazı yolsuzluklar yanında Türkiye ile KKTC arasındaki siyasi ilişkilerin seyrinin değişmesinin de rolü olmuş olabilir.
Davutoğlu’nun açıklamaları dikkate alındığında, Türkiye’nin Davutoğlu’nun Başbakanlığı sürecinde Kıbrıs sorununun çözümü için çok daha güçlü bir irade ortaya koyacağı anlaşılmaktadır. Bu sebepten dolayı da KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimleri yeni süreçte çok daha fazla önem kazanacaktır. Dolayısıyla bu açıklamanın müzakerelerin kopuşunun ardından gelmesi, tesadüf olmasa gerek. Davutoğlu’nun bu bağlamda Yunanistan’a yapacağı ziyarete vurgu yapması da, bunu teyit etmektedir. Davutoğlu’nun enerji kaynaklarının çatışma değil işbirliği zemini olarak görülmesi açıklaması, Yunanistan tarafından da benimsenirse, o zaman enerji savaşlarının barış rüzgârlarına dönüşmesinin önü açılacaktır.
Davutoğlu’nun enerji politikalarını değerlendirirken insan merkezli bir anlayışa vurgu yapması ve global sorunlarda Dış İşleri Bakanlarının İnsanlık bakanları gibi global düşünüp hareket etmeleri gerektiğini belirtmesi, bence bu açıklamalar içerisinde geçen en önemli genel mesaj idi. Bu mesajın Yunanistan ziyareti esnasında ortak bir deklarasyona dönüşmesi halinde, enerji kaynaklarının paylaşılamaması sebebiyle istikrarsızlığa sürüklenen coğrafyamızın, enerji kaynaklarının paylaşımı ve güvenliği konsepti ile tekrar huzur ve güvene kavuşmasının önü açılacaktır.
Biden’in, Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesini tanımayacağını beyan etmesi yanısıra Rusya’nın enerji politikalarının güvenliği açısından önemine vurgu yapmış olması, aslında Birleşmiş Milletlerin beş daimi iki üyesi arasında global politikalarda güvensizlik ve çatışma riski yaratacak kadar önemli ayrılıklar olduğunu göstermektedir. Yıllardan beri coğrafyamızda ABD ve Rus savaşları filim senaryoları ile yetiştiğimiz için ABD-Rus ilişkilerini hep bir çatışma anlayışı ile ele aldık. Aslında ABD-Rusya ve diğer birçok siyasi gerilim hattında yaşanan sorunların temelinde, ulusal ve uluslararası kaynakların kullanımının etik ve yasal bir zemininin oluşturulamamış olması yatmaktadır. Dinlerin dahi ahlak temelli değil de çatışma temelli bir anlayışla ele alınmasında da bu tür ulusal ve uluslararası gerginlikler etkili olmaktadır.
Kıbrıs sorununun çözülememesinde de ABD-Rus rekabetinin de önemli bir rolü vardır. Dolayısıyla Kıbrıs’ta ulaşılacak bir çözüm, ABD-Rusya gerilim hattında yaşanan Suriye ve Ukrayna sorunları dahil bir çok sorunun da yeni bir anlayışla ele alınmasına yol açabilir. Bunun başarılabilmesi için enerji piyasasını kontrol eden güçlerin, Davutoğlu’nun da belirttiği gibi maliyeti arttıran çatışmacı politikalar değil; paylaşımı arttırıp maliyeti düşüren yeni politikalara destek vermeleri gerekmektedir. Böyle bir politikanın şeffaf bir şekilde yürütülmesi durumunda, çatışmalardan yorgun düşmüş; ancak hiçbir şekilde yılmamış KKTC halkı tarafından büyük oranda destekleneceği kanaatindeyim.
yusuf