Mevlid Kandili Kutlamaları II

Mevlid Kandili Kutlamaları II

Hz. Muhammed, döneminde takvim kullanımı yaygınlaşmadığı için, doğumlar önemli kabul edilen ve herkes tarafından bilinen olaylara göre hesaplanırdı. Bu geleceğin bir etkisi olarak İslâm tarihçilerinin çoğuna göre Hz. Muhammed, Habeşistan’ın Yemen valisi Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkmak üzere Mekke’ye saldırdığı ve Fil Vak‘ası denilen olayın meydana geldiği yıl doğmuştur. Yine genel kabul gören görüşe göre Hz. Muhammed, Rebîülevvel ayının 12’sinde ve gündüz dünyaya gelmiştir. O yıl ilkbahar mevsimine rastlayan bu ayın iki, sekiz, on veya on yedinci gününde doğduğuna dair rivayetlerle sabaha karşı dünyaya geldiğine dair rivayetler de vardır. Doğumun pazartesi günü olduğu ise daha sahih rivayetlere dayanmaktadır. Ayrıca doğum gününün milâdî takvime göre 20 Nisan’a denk geldiği ileri için Kutlu Doğum Haftası kutlamaları bu tarihe göre düzenlenmiştir.

Hz. Muhammed’in vefatından sonra, İslam inancı içerisinde Mevlid kutlamalarının ilk defa ne zaman başladığı konusunda da bir ittifak yoktur. Nakledildiğine göre Hz. Muhammed’in doğum gününün resmi olarak ilk defa kutlanılmasını başlatan Fatımi halifesi Muiz li-dinillah (ö. 365/975)’dir. Daha önceleri kutlanmamasının sebepleri arasında, Emeviler ile Hz. Hz. Muhammed’in soyundan gelen Ehlibeyt arasındaki siyasi mücadelelerin varlığı zikredilmektedir. Ancak bu yorum, konunun sadece siyasi bakış açısı ile değerlendirilmiş olması sebebiyle doğru gözükmemektedir. Çünkü ittifakla Hz. Muhammed’in kendi doğum gününü kutlamadığı ve bunu dini bir faaliyet olarak görmediği kabul edilmektedir. Bundan dolayı da halen Suudi Arabistan’da Mevlid Kandili resmi olarak kutlanmamaktadır.

Fatımiler her sene, hicri yılbaşı olan 1 Muharrem, Aşure günü, Kurban ve Ramazan bayramları, kandil geceleri, Nevruz, Mihrican, Feth-i Haliç gibi gün ve gecelerde çeşitli resmi merasimler tertip ederlerdi. Bunları “Mevalid-i Sitte= altı mevlid” olarak anarlardı. Şüphesiz bunların en önemlisi, Hz. Muhammed’in doğum günü kabul edilen Rebiyülevvel ayının 12. günü ve gecesi yapılan mevlid merasimi idi. Diğer beş mevlid ise Hz. Ali, Hasan, Hüseyin, Fatma ve Halife-i Hazır (mevcut halifenin) doğum günü idi. Halifenin biraz da ihtişamını göstermek istediği bu törenlerde çok para harcanırdı. Sadakalar verilir; para, elbise ve mücevherattan oluşan hediyeler dağıtılırdı. Bu özellikleri ile de mevlidler dini, sosyal ve siyasi özellikli etkinlikler olarak icra edilirdi.

Farklı bir görüşe göre Mevlid kutlamalarını ilk defa bu günümüzdekine benzer şekilde ilk defa Selahaddin Eyyubi’nin eniştesi de olan Erbil Atabeyi Muzafferüddin Kökböri (ö. H. 629/m.1232)’dir. Erbil Atabeyliği Irak’ın kuzeyinde yer alan ve yüzyıllardır Türk nüfusunun yaşadığı Erbil’de XII. Yüzyılda kurulan bir Türk Atabeyliğidir. Bu dönemin en önemli özelliklerinden birisi, haçlı seferlerinin hız kazanmış olmasıdır. Öyle gözüküyor ki, Mevlid Kandili kutlamaları haçlı seferlerinin etkin olduğu bir dönem ve coğrafyada tekrar önem kazanmaya başlamıştır.

Bu kutlamalar için toplananlara mevlid kıssaları okumayı ise ilk olarak başlatanların Mısır Çerkez hükümdarları mı yoksa Mısır Fatımileri mi olduğu konusu henüz açıklık kazanmamıştır. Fatımiler döneminde Hz. Peygamber, Hz. Ali ve Hz. Fatma’nın doğum yıldönümlerinde yapılan kutlamalarla ortaya çıktığı ileri sürülen bu uygulamanın, Eyyubiler döneminde yaygınlaştığı belirtilmektedir.

Osmanlılarda İkinci Selim döneminde camilerde yakılan kandillerden esinlenerek, bu kutlamalara “Mevlid Kandili” adı verilmiştir. Bu kutlamalar İkinci Selim’in oğlu olan Üçüncü Murad döneminde ise resmileştirilmiştir. Bugün Mevlid Kandili kutlamaları Hicri takvime göre Kutlu Doğum Kutlamaları ise miladi takvime göre yapılan kutlamaları ifade etmektedir. Kıbrıs’ta da Türkiye’nin etkisi ile aynı kutlamalar yapılmaktadır. Ancak Kıbrıs’ta Türkiye’den farklı olarak, Mevlid Kandilinin tatil olması Osmanlı döneminden kalan bir gelenek olarak halen devam etmektedir.

Farklı dillerde yazılan birçok mevid olmakla birlikte, Türkçe olarak yazılan mevlidlerin sayısı 200 civarındadır. Bunların en meşhuru, Süleyman Çelebi’ye aittir. Ancak bundan daha önce de yazılmış mevlidler de vardır. Bunlardan biri Ahmed Fakih’e (ö. 650/1252) ait olan Çarhnâme’nin sonunda Süleyman Çelebi’nin mevlidi olan Vesîletü’n-necât’a benzer ifadeler bulunmaktadır. Süleyman Çelebi’den kısa bir süre önce de Erzurumlu Mustafa Darîr’in yazmış olduğu Tercüme-i Siyer-i Nebî (Peygamber Hayatının Tercümesi) de (yazılışı: 790/1388) adeta bir mevlidi çağrıştırmaktadır. Farklı mevlidler üzerinde yapılan çalışmalar bir kısmının Süleyman Çelebi’nin eserine aynen benzediğini, bir kısmının bazı motifler yönünden ayrılık gösterdiğini, geri kalanların ise tamamen farklı olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Mevlid, doğum günü demek olmasına rağmen, günümüzde geleneklerin baskın gelmesi ile ölüm merasimi gibi algılanmaya başlandı. Bu yüzden de ölenlerin ardından çeşitli günlerde mevlidler okunur oldu. Bu kutlamalar ayrıca geleneğin din ve dini yorum üzerindeki güçlü etkisini göstermektedir. Bu tür kutlamalara yapılan itirazların başında, geleneğin zamanla dinin önüne geçip dinin esas amacının kaybolmasına yol açacağıdır.

Bu tür kutlamaların Hz. Muhammed’in anlaşılmasında aracı bir rol oynadığı savunulmakla birlikte, dini bir dayanağı olmaması ve zamanla geleneğin baskısı altında Hz. Muhammed’in, sembolik bir şahsiyete dönüştürülme riski taşıması ile de eleştirilmektedir. Çünkü Mevlitlerde de geçen Hz. Muhammed’in doğumu öncesi ve sonrasını anlatan bazı hikâyeler, büyük ölçüde Hz. Muhammed’in sembolleştirildiği kurgusal hikâyelerdir. Nitekim Hristiyanlık tarihinde bu tür uygulamalar zamanla Hz. İsa’nın gerçek bir şahsiyet mi yoksa sembolik bir şahsiyet mi olduğu tartışmalarını gündeme getirdi.

Bu tür kutlamaların ortaya çıktığı ilk dönemlerden beri, dini açıdan faydalı mı yoksa zararlı mı oldukları tartışma konusu olmuş ve halen daha tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bu konudaki genel kanaat, bu tür kutlamaların dini ibadetler değil; dini inançlardan türetilerek adet ve geleneğe dönüşmüş siyasi anlam da kazanabilen sosyal faaliyetler olduklarıdır. Bu itibarla da din istismarına dönüşmedikleri müddetçe, faydalı sosyal dini etkinlikler olarak değerlendirilmeleri daha makul ve makbul gözükmektedir. Halkın bunlara gösterdiği yoğun ilgi, bu tür bir yorumun yapılmasında etkili olmaktadır.

Ayrıca sosyal bir faaliyet olarak yapılan bu kutlamaların dikkat çeken bir yönü de, TC ve KKTC’de bazı siyasi parti ve milletvekillerinin bu programlara özel ilgi göstermesidir. Bu durum ise bazıları tarafından programların siyasallaştırılması olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu durumu, siyasetin halkın değerleri ile bütünleşmesi olarak da değerlendirenler bulunmaktadır. Türkiye’de kutlamalara hem iktidar hem de muhalefetin katılması, kutlamaların iç siyasi yönünü zayıflatarak ortak bir değere dönüşmelerine yardımcı olmaktadır. Sonuç olarak, bilinçli ve kontrollü yapılması durumunda toplumsal bir fayda sağladığı gördükleri ilgiden anlaşılmaktadır. Ancak yapılan kutlamaların istismara dönüşmemesi için kutlamalara yöneltilen eleştirilere de önem verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu eleştirilere dikkat edilmez ise zamanla halk arasında yaygınlaşan Hz. Muhammed ile ilgili hikâyeler, dini yazılı metinlere dayalı Peygamber algısının yerine halkın kültürünün belirlediği sembolik bir peygamber algısının yerleşmesine yol açacaktır.

Hz. Muhammed’in doğum günü münasebetiyle 1989 yılında Türkiye Diyanet Vakfı tarafında planlanan, daha sonra ise Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından desteklenen Kutlu Doğum Haftası kutlamaları, ilk başta Osmanlı Devlet geleneğinin bir devamı olan Mevlid Kandili kutlamaları ile birlikte yürütülmeye başlandı. Ancak Mevlid Kandili’nin Hicri takvime göre kutlanması ve bu yüzden her yıl 10 gün geri gelmesi sebebiyle, kutlamalar bazen kış mevsimine de denk gelebiliyordu. Bundan dolayı da 1994’de, kutlamaların Miladi takvime göre Hz. Muhammed’in doğum günü kabul edilen 20 Nisan’da kutlanması kararlaştırıldı ve bu uygulama günümüzde yoğun bir ilgi ve kabul gördü.

Böylece 1994’den itibaren kutlamaların 20-26 Nisan arasında yapılmasına başlandı. Bu uygulama, Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin, Mevlid Kandili kutlamalarına bir alternatifmiş gibi algılanmasına yol açtığı için bazıları tarafından Osmanlı geleneğinden sapma olarak değerlendirildi. Ancak Hz. Muhammed’in doğumunun 20 Nisan’a denk gelmesi ve Kutlu Doğum Kutlamalarının 23 Nisan’ı da içine alması, kutlamaların Cumhuriyet ideolojisine alternatif kutlamalar olarak değerlendirilmesine de yol açtı. Nitekim 2007 yılında kutlamaların 23 Nisan ile çatışmaması için 14-21 Nisan tarihleri arasında kutlanmasına karar verildi ve bu uygulama hala daha devam etmektedir. Bu kutlamalar bugün İran’da “Vahdet (Birlik) Haftası” adı altında yapılmaktadır. Bu durum, din, kültür ve siyaset arasındaki bağın bir göstergesidir.

Sonuç olarak Mevlid Kandili kutlamaları, günümüzde de din, gelenek ve siyasetin iç içe girdiği kutlamalar olarak devam etmektedir. Toplumun bunlara gösterdiği yoğun ilgi, doğal olarak bu tür kutlamaların, hem din hem toplum hem de siyasi şartları dikkate alarak makul bir değerlendirmesini gerekli kılmaktadır. Bun anlayıştan hareketle, dinin özünü bozmadığı, toplumsal yaşamı olumsuz etkilemediği ve siyasi istismara dönüştürülmediği müddetçe, kutlanmasının sorun olmayacağını söyleyebiliriz.

Bu yazım, daha önce yazdığım “Kutlu Doğum Haftası Kutlamaları” başlıklı yazımın güncellenmiş şeklidir.

(Ek bilgi için TDV İslam Ansiklopedisi’nin “Mevlid ve Kandil” maddelerine bakınız)

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/mevlid-kandili-kutlamalariyusuf

 

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.