Yüce Divan Oylaması (Türkiye Gündemi)
Türkiye Cumhuriyeti Meclis Soruşturma Komisyonu’nun AKP’li dört bakanın Yüce Divan’da yargılanması oylamasında iktidar kanadı üyelerinin hepsinin ret oyu kullanması, muhalefet üyelerinin ise hepsinin kabul yönünde oy kullanması siyaset ve hukuk ilişkisi üzerinde ciddi şekilde düşünmemizi gerekli kılmaktadır. Şüphesiz ki bu durum, taraflardan birisinin ya da her ikisinin meseleyi tamamen siyasi olarak değerlendirdiği sonucunu doğurmaktadır. Büyük ihtimal komisyon üyelerinde olduğu gibi Mecliste de yapılacak olan oylamada siyasi partiler tavırlarını değiştirmeyecektir.
Burada cevaplanması gereken soru, iktidarın bu korumacılığının, yolsuzluk iddiaları ile siyaset üzerinde kurulmak istenen vesayete karşı duruşunun bir ifadesi mi yoksa benden olanı her durumda korurum anlayışının bir ifadesi mi olduğudur. Ayni şekilde, muhalefetin bu tavrının arkasında yatan ana sebebin yolsuzluk veya usulsüzlük ile mücadele isteğinin mi yoksa fırsatçılık yapıp iktidarı sıkıştırmak isteğinin mi olduğunun sorgulanmasına ihtiyaç vardır. Hükümet kanadının savunmalarına bakıldığında, savunmacılığının, yolsuzluk iddialarını darbe girişimi planlarının bir parçası olarak değerlendirmesine bağladığı görülür. Geçmiş askeri darbeler toplumun tarih hafızasında bir takım korkular bıraktığı için doğal olarak hükümetin bu savunması kamuoyunun büyük bir bölümünde kabul görmüştür. Kamuoyu yoklamalarında, bu iddialar sonrasında AKP’nin oy oranında düşme olmamış olması bunu teyit etmektedir.
Yapılan değerlendirmelere bakıldığında, ilgili bakanların kendi isteği ile Yüce Divan’a gitmek istemelerinin en doğru hareket olarak görüldüğü anlaşılır. Doğrusu benim de şahsi kanaatim bu yöndedir. Ancak dört bakanın bunu istememelerinin sebebi olarak yargının güvensizliği gösterilmektedir. Bu yoruma göre, Türkiye yargısı bağımsız değil ve siyasi kararlar almaktadır. Nitekim hükümet de Paralel Yargı olarak nitelediği yargıya güvenmediğini önceki söylemlerinde defalarca gündeme getirdi.
Bu süreç içerisinde muhalefetin eleştirilerine baktığımızda, hükümeti kendi yargısını kurmakla suçladığını görürüz. Sonuç olarak hem iktidarın hem de muhalefetin yargıdan şikâyetçi oldukları anlaşılmaktadır. Şüphesiz yargı mensuplarını dinlesek onların da siyasetten şikâyetçi olduklarını duyacağız. Tüm bu tartışmalar Türkiye devletinin henüz daha hukuk devleti özelliğini tam olarak kazanmadığını göstermektedir. Peki, halkın seçtiği siyasetçilerin güvenmediği yargıya vatandaş nasıl güvenecek? Eğer bu ülkede bakanlık yapmış ve arkalarında güçlü bir siyasi destek olan kişiler en üst mahkemelerden kabul edilen Yüce Divan’da yargılanmaktan korkuyorlarsa, vatandaşların bağımsız yargı ve hukukun güvencesi altında olduğunu nasıl iddia edebiliriz?
Çağımızda demokratik devlet düzeninde yasama, yürütme ve yargı, güçler ayırımı esas alınarak birbirinden ayrılmış olsa da aralarındaki ilişkinin kamu yararını koruyacak şekilde düzenlenebildiğini ileri sürmek oldukça güçtür. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, hukukun egemen olmadığı bir ülkede terör ve yolsuzluk kaçınılmaz bir kader haline gelerek, kamu düzeninin bozulmasına yol açar. Bu ise insanların birlikte yaşamasını sağlayan devlet sisteminin zamanla çökmesine sebep olur. Bu sorunun aşılabilmesi, şeffaf bir devlet yapısı ile birlikte siyaset üzerinde sivil denetimin güçlendirildiği bir demokrasi lazım. Bu durumda muhalefet ve iktidarın yapması gereken, siyasetçi, yargı ve vatandaşa hukukun güvencesini verebilecek bir devlet anlayışının gelişmesi için çalışmaktır. Bu yapılmadığı müddetçe ne iktidarın ne de muhalefetin söylemleri inandırıcı olmayacağı gibi devlete de güven sağlanamayacaktır.
http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/yuce-divan-oylamasi-turkiye-gundemi/6551
yusuf