Başkanlık sisteminin artı ve eksileri
Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli siyasi tartışma konularından birisi de başkanlık sistemine geçiş tartışmalarıdır. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uygulamak istediği başkanlık sistemi ABD dahil birçok ülkede uygulanmaktadır. Ancak siyasi sistemlerin kuruluşu, ülkelerin tarihi geçmişi ile birlikte ekonomik ve sosyal şartlarına bağlı olması, Sayın Erdoğan’ın bu değişikliği neden istediği tartışmalarını gündeme getirmiştir.
Başkanlık sisteminin en temel özelliği, devlet erkinin doğrudan ya da dolaylı olarak seçilen tek bir başkanda temsil edilmesidir. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı sisteminden farklı olarak, başkanlık sisteminde başkan yürütmenin de başıdır. Yani bugünkü parlamenter sistemde başbakana ait olan tüm yetkiler de başkanlık sistemine geçişle birlikte, başkan olarak anılan cumhurbaşkanına geçecektir. Dolayısıyla böyle bir sistemde bakanların atanması ve hükümetin kurulması tamamen başkanın (cumhurbaşkanının) yetkisinde olacaktır. Bundan dolayı da başkanlık sisteminde, koalisyona yer olmadığı gibi milletvekillerinin bakan olmaları da söz konusu olmayacaktır. Bundan dolayı da meclis sadece yasama ile ilgilenecek ve hiçbir şekilde yürütmeye karışamayacaktır. Karışamadığı için de hükümeti düşürmesi ya da bozması da söz konusu olmayacaktır. Bu durum hükümete istikrar kazandırdığı için siyasi bir güvence sağlayacaktır. Ancak sistemin bu artıları yanında eleştirilere sebep olan bazı eksileri de bulunmaktadır.
Başkanlık sisteminin en çok eleştirilen yanı tüm yürütmeyi elinde bulunduran güçlü bir başkanın karşısında, gücün istismarını engelleyecek mekanizmaların bulunmaması durumunda sistemin baskıcı, totaliter hatta diktatörlüğe dönüşme riski taşımasıdır. Bu sistemin uygulandığı ülkelerde, bu riski azaltmak için çok güçlü denetim mekanizmaları kurulmaktadır. Bunların başında hukuk devletinin esasını oluşturan yargı denetimidir. Başkanlık sisteminde yargı denetiminin dengeleyici bir güç olabilmesi için tam bağımsızlığının sağlanması gerekmektedir. Sistemde Başkan devlet gücünün tümünü elinde bulunduracağı için, hukuk sisteminin devleti koruma mantığı üzerine değil; devlete karşı bireyi koruma mantığı üzerine kurulmalıdır. Böylece devlet gücünün bireysel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmak için kullanılması riski azaltılmalıdır.
Türkiye hukuk sistemine bakıldığında, hukukun büyük oranda bireysel hakları değil kamu ve devlet haklarını koruma esası üzerine kurulu olduğu görülür. Böyle bir hukuk sistemi ile başkanlık sistemine geçiş, devleti kontrol edilemez bir canavara dönüştürebilir. Onun için başkanlık sistemine geçilecekse, o zaman yeni anayasada devletin korunması değil; devlete karşı bireylerin hakkının korunması esas alınmalıdır. Buna bağlı olarak da hem mahkemelere başvurma kolaylaştırılmalı hem de yargının şeffaflığı sağlanmalıdır.
Başkanlık sistemindeki bir başka güçlü denetim mekanizması ise sivil denetimdir ki, sistemde esas denetleme görevi sivil denetime aittir. Bunun olabilmesi için ise sivil öğütlerin kurulması ve de devlet gücüne karşı hak arama hürriyetleri ile yolları genişletilmelidir. Bireysel hakların korunabilmesi için bağımsız ve özgür basın ve medyanın varlığı da zorunludur. Çünkü birey ve sivil örgütler, yargı yolu dışında devlet gücünün istismarı durumunda seslerini duyurabilecekleri en güçlü araçlar özgür ve bağımsız basın ile medya araçlarıdır. Dikkat edilirse, baskıcı rejimlerin egemen olduğu ülkelerde ilk olarak baskı altına alınan kuruluşlar basın ile medya kuruluşlarıdır. Çünkü bağımsız basın ve medya kuruluşları halkın gerçek gözü, kulağı ve sesidir. Bunların susturulması, iktidarların keyfi uygulamalarının denetimini ortadan kaldırarak baskı politikalarının sürdürülmesini kolaylaştırılmaktadır. Bundan dolayı başkanlık sistemlerinde, dengeleyici bir güç olarak basın ve medya özgürlüğü parlamenter sistemdekinden daha fazla önem taşımaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti devlet yapısına baktığımızda sivil denetimin çok zayıf olduğu görülür. Bu ise başkanlık sistemine geçişin bir diğer riskini oluşturmaktadır. Dolayısıyla yeni anayasa çalışmalarında buna da dikkat edilmelidir. Nitekim Ak Parti hükümeti, dindarlar üzerindeki haksız baskıları kaldırırken, özellikle basın hürriyeti ve bireysel haklar konusundaki bazı kaygı verici eylem ve söylemleri sebebiyle de eleştirilmektedir. Normalde yasaklardan etkilenmiş olan Ak Partililerden beklenen, intikam, inanç ya da ideolojik karşıtlık psikolojisinin etkisi ile hareket edip kendi yasaklarını dayatmak değil, çekilen sıkıntılardan ders alarak bireysel özgülüklerin önünü açmaktır.
Başkanlık sistemi başkana oldukça büyük bir güç kullanma imkanı tanısa da, radikal ve ötekileştirici söylemleri engelleyici bir özellik de taşımaktadır. Çünkü başkanlık sisteminde, radikal ötekileştirici söylemlere sahip olan adayların kazanması oldukça zayıf bir ihtimaldir. Bundan dolayı da başkan adayları kazanabilmek için % 50’den fazla oy almak zorunda kalacaklardır. Bunun için de başkanlık adayları farklı düşüncede olan seçmenleri de tatmin edebilecek söylem ve eylemlerde bulunmak zorunda kalacaklardır. Bu durum siyasetin yumuşayarak radikal söylemlerden uzaklaşmasını sağlayacağı için demokratik katılımı arttıracaktır.
Başkanlık sisteminin bir diğer önemli denetleme mekanizması ise siyasi denetimdir. Bu da güçlü ve dengeli muhalefetin varlığı ile mümkündür. Bunun olabilmesi için de demokratik katılımın esas alındığı ve parti içi demokrasinin güçlendirildiği bir yapının oluşturulması gerekir.
Konunun tarihi arka planına bakıldığında ise Osmanlının padişahlığa dayanan siyasal sisteminin çöküşü sonrası cumhuriyete geçerken doğal olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularının başlangıçta tek adam yönetimine karşı duran bir anlayışla hareket etmeleri kendi düşünce sistemleri açısından normaldi. Bu anlayışın bir yansıması olarak da bugün başkanlık sistemine geçişi eleştirenler, padişahlık sistemi ile başkanlık sistemi arasında bağlantı kurmaya çalışmaktadır.
Bence bu konuda tartışılması gereken, başkanlık sistemine geçişe neden ihtiyaç duyulduğudur. Başkanlık sistemini savunanların gerekçelerine bakıldığında dört ana gerekçenin ileri sürüldüğü görülür. Bunlardan birincisi siyasal yapının hantallığıdır. Bir başka ifade ile Türkiye Cumhuriyeti bürokratik vesayet altında kalan bir sisteme sahiptir ve bu durum siyasetin serbest hareket etmesini zorlaştırmaktadır.
Başkanlık sisteminin en belirgin özelliği, sistem üzerindeki siyasi egemenliği siyaset lehine daha da güçlendirmesidir. Siyasetin egemenliğini daha da güçlendirme arzusunu meşrulaştırmak için ileri sürülen gerekçelere bakıldığında ise daha önceki askeri darbeler ile sonraları ortaya çıkan paralel yapılanmanın gerekçe olarak ileri sürüldüğü görülür. Bu açıdan bakıldığında siyasetin bu arzusunun meşru bir temeli olduğu da görülebilir. Ancak başkanlık sistemine karşı olanların ileri sürdüğü karşı gerekçelere bakıldığında onların da sistem üzerinde bu sefer de siyasi vesayet getirme riskinden bahsettikleri görülür.
Bu riske bağlı olarak da başkanlık sistemine karşı olanlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu isteğinin arkasında tek adam olma isteğinin yattığını belirtmekte ve bunu ise totaliter bir rejim kurma arzusu olarak yorumlamaktadırlar. Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına geçtikten sonraki siyasete müdahaleleri ve muhaliflerine karşı sert tavırları bu iddiaların dayanağı olarak gösterilmektedir. Sonuç olarak, başkanlık sistemini savunanların ve karşı çıkanların temel argümanlarının ortak noktası vesayete dayalı yönetime karşı çıkmak olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda başkanlık sistemini savunanlar ile karşı çıkanların, hem siyasi vesayetin hem de bürokratik vesayetin olmadığı, özgürlüklerin güvence altına alındığı bir sistem üzerinde uzlaşmaları mümkündür. Umarım bu tartışmalar böyle bir uzlaşıyla sonuçlanır.
Başkanlık sistemine geçiş, çözüm sürecinin başarıya ulaşmasının bir gereği olarak da ileri sürülmektedir. Bunun ileri sürülmesinin ana sebebi ise sistemde köklü bir değişimi gerekli kılan çözüm sürecinin ancak başkanlık sistemi içerisinde gerçekleştirilebileceği fikridir. Sonuç olarak öyle gözüküyor ki başkanlık sistemine geçebilmek için Türkiye’nin köklü bir değişime gitmesi gerekmektedir. Bu değişimin olabilmesi için de anayasanın temel mantığının ve kurumsal yapıları ve yetkilerinin kökten değişmesi gerekmektedir. Ak Parti’nin bu değişimi sağlayabilmesi için de ya tek başına anayasayı değiştirecek güce erişmesi ya da muhalefet ile bu değişiklikler konusunda uzlaşması gerekmektedir. Şüphesiz uzlaşı ile yapılacak olan bir anayasa Türkiyenin istikrarını arttıracak, başkanlık sistemi ile ilgili kaygıları azaltacaktır. Tabii ki sonuç olarak mevcut sistemin büyük riskler içerdiğini geçen seçimlerde yaşanan koalisyon tartışmalarında görüldü. Bu durum başkanlık sistemine olan ihtiyacı arttırdı. Doğal olarak bu süreçte tartışılması gereken nasıl bir başkanlık sistemi olmalıdır.
http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/baskanlik-sisteminin-arti-ve-eksileri/7043
yusuf