Din ve Siyaset II

Din ve Siyaset II

Dini inançlar akademik hayatın dışında genellikle ön kabullere dayanan kontrol edilmemiş bilgiler olarak sunulduğu için, din adına ileri sürülen görüşleri tartışmak zorlaşmaktadır. Tartışmaların zorlaşması ise din adına söylenen ve yapılanların denetimini zorlaştırmaktadır. Din adına söylenen ve yapılanların denetiminin zorlaşması ise din istismarı yapmak isteyenler için açık kapı bırakmaktadır. Din İşleri Başkanı Atalay’ın KKTC Din İşleri Başkanlığı görevini yürütürken, Türkiye genel seçimlerinde Ak Parti Mersin milletvekilliği aday adaylığına başvurması, din ve siyaset ilişkisini yeniden yoğun bir şekilde tartışılmasına yol açtı.

Din İşleri Başkanı Talip Atalay’ın Türkiye Cumhuriyeti genel seçimlerinde görevinden ayrılmadan aday adayı olmasını yasal ve etik bulmadığımı daha önceki yazımda belirtmiştim. Atalay’ın seçim propagandasında imamları kullanması ise din ve siyasi ilişkisi tartışmalarına yeni bir boyut kazandırdı. Din İşleri Yasası’nda açık olarak belirtildiği üzere, Din İşleri Başkanı’nın görevlerinden birisi de, kurumu siyasi faaliyetlerin dışında tutmaktır. Bu davranışın, bu yasa maddesi ile çeliştiği açıktır. Ayrıca ülkemizde memurlara genel olarak siyaset yapma yasağı vardır. Buna rağmen memurların büyük bir bölümü açık olarak siyasetin içerisindedirler. Bu durum, yasaların aslında adalet ve kamu düzeni için değil, güçlüler ile zayıfları ayırmak için konduğu görüntüsü vermektedir. Bu anlayış sebebiyle de güçlülerin yasaları ihlal etmesine göz yumulmaktadır.

Din görevlilerinin Atalay’ı övücü videolarını izelerken bazı gerçekler ile yanlışların iç içe girdiğini gördüm. Kuran kurslarını onun başlattığı, kuruma ilk defa araç alındığı iddiaları gerçeklerle bağdaşmayan iddialardır. Ayni şekilde din görevlilerinin açıklamalarında yer alan Kuran kurslarının Atalay döneminde başladığı iddiası da doğru değildir. Kuran kursları çok daha önce var olan kurslardı. Ahmet Cemal, Mehmet Yeltekin, Ahmet Yönlüer ve benim de dönemimde bu kurslar bazı itirazlara rağmen devam etmiştir. Kuran kurslarının hukuki durumu tartışmaları ilk defa, Akın Sait’in Başsavcılığı döneminde yapılan bir yorum sonrası başladı. Kuruma yeni araç alımının Atalay döneminde olduğu iddiası da doğru değildir.  Çünkü daireye yeni araç alımı benim dönemimde de oldu. Atalay bunu devam ettirerek arttırdı.

Havadis Gazetesi’nin geçen Cuma günkü nüshasında ilgili açıklamaları yapan din görevlilerinin, yaptıkları konuşmaların parti amblemi altında sunulacağını bilmediklerini söyledikleri haberine de yer verildi. Bu açıklamalardan, röportajları yaparlarken,  kendilerine bunların ne amaçla kullanılacağı söylenmediği anlaşılmaktadır. Bu durum, dinin ve din adamlarını siyasi olarak etik olmayan bir şekilde kullanıldığı sonucunu doğurmaktadır.

Bu yazıyı yazarken aklıma İslam Felsefesinin önemli şahsiyetlerinden Farabi’nin İhsa-i Ulum isimli kitabının sonunda yer alan: “İnandığı şeyi mutlak doğru gören dindar insanların inançlarını savunmak ya da onu kabul ettirmek için yalan söyleyebildikleri; onun için bu insanlara yalan söyleyip kandırmanın caiz olacağı” ifadesi geldi. Anlaşılan birileri, milleti kandırmayı siyasi ve de dini bir başarı olarak görebiliyor. Bence bu yanlışlarda din görevlilerinden daha fazla sorumluluk taşıyanlar, bu atamaları yapan siyasiler ve Din İşleri Yasası’nı bile bile yenilemeyen KKTC Meclisi üyeleridir. Tabii Atalay kadar sorumlu olan bir diğer kurum ise Vakıflar ve Din İşleri Yönetim kuruludur.

Siyasiler tarafında atanan yönetim kurulları, din görevlilerini baskı altında tutabilmek için kasıtlı olarak yasal boşluklar bırakarak din görevlilerini siyasi amaçları için kullanma zemini yarattılar. Başkanlık görevinde iken, tamamen siyasi nedenlerle bazı din görevlilerini sürmeye hatta görevden almaya kalkıştıklarını şahsen tecrübe ettim. Basına defalarca yansımış olan camii ihalelerinde ve vakıf mallarının kiralanmasındaki usulsüzlükler de işin cabasıdır.

Birçok kurumda olduğu gibi Din İşleri Başkanlığındaki istihdamlar da tamamen siyasi pazarlıklar doğrultusunda yapılmaktadır. Nitekim göreve atanmadan önce, yer aldığım bir sınav komisyonunda yapılanları gördüğümde komisyondan istifa ettim. Daha sonra ise sınavların doğru yapılacağını belirterek istifamı geri çekmemi istediler ve geri döndüm. Ne yazık ki yine de kendi bildiklerini yaptılar ve bunu üzerine sınavların iptali için yazılı müracaatta bulundum. Başkan olduktan sonra ise bu yazılı müracaatımın dosyalara girmediğini fark ettim. Ayni şekilde Başkanlığım esnasında da bazı siyasetçilerin arzuları doğrultusunda yasadışı istihdamlar yapmaya çalışılmış ancak buna müsaade etmemiştim. Tabii bunlara da karşı çıkınca görevime son verilmesi için bir senaryo hazırlandı ve yürürlüğe kondu.

İlk başlarda Atalay’ın atanmasını, akademisyen bir kişiliği olması sebebiyle makul karşıladım. Daha sora ise icraatlarını takip edince, atanma amacının din hizmetlerinin yürütülmesi değil durumun kurtarılmasına yönelik siyasi bir adım olduğu endişesine kapıldım. Son günlerde yaşananlar ise endişelerimde haklı olduğumu ortaya koydu. Atalay’ın siyasete yaptığı bu giriş, aslında senaryonun ikinci perdesini oluşturmaktadır ve nasıl sonuçlanacağını ben de merak ediyorum.

Tabii ki, Atalay’ın herkes gibi siyaset yapması en doğal hakkıdır; ancak bu şekilde olmasını kabul etmek mümkün değildir. Atalay’ın göreve geldikten sonra, kayıp ya da sahteleri ile değiştirilmiş trilyonluk tarihi halıların soruşturulması konusunda hiçbir şey yapmamış olması ve şahsımın itham altında kalmasına göz yumması bende de güven sorunu yaratmıştır.

Sahteleri ile değiştirilmiş ya da antik halıymış gibi gösterilmiş halılarla ilgili daha önce dönemin Başbakanı Derviş Eroğlu’nu iki kere yazılı olarak uyarmama rağmen, uyarılarıma hiçbir cevap vermemiştir. Aksine görevden alınmam sonrası, dönemin Yönetim Kurulu başkanı tarafından bunların kaybolmasından ben sorumluymuşum gibi açıklamalar yapılarak bu konu örtülmeye çalışılmıştır. Bu iftiralar sebebiyle açtığım dava için tuttuğum avukatlara ise tek tek davadan çekilerek beni davayı şahsen yürütmek zorunda bıraktılar. Tabii ki, avukatlar için yaptığım şikâyetler ise yasal süreler geçmiş olmasına rağmen sonuçlandırılmamıştır. Daha sonra ise Başsavcılığa yazılı olarak suç duyurusunda bulundum; ancak edindiğim bilgiye göre soruşturulma için görevlendirilen savcı emekliye ayrılmış ve dosya başka savcıya verilmemiş. Bu durum, birilerinin bu konunun soruşturulmasını istemediği şüphelerinin oluşmasına yol açmaktadır. Sayın Atalay mademki siyasete atılıyor, hakkında spekülasyonlara izin vermemesi için bu konuları da açıklığa kavuşturması gerekir. Atalay’ın siyaset yerine bu konularla ilgilemesi bence daha doğru olurdu. Çünkü bunlara göz yumulması, makamın saygınlığı ve güvenilirliğini zedelemektedir.

Tabii ki açıklığa kavuşturulması gereken bir husus da, Atalay’ın siyasete atılma kararını alırken, kendisini bu göreve getirenlerle bu konuyu konuşup konuşmadığıdır. Bu karar, kendisini atayanların bilgisi ile olmamış ise o zaman Atalay’ın bu kararını kendisini bu göreve atayanlara karşı bir tepkisi olarak yorumlamak gerekir.

Bu yüzden Atalay’ın aday olamaması ve istifa etmemesi durumunda, Başbakanın görevden alınması için öneri yapıp, Cumhurbaşkanının kendisini görevden alıp almayacağı merak edilen konular arasındadır. Umarım adaylarla yapılan programlarda bu konular da gündeme getirilerek tartışmaya açılır ve bunların bir daha yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınması sağlanır. Çünkü meselenin özü Atalay’ın siyasete girmesi değil; temiz siyaset ve sağlıklı din hizmetlerinin verilebilmesinin önünü açmaktır.

Birileri dinin ve din adamlarının durumunun kamuoyu önünde bu kadar tartışılmasından rahatsız olabilir. Ancak şu iyi bilinmelidir ki, her şeyin tartışılabildiği ortamda her şeyin doğrusunu görülmesi mümkündür. Özellikle dinlerin ve din adamlarının söylem ve eylemlerinin halk önünde tartışılması din istismarının engellenebilmesi için gereklidir. Bunların tartışılamadığı toplumlar, din ve mezhepler üzerinden çatışmalara mahkûm olurlar. Ortadoğu ve birçok yerde yaşanan çatışmaların sebeplerinden birisi de dinlerin ve din adamlarının söylem ve eylemlerinin açık şekilde tartışılamamaşıtır. Bunların tartışılması zamanla, din ve siyaset ilişkilerinin daha sağlıklı bir zemine kaymasına yol açacaktır. Bu tartışmaların varacağı son nokta bu olmalıdır.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/din-ve-siyaset-ii/7175

yusuf

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.