Demokrasi Belası

Demokrasi Belası

İnsanlık, halkları ezen iktidarların yarattığı sıkıntıları aşmak için çare aramış ve bu arayış neticesinde demokrasiyi bir çözüm aracı olarak geliştirmiştir. Ancak demokrasi, sistem olmaktan çok bir düşünce ve davranış biçimidir. Çünkü sistemler insanların duygu ve düşüncelerinde etkili oldukları oranda, yaşama geçerler. Yaşama geçen demokratik duygu ve düşünceler, toplumun demokrasi kültürünü belirler.

Dikkat edilirse demokrasi kültürünün zayıf olduğu ülkelerde demokrasi bir çözüm aracı olmak yerine sorunları meşrulaştıran bir dayatma aracına dönüşmektedir. Bu sorunun çözümü için, demokrasi ile birlikte hukukun üstünlüğü de sistemin olmaz ise olmazı haline getirilmiştir. Doğal olarak çağımızda hukuktan söz etmeden demokrasiden söz edebilmek mümkün değildir.

Aslında çağımızda demokrasi toplumun iradesini ifade ederken, hukuk demokrasi içinde ortaya çıkan farklı iradelerinin birbiri ile olan ilişkilerinin nasıl olacağının sınırlarını ifade etmektedir. Dolayısıyla demokrasilerde esas sorun, toplumsal iradeyi temsil eden demokraside değil, demokrasinin sağladığı özgürlük ortamının bir sonucu olarak ortaya çıkan farklı iradelerin ortak hukukunun oluşturulmamasından kaynaklanmaktadır.

Demokratik sistemlerde toplumsal irade kamu gücünü oluşturmaktadır. Esas sorun bu gücün kullanılma biçiminde ortaya çıkmaktadır. Demokratik sistemlerde esas amaç toplumsal iradeyi temsi eden kamu gücünün kimler tarafında kullanılacağını, halkın iradesi ile belirlemektir. Ancak demokrasi tek bir iradenin toplamı değil; demokratik toplumu oluşturan birçok farklı iradenin toplamıdır.

Doğal olarak halkın toplam iradesini temsil etmeyen demokrasiler, gerçek demokratik kültürü de temsil etmezler. Gerçek demokratik kültürü güvence altına almayan hukuk sistemlerinin, demokratik hukuk sistemleri olduğu ileri sürülemez. Bu yüzden demokrasinin egemen olduğu ülkelerde demokrasi sorunundan çok demokrasi kültürü ve demokratik hukuk sorunu vardır.

Kuzey Kıbrıs ve Türkiye’de temel sorun demokrasi kültürü sorunudur. Bu sorun, her iktidar değişiminde yeninde su yüzüne çıkmaktadır. Partizanlığa dayalı baskı, farklılıklara hoşgörüsüzlük, temel insan hakları ihlallerinin tümünün arkasında demokrasi eksikliği değil demokratik kültür eksikliği bulunmaktadır.

Demokratik kültürün güçlü olduğu ülkelerde doğal olarak, hukuk devleti anlayışı da güçlü olur. Bunun bir neticesi olarak da, değişen iktidarlar birey ve toplulukların temel hak ve hürriyetlerini ihlal etme iradesini göstermezler. Çünkü böyle bir irade, demokrasinin esası olan kamu gücünün halkın ortak iradesi doğrultusunda kullanılması ilkesine aykırıdır. Halkın iradesi ile elde edilen kamu gücünün halkın birlikte yaşama ortak iradesine karşı kullanılması ise demokrasinin bir çözüm değil, belaya dönüşmesine yol açmaktadır. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, demokrasi kültürünün gelişmediği ülkelerde, demokrasi halkın gerçek iradesini değil, demokrasiyi kullanarak gücü eline geçiren belli bir gurubun istediğini yapma iradesini ifade etmektedir. Bizdeki temel siyasi sorun bu anlayıştan kaynaklanmaktadır.

Yeni Müzakere Süreci

Yeni Müzakere Süreci

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın görevi devralması ile Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili umutlar yeniden artmış gözükmektedir. Hatta 2015 yılının çözüm yolu olacağı Türkiye ve KKTC üst düzey yetkilileri tarafında dillendirilmeye başlandı. Erken ve adil bir çözümün tarafların faydasına olduğuna inanıyorum; ancak 2015 yılı içinde bir çözüme ulaşılabileceği fikrini gerçekçi görmüyorum. Çünkü Sayın Akıncı’nın ve müzakere heyetinin Kıbrıs meselesinin detaylarına vakıf olması ve Güney Kıbrıs ile ortak bir plan hazırlayarak BM ile diğer ilgili tarafları ikna ederek bu planı halkların oylamasına sunması daha fazla bir zaman isteyecektir.

Ayrıca KKTC siyasetindeki istikrarsızlığın yanısıra, Türkiye’deki genel seçim sonuçlarının belirlenerek yeni hükümetin kurulması ve de bu hükümetin Kıbrıs sorununun çözümü için inisiyatif yüklenmesi 6 aydan daha fazla bir süre isteyecektir. Ayrıca Güney Kıbrıs kamuoyu, tüm ekonomik sıkıntılara rağmen hala daha ciddi anlamda bir çözüm iradesine kavuşmuş değildir.

Bilindiği üzere Güney Kıbrıs kamuoyu, genel olarak Türkler ile bir ortaklık devletine karşıdır. Son dönemde yaşanan sıkıntılar, kamuoyunda çözüm yönündeki iradeyi güçlendirmiş gibi gözükse de, hala daha Güney siyaseti için çözümü savunmak siyasi bir risk taşımaktadır. Bu yüzden Anastasiades’in tekrar aday olmayı düşünmesi durumunda, eskiden olduğu gibi çözümü savunup savunmayacağı belli değildir.

Bence Sayın Akıncı’nın Cumhurbaşkanlığını kazanması, Anastasiades için iyi olmamıştır. Çünkü Anastasiades Eroğlu’na karşı kendisini çözümü savunan lider olarak Dünya’ya lanse edebiliyordu. Ancak Akıncı’nın seçilmesi ile artık elinde böyle bir koz kalmamıştır. Doğal olarak Anastasiades şimdi çözümü daha ciddi şekilde düşünmek zorunda kalacaktır. Çünkü çözüme ulaşılmasının uzaması ve Güneyde yeniden başkanlık seçimine yaklaşılması durumunda, kamuoyu baskısı sebebiyle Anastasiades’in çözümü savunması zorlaşacaktır. Böyle bir gelişmenin olması durumunda, Kıbrıs sorununun erken zamanda çözümü de mümkün olmayacaktır.

Tüm bu şartlar içerisinde, yeni müzakere sürecini değerlendirdiğimizde, erken bir çözümden bahsetmek için erken olduğu sonucu çıkmaktadır.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/yeni-muzakere-sureci/7583

yusuf

Erdoğan-Akıncı Polemiği ve Muhtemel Gelişmeler

Erdoğan-Akıncı Polemiği ve Muhtemel Gelişmeler

Şüphesiz Sayın Akıncı demokratik bir yolla seçilmiş bir cumhurbaşkanıdır ve her siyasetçi gibi söylem ve eylemleri tartışmaya açıktır. Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası çıkan tartışmalar, eleştirilere açık olmakla birlikte, demokratik bir sistem içinde makul karşılanması gereken tartışmalardır.

Akıncı, aslında yıllardır ambargolar altında bunalan Kıbrıs Türk halkının sorunlarını biraz daha üst perdeden dillendirmeye çalışmıştır. Akıncı’nın daha düzeyli ilişki istemi bence makul ve gerekli bir taleptir. Sonuçta KKTC, Türkiye tarafından tanınan bağımsız bir devlettir. Nitekim Din İşleri Başkanlığı görevinden alınmam sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’ne yaptığım bireysel başvuruda çıkan kararda da, KKTC siyasetini bağımsızlığına vurgu yapılarak yetkisizlik hükmü verilmiştir. Dolayısıyla TC-KKTC ilişkilerinin iki bağımsız devlet esası üzerinden yürütülmesi, Türkiye’nin hem iç hukukunun hem de dış politikasının bir gereğidir.

ERDOĞAN’IN ÇIKIŞI:

Sayın Erdoğan’ın yaptığı açıklamaya bakıldığında: “Ağzından çıkanı kulağın duysun” ifadesi dışında, fazla eleştirilecek bir şey yoktur. Tabii Sayın Erdoğan’ın gönderilen paralar ve de şehitlere vurgu yapması da bazı çevreler tarafından eleştiri konusu yapılmıştır. Çünkü KKTC-TC ilişkileri sadece ekonomik çıkarlarla açıklanamaz. Ayrıca bedel ödeyen taraf sadece Türkiye Cumhuriyeti değildir. Nitekim KKTC halkının büyük bir kısmı şehit aileleridir. Bunun yanında Türkiye’nin KKTC politikaları gereği Kıbrıs Türk halkı yıllardır ambargolar altında kalarak bedel ödemeye devam etmektedir.

Kıbrıs Türk halkının bu bedeli ödemesini sadece ekonomik çıkarlarla açıklamak mümkün değildir. Aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti KKTC sebebiyle uluslararası baskılara göğüs gererek, meseleye sadece ekonomik ya da siyasi yaklaşmadığını defalarca kanıtlamıştır.

Şüphesiz KKTC halkı, marjinal ve azınlık bazı guruplar hariç Türkiye Cumhuriyeti’ne kökleri geçmişe dayanan bir gönül bağı ile bağlıdır. Bu bağlılığın bir sonucu olarak Kıbrıs Türk halkı tüm zorluklara rağmen Rum tarafının ve uluslararası baskılara boyun eğmemiş ve kaybolan Osmanlı toprakları içerisinde varlığını koruyabilmiştir. Bu yüzden de takdir ve saygıyı hak etmektedirler.

Sayın Erdoğan’ın sert çıkışları şüphesiz KKTC’ye verdiği önemin bir ifadesidir. Ancak bu tür politik söylemlerin Türkiye’nin Kıbrıs dış politikasına olumlu ya da olumsuz etkisinin tartışılmasına ihtiyaç vardır. Benim şahsi kanaatim bu tür çıkışlarının sadece aşırı uçları tatmin ettiği yönündedir. Halkın genel hissiyatına bakıldığında, büyük çoğunluğun TC ile KKTC yetkilileri arasında çıkan ve maksadı aşan söylemlerden rahatsızlık hissettikleri görülür.

ERDOĞAN’A TEPKİLER:

Şüphesiz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın KKTC’yi ziyareti esnasında gösterilen tepkiler ve de bazı aşırı söylemler güvensizlik telkin eden bir tutumun oluşmasına yol açmıştır. Erdoğan’ın sert çıkışları KKTC kaynaklı bazı kaygıların varlığının da ifadesidir. Ancak bu kaygıların gerçekliği ile boyutu yanısıra gösterilen tepkilerin bu kaygıların giderilmesine ne kadar hizmet ettiğinin tartışmasına ihtiyaç vardır.

Daha önce de belirttiğim gibi, KKTC halkının büyük bir çoğunluğu Türkiye ile olan bağlarını ekonomik ve siyasi ilişkilerin ötesinde tarihin derinliklerinden gelen kültürel değerlere ve buna bağlı olarak oluşan bir kader birliğine bağlamaktadır. Bu bağ her türlü siyasi söylemin üzerinde olan bir bağdır ve siyasetçilerin günlük siyasi söylemleri ile kopmayacak kadar güçlüdür.

Erdoğan’ın seçimlerin hemen ardından böyle bir açıklama yapmasında Sayın Eroğlu’nun seçim içerisinde Akıncı’yı cemaatin adayı ilan etmesinin de etkisi olmuş olmalıdır. Bunun ile birlikte Türkiye ve Erdoğan karşıtlığı ile şöhret bulmuş bazı kişi ve kuruluşların da Akıncı’ya açık destek beyan etmiş olması da doğal olarak Türkiye siyasetini manipüle etmek için birilerine koz vermiştir. Akıncı’nın açıklamaları arasında bunun mesajını da bulmak mümkündür.

Erdoğan ve bazı AK Partilerin verdikleri mesajlara bakıldığında, Türkiye’de genel seçimlerin yarattığı bir ortam varken Kıbrıs sorunu üzerinden gelebilecek atraksiyonlara karşı oldukça duyarlı oldukları anlaşılmaktadır. Ancak bu duyarlılığın ifadesi için kullanılan diplomatik dilin uygun olmadığı şeklinde de yaygın bir kanaat bulunmaktadır.

TARTIŞMAYA YAKLAŞIMLAR:

Bu tartışmalar sonrası iki farklı düşünce oluşmuş gözükmektedir. Bunlardan bir tanesi Akıncı ve Erdoğan’ın bu tartışmalarının bir krizin habercisi olduğu yönündedir. Bu düşünceyi ileri sürenler aslında Akıncı’yı Türkiye karşı bir koalisyonun adayı gibi göstermeye çalışanlardır. Akıncı’nın seçim sloganı olarak kullandığı “Cevap Akıncı” söylemini de buna yorumlanmaktadır. Hâlbuki Akıncı adaylığı döneminde sürekli olarak Türkiye siyaseti ile iyi ve seviyeli ilişkiye vurgu yaparak gerçek amacının bu olmadığını ifade etmeye çalışmıştır. Bence bu vurguya gerçekten ihtiyaç vardı ve bunun söylemde kalmaması gerekir. Çünkü Türkiye ile ilişkilerin seviyeli ve düzgün olması hem KKTC halkının hem de Türkiye’nin yararınadır. Ancak bu vurgunun bir zıtlaşmaya dönüşmesi durumunda Akıncı’nın ilişkileri düzeltme arzusu, ilişkilerin daha da fazla bozulması ile sonuçlanır ki, bundan en büyük zararı yine Akıncı ile KKTC halkı görür.

Diğer bir düşünce ise bu tartışmaların aslında seçin sürecinin yarattığı havanın etkisi olduğu ve zamanla normalleşeceği yönündedir. Benimde şahsi kanaatim bu yöndedir. Çünkü TC-KKTC siyasetinin müzakerelerden sağlıklı bir sonuç alabilmesi için sürtüşmeye değil, dayanışmaya ihtiyaç vardır.

ESKİ İLİŞKİLER:

Eski hükümet ve Cumhurbaşkanları döneminde sanki ilişkiler çok iyiydi de Akıncı gelince bozulacakmış gibi bir izlenim yaratmak bence gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Bazı çevrelerin bazı aşırı uçları yönlendirerek Türkiye’ye karşı söylem ve eylemlere teşvik edildikleri; bunu da daha sonra ekonomik faydaya çevirmeye çalıştıkları defalarca dillendirilmiştir. Ayrıca Türkiye ile KKTC arasındaki gümrükler sebebiyle ekonomik işbirliğinde birçok sorun yaşanmaktadır. Ayrıca polis ve istihbarat paylaşımındaki bazı sorunlar sebebiyle KKTC’nin bazı suçluların sığınağı haline geldiği bilinmektedir. Bu sorunların tümü de eski liderlikler döneminden kalmadır.

Ben Akıncı’nın bu açıklamalarının KKTC halkının haklarını savunmakta bir kararlılık olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Ancak bu kararlılığını Güney Kıbrıs ve Kıbrıs sorununa müdahil olan diğer taraflara karşı da gösterilmesi gerekir.

TÜRKİYE MUHALEFETİNİN TAVRI:

Türkiye muhalefetinin yaklaşımına bakıldığında Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımının Akıncı’nın yaklaşımı ile örtüştüğü görülmektedir. Bu durum, her iki liderin de sol kökenli olmasından mı yoksa konjonktürden mi kaynaklandığı tartışmaya açıktır. Sayın Bahçeli’nin açıklamalarına bakıldığında ise daha çok Sayın Erdoğan’ın yaklaşımı ile örtüştüğü görülmektedir. Bu durum MHP’nin geleneksel siyasi çizgisi ile de örtüşmektedir. Sayın Demirtaş ve diğer siyasi liderlerin ise bu konudaki açıklamalarına rastlamadığım için bir değerlendirme yapamayacağım.

GÜVEN ARTTIRICI TEDBİRLER:

Bu arada Güney’de gelen güven arttırıcı tekliflerin de seçimin yarattığı havanın etkisi ile yapılmış gerçekleşme zemini zayıf, erken yapılmış açıklamalar olduğu kanaatindeyim. İyi niyet gösterilirse bunlar da zamanla daha makul ve uygulanabilecek bir düzeye gelecekler. Bence tarafların güven arttırıcı tedbir olarak yapacakları ilk iş, ateşkesi kalıcı kılacak ve tarafların çözüm oluşana kadar birbirine silah çekmeyeceklerine dair güvence veren bir antlaşma imzalamalarıdır. Çünkü defakto bir barışın gölgesinde yürütülen müzakereler ve atılan adımlar yeterli bir güvence sağlamayacaktır.

AKINCI’NIN İŞİ ZOR:

Akıncı’nın, yılların birikmiş sorunları ile yüzleştiğinde hükümet desteği olmadan bu sorunları aşmada zorlanacaktır. Bu ise yüksek beklentilerin zamanla eleştiriye ve güvensizliğe dönüşmesi riski taşımaktadır. Çünkü Akıncı’nın aldığı oyların büyük çoğunluğu ikinci turda gelmiş olan ödünç tepki oylarıydı. Özellikle bu oyların destekten tepkiye doğru kayması daha kolay olacaktır. Bu yüzden Akıncı’nın, kendisini destekleyen kitlelerin ortak hissiyatına hitap eden söylem ve eylemlerde bulunması gerekecektir.

AKINCI SON ÜMİT:

Tabii ki Akıncı Kıbrıs sorununun çözümü için son ümit olarak görülmektedir. Doğal olarak bu dönemde de bir çözüme ulaşılamaz ise, hem halkın hem de Kıbrıs sorununun tarafları, birleşik Kıbrıs şeklinde bir çözüm ümidini iyice kaybedeceklerdir. Bu ise KKTC’ye özel bir statü tanınmasının yolunu açacaktır.

AKINCI İLE ERDOĞAN BULUŞMASINDAN BEKLENTİLER:

Şüphesiz basında yer alan ve halk arasında gerginliklere yol açan tartışmalar iki farklı beklentinin oluşmasına yol açtı. Bunlardan bir tanesi Türkiye-KKTC ilişkilerin gerilip krize dönüşmesi; diğeri ise Akıncı’nın Türkiye ziyareti sürecinde her şeyin normalleşmesidir. Birinci beklenti, aşırı uçlar ile bazı muhaliflerin beklentisidir. İkinci beklenti ise hem KKTC hem TC halkının büyük çoğunluğunun beklentisidir ve ziyaretin buna uygun olarak gerçekleşeceği kanaatindeyim.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/erdogan-akinci-polemigi-ve-muhtemel-gelismeler/7473

yusuf