Mülkiyet Sorunu ve Korkularımız
Sayın Akıncı’nın çözüm yönündeki iradesi birleşik bir Kıbrıs’ı arzulayanların ümitlerini arttırırken, bazı belirsizlikler ise endişelere yol açmaktadır. Bu belirsizliklerden kaynaklanan endişeleri güvenlik sorununa ve ekonomik nedenlere dayanan endişeler olarak iki sınıfta toplayabiliriz.
Güvenlik sorunu, özellikle yaşları büyük olan KKTC vatandaşları arasında etkilidir. Çünkü bu insanlar, iç çatışma, askeri darbe ve nihayet bir savaş ortamını fiili olarak yaşadıkları için birleşik bir Kıbrıs’ın yeni bir çatışma ortamına zemin hazırlayabileceği endişesini taşımaktadır. Bunları gidermek için de özellikle bir çözüm durumunda Türkiye’nin fiili garantörlüğünü ve iki kesimliliğin devamını zorunlu görmektedirler.
KKTC halkının ikinci büyük endişesi ise ekonomik nedenlere dayanmaktadır. Bu sorun, bu günlerde güvenlik korkularından daha fazla etkili gözükmektedir. Çünkü 1963’de başlayan çatışmalar sonrası Müslüman Cemaat olarak nitelenen Kıbrıslı Türkler daha güvenli yerlere göç etmek zorunda kaldılar. Dolayısıyla mülkiyet sorunu 1963 çatışmaları ile ortaya çıkan, 1974 Barış Harekatı ile de büyüyen bir sorundur.
Mülkiye Sorununun Büyümesi
Mülkiyet sorununun büyük bir sorun haline gelmesinin esas sebebi Rum nüfusun ağırlıklı olarak şu an Kuzey Kıbrıs olarak bilinen kesimde, Türk nüfusun ise daha çok Güney Kıbrıs olarak anılan bölgede yaşıyor olmasıydı. 1974 sonrası yapılan nüfus mübadelesi antlaşması sonrası 120.000 kadar Kıbrıslı Rum, 65.000 kadar da Kıbrıslı Türk yerlerini terk etmek zorunda kaldılar. Göç sonrasında Türk tarafının Güney’den göç etmek zorunda kalan Kıbrıslı Türklere Güney’de kalan mallarına karşılık olarak eşdeğer mal vermesi mülkiyet sorununun farklı bir boyut kazanmasına neden oldu. Çünkü eşdeğer tespitleri yapılırken, göç etmek zorunda kalan bazı insanlar mallarının tapularını alamadılar. Bu yüzden de ispat yapamadılar. Siyasi sebeplerle bazılarına hakkettiğinden fazla mal verilmesi bazılarına ise verilmemesi de ayrı bir sorun yarattı. Bir kısım insanlar ise çeşitli nedenlerden dolayı eşdeğer karşılığında mal almayı kabul etmedi. Ayrıca elinde eşdeğeri olan insanlara 15 yıldır müzakereler gerekçe gösterilerek, kaynak paketleri ilan edilmediği için Güneydeki mallarının karşılığı verilmemiştir ve bu insanlar hala daha devletten alacaklı durumdadır.
1998’de CTP-DP hükümeti döneminde yapılan bir yasa değişikliği ile eşdeğeri olmayan Güney göçmenleri ile Türkiye’den 31 Temmuz 1982’den önce iskan edilen göçmenlere verilen tahsislerin tapuya dönüştürülmesi mülkiyet sorununda yeni bir aşamaya geçilmesine yol açtı. Çünkü Güney ve Türkiye göçmenlerine tapu verilmesi, doğal olarak insanların bu mallarına sahip çıkmalarına ve yatırımlarını bunlar üzerine yapmalarına neden oldu. Bu insanların Güney’de kalan malları ise yıllardır bakımsız kaldığı için neredeyse kullanılmaz hale geldiler. Ancak Türk tarafı Rum mallarına tapu verdiği için Türkler, Rum malları üzerine daha fazla yatırım yaptılar. Bu da mülkiyet sorununda ayrı bir dengesizliğe yol açmıştır.
Güney göçmenlerinin bir kısmı ise Kuzey Kıbrıs’ta eşdeğer mal aldıktan sonra, Güneydeki mallarını satarak ek bir gelir sağlamıştır. Doğal olarak bir çözüm durumunda bu insanlar tüm mallarını kaybetme riski ile karşı karşıyadır.
Türkiye Göçmenlerinin Durumu
Türkiye Göçmenlerinin bir kısmı da Türkiye’deki mallarını gelmeden önce ya da geldikten sonra sattığı için çözüm durumunda benzer bir sorun ile karşı karşıya kalacaklar. Türkiye göçmenlerinin bir kısmının mallarına ise devlet farklı gerekçeler ile el koydu. Benim ailemde bu sorunu yaşayanlardandır. Doğal olarak mülkiyet sorunu sadece Kıbrıs’taki taşınmaz mallar ile sınırlı bir sorun değildir.
Türkiye göçmenleri, devlet tarafından getirildikleri için çözüm sürecinde uğrayacakları zararların da devlet tarafından karşılanması gerekir. Çünkü çözümün getireceği mali yükü halkın kaldırabilmesi imkânsızdır. Yunanistan ve Güney Kıbrıs’taki ekonomik krizi dikkate aldığımızda, ekonomik yükü taşımalarının mümkün olmadığı açıktır. Türkiye’nin KKTC’ye yaptığı katkılar zaten KKTC’nin bütçesini aşan katkılardır ve yeni bir ekonomik yük altına girmek istemeyecektir. Bundan dolayı da, çözümün mali yükünün, uluslararası destek ile aşılması gerekecektir.
Kıbrıs’taki mülkiyet sorununu devlete ait taşınmaz mallar, şahıslara ait taşınmaz mallar, vakıflara ait taşınmaz mallar, kurum ve kuruluşlara ait taşınmaz mallar ve hali araziler olarak sınıflandırabiliriz. Özel şahıslara ait malların bir kısmı ise yabancılara ait mallardır. Maraş’taki malların bir kısmı böyledir. Ancak bunların oranını veren bir bilgiye rastlayamadım. Kurum ve kuruluşlara ait mal oranları ile ilgili de bir bilgiye rastlayamadım.
Vakıflara ait mallar ise özellikle Güney Kıbrıs’ta kaldığı için, Türk tarafının en güçlü dayanağıdır. Çünkü Müslüman nüfusun büyük Kısmı Güney’de yaşadığı için vakıf mallarının çoğu da Güney’de kaldı. Bu malların bir kısmına devlet el koymuş bir kısmı ise usulsüz olarak şahıslara devredilmiştir. Bildiğim kadarıyla Müslümanlara ait vakıf mallarının miktarı hala daha tam olarak bilinmemektedir ve bu konuda sağlıklı bir çalışma yapılmamıştır.
Kurum ve kuruluşlara ait mallar ise devlet kurumları ve özel kuruluşlara ait mallardır. Bu mallardan devlet kurumlarına ait olanlara Türk tarafı da ortaktır. Dolayısıyla devlete ve devlet kurumlarına ait ortak malların oranlarının da tam olarak tespit edilmesi gerekir.
Türk Mallarının Miktarı
Annan Raporunda Türk tarafına ait tapulu malların oranı % 13 civarında gösterilmiştir. Türk tarafı kendine ait mülkiyeti ise 29+1 olarak yani yaklaşık % 30 olarak hesaplamaktadır. Rum tarafı da bu oranları kabul etmiş gözükmektedir. Türk tarafının Taşınmaz Mal Komisyonu aracığı ile satın aldığı malları da hesaplarsak, Türk tarafının sahip olduğu mülkiyetin % 34 civarında olduğu sonucu çıkmaktadır. Bunların % 13 kadarı tapulu, % 16’sı devlet ve devlet kurumlarına ait ortak mallar % 4 civarında olanlar ise Mal Tazmin komisyonları tarafından satın alınan mallardır.
Bu hesaplamalara göre Türk tarafı için mülkiyet ile ilgili fazla bir sorun gözükmemektedir. Çünkü Türk tarafının elindeki taşınmaz malların oranı % 36’dır ve hukuken sahip olması gereken malların oranına yakındır. Bu rakamlara göre Rumlara mal iadesi yapılacaksa, bu % 2 lik bir rakama yakın bir iade olacaktır ve sınır bölgelerinde yapılacak bir düzenleme ile yeni göç dalgalarına sebep olmadan bu sorun halledilebilir. Tabii ki bu benim verdiğim rakamlar çeşitli dönemlerde, farklı kaynaklarda yazılmış rakamlardır. Bu rakamların doğrusunu yetkililerin açıklayarak halkı bilgilendirmesi gerekir. Çünkü sağlıklı bir çözüm için önce doğru bilgiye ve de şeffaf bir sürece ihtiyaç vardır.
Şüphesiz herkesin hakkının korunduğu sürdürülebilir bir çözüm olursa, bu herkesin faydasına olur. Ancak birilerine çıkar sağlarken, çözümün faturası yaşam mücadelesi veren halka yüklenirse, bu çözüm adil bir çözüm değil birilerine rant sağlamaya yönelik bir çözüm olur. Şüphesiz ki her insanın malı ve emeği kutsaldır ve korunması gerekir. Ancak birilerinin hatalarının masum insanlara fatura edilmesi de şüphesiz kabul edilebilir bir şey değildir. Sonuçta askeri darbe yapıp Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yıkılmasına sebep olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimidir. Bu darbe başarılı olmuş olsaydı, her iki taraf da büyük ihtimal çok daha büyük kayıplara uğrayacaktı.
Yusuf