Türkiyeli Göçmenler Sorunu
Kıbrıs sorununun en önemli konularından birisi göçmenler sorunudur. Bu yüzden hem iç hem de dış siyasetimizi sürekli meşgul etmektedir. Ancak her nedense sanki Kıbrıs’a nüfus aktarımı yapan tek ülke Türkiye imiş gibi bir hava estirilmektedir. Hâlbuki Kıbrıs’taki göç sorunu iç ve dış göç olarak iki farklı kategoride değerlendirilmelidir.
Aslında göç sorununun en sıkıntılı tarafı dış göç gibi görülse de, iç göç sorununun daha karışık olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü iç göç, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin mülkiyet rejimini büyük oranda ortadan kaldırmıştır. Dış göç sorunu ise mülkiyet meselesinden daha çok nüfus yapısının değişmesi ile alakalı bir sorun olarak görülmektedir.
İç göç sorunu çatışmaların başlaması ile birçok insanın güvenlik sebebiyle yerlerini terk etmeleri ile başladı ve Türkler ve Rumlar arasında imzalanan nüfus mübadelesi antlaşması ile de resmi bir statü kazandı.
Dış göç ise hem Türk tarafının hem de Rum tarafının anavatanlar ve farklı ülkelerden taşımaya başladıkları nüfus sebebiyle ortaya çıktı. Kıbrıs tarihine bakıldığında özellikle dış göçün sürekli olarak yaşandığını görürüz. Tabii dış göç, farklı ülkelerden Kıbrıs’a gelenlerden daha fazla, Kıbrıs’tan farklı ülkelere göç etmek şeklinde gerçekleşmiştir. Bugün Türkiye, İngiltere ve Avustralya’da Kıbrıs’ın yerli Türk nüfusundan kat kat fazla göçmen Kıbrıslı Türk bulunmaktadır.
Sadece Türkiye de Kıbrıs kökenli 500,000’den fazla insan olduğu belirtilmektedir. İngiltere’de de şu anki KKTC nüfusundan fazla bir nüfusun olduğu ifade edilmektedir. Şunu rahatlıklar söyleyebiliriz ki, KKTC aldığı nüfustan çok dışarıya göç vermektedir. Son dönemlerde bazı sendikaların ekonomik tedbirleri göç yasası olarak nitelemelerinin arkasında, bu tarihi gerçeğin payı olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’den gelen göçmenler meselesini iç siyasette gündeme getirenler, her nedense Güney Kıbrıs’ın almış olduğu göçmenleri hiç gündeme getirmemektedirler. Din İşleri Başkalığı görevinde iken Avrupa Birliği’nin verdiği bir resepsiyonda Almanya elçisi ile sohbet ederken, bana Türkiye’nin aktardığı nüfus ile demografik yapının bozulduğu şeklinde bir görüş belirtmişti. Bunun üzerine kendisine, onlardan birisinin de benim olduğumu söyleyince sohbetimiz derinleşmişti.
Büyükelçiye bu konunun doğru anlaşılabilmesi için iki tarafın nüfus politikalarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledim ve bunun için de nüfus kayıtlarındaki numaralara bakılması gerektiğini belirttim. Bu konuşmanın geçtiği dönemlerde Kıbrıs Cumhuriyeti kimliğini yeni almış birisine verilen kimlik numarası ile KKTC kimliğini yeni almış birisine verilen kimlik numaralarını kontrol etmiştim. Güney’in verdiği kimlik numarası bir milyon üç yüz binden fazla iken KKTC’nin verdiği kimlik numarasının iki yüz altmış bin civarında olduğunu hatırlıyorum.
Bu durum, TC’li nüfus ile birlikte aslında Kuzey ve Güney Kıbrıs nüfus oranlarının Türk tarafının aleyhine geliştiğini göstermektedir. Çünkü bu rakamlara göre Türk tarafının göçmenlerle birlikte nüfus oranı Rumların beşte biri kadardır. Doğal olarak bir antlaşma olacaksa, Türk tarafı değil Güney Kıbrıs tarafının nüfus azaltmaya gitmesi gerekmektedir. Sayın Başpiskopos un geçenlerde yapmış olduğu ve tepkilere yol açan Türkiyeli nüfus ile ilgili açıklamalarının da aslında gerçeği tam olarak yansıtmadığı bu bilgiler ışığında ortaya çıkmaktadır.
yusuf