Asrın Su Projesi ve Sudan Bahaneler
Bir hayal gerçekleşti ve KKTC’nin en acil ihtiyaçlarından olan su Türkiye’den geldi. Hem de mühendislik harikası denecek bir şekilde, Anamur’dan Kıbrıs’a kadar denizin altına döşenen asma borularla geldi. Tabii bazı çevreler her zaman olduğu gibi yine sudan bahanelerle buna karşı çıksalar da, aslında halkın çok büyük bir bölümü bundan büyük memnuniyet duymuştur.
Suyun gelmesi ile bazı çevreler ise “suyu biz yöneteceğiz” diye yüksek sesle bağırmaya başladılar. İyi de suyu siz mi getirdiniz de suyu yönetme hakkını kendinizde görüyorsunuz? Bir başka grup ise suyu biz getirdik, o halde biz ne dersek o olur diye bağırmaya başladı. Anladık suyu siz getirdiniz de, bu suyu bahçenizde kazdığınız kuyuya taşımadınız ki, bağımsız devlet olarak tanıdığınız bir ülkenin toprağına götürdünüz. O halde bu durumda o ülke idaresi ve halkının bazı hakları olduğunu görmeniz lazımdır. Demek ki bu işin doğrusu ikisinin ortasıdır. Yani bu yatırımı yapan Türkiye projenin esas sahibidir. KKTC Devleti ise hizmet ve mal satın alan taraftır. Bu durumda yapılacak sözleşme, KKTC’ye hizmet ve mal satışı sözleşmesi şeklinde olmalıdır.
Şüphesiz KKTC bu hizmeti satın alırken projenin sahibi Türkiye Cumhuriyeti’ne mali ve idari güvenceler vermek zorundadır. Çünkü KKTC’nin mali ve idari disiplini olmadığı bilinmektedir. Ayrıca suyu yönetmeye talip olan belediyelerin de büyük bir çoğunluğu batık belediyelerdir. Edindiğim bilgiye göre belediyeler topladıkları su paralarının bir kısmını hazineye aktarmak zorunda olmalarını rağmen bunu yerine getirmeyerek, su paralarının üstüne yatmaktadırlar. Dolayısıyla birilerinin belediyelere güvenmemesi gayet doğaldır.
Suyu yönetme hakkı talep eden belediyelerin önce mali ve idari güvenceyi verecek bir yapısal değişimi gerçekleştirmeleri lazımdır. Bunu yapamazlarsa, birilerini onlara güvenmemesi gayet doğaldır. Ancak şu da bir gerçek ki, bu su köylere de dağıtılacaksa, bu durumda belediyelerin de özellikle su dağıtımında belli bir yetkisi, bu hizmete karşı da elde ettikleri belli kazançları olması gerekmektedir. Zannederim bu sorun Türkiye, KKTC hükümetleri ve belediyeler arasında yapılacak görüşmelerle çözülebilir.
Su projesinin özel bir şirkete devri ise hukuki siyasi bazı yeni sorunları gündeme getireceği için makul gözükmemektedir. Çünkü suyun özel şirket tarafından yönetilebilmesi için önce ihale yapılması lazım. Bu ihalenin Türkiye’de yapılması yeterli olmayacaktır. Çünkü böyle bir ihale yapıldıktan sonra bu ihaleyi kazanan şirketin bu sefer de KKTC ile bir hizmet satışı sözleşmesi yapması gerekecektir ki, bunun gerçekleşmesi belirttiğim gibi oldukça güçtür. Çünkü su gibi kritik bir gücün tekel yaratacak şekilde özel bir şirkete devri durumunda hem yasal hem de siyasi birçok yeni sorun ortaya çıkacaktır.
Sonuçta Türkiye’den KKTC sınırlarına taşınan su, ekonomi, ekoloji ve siyasi alanda köklü değişimlere yol açabilecek etkilere sahiptir. Bunun doğru yönetimi bu etkilerin olumlu yönde gelişmesine yol açacaktır. Ancak yanlış adımların atılması durumunda, Ada’ya barış suyu olarak gelen suyun bir çatışma ve güvensizlik etkisi de yaratması mümkündür.
Bu arada su projesinin açılışında her şeyin oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Ancak su projesinin açılışında hiç kimse gelecek olan vatandaşların insani ihtiyaçlarını düşünmediği için insanlar sıcağın altında ve suyun yanında susuz beklemek zorunda kaldılar. Planlayıcılar halkı da düşünerek su ihtiyaçlarını giderebilecekleri tedbirleri alabilirlerdi. Bunun yanında halkın tuvalet ihtiyacı için de hiçbir şey düşünülmedi. Ayrıca protokolün güneşten rahatsız olacağı düşünülmüş gölgelendirme yapılmış ama halk için bu imkân sağlanmadığı için insanlar güneşin altında saatlerce beklemek zorunda kaldılar. Basit gibi gözüken bu ihmaller bu büyük açılışın gölgesinde kalsa da, yönetim ve planlama zaaflarının hanesine yazılmıştır.
Bu büyük hizmette emeği geçen herkese bizler de halkımız adına teşekkür ediyor KKTC ve Kıbrıs halklarına güzellikler getirmesini diliyoruz.