YASAKÇI DİNDARLIK İLE YASAKÇI ÇAĞDAŞLIK
İslamiyet’e göre haramlar yasakları değil Allah’ın hudutlarını (hududullahı) yani bir başka ifade ile sorumluluk sınırlarını ifade eder. Bundan dolayı da Allah’ın bir şeyi haram kılması, insanların özgürlüklerini sınırlamak amaçlı değil; aksine özgürlüklerini korumak amaçlıdır.
Dinler ve dindarlık gündeme geldiğinde öncelikle yasaklarla (haramlarla) anılırlar. Hâlbuki İslamiyet’e göre haramlar yasakları değil Allah’ın hudutlarını (hududullahı) yani bir başka ifade ile sorumluluk sınırlarını ifade eder. Bundan dolayı da Allah’ın bir şeyi haram kılması, insanların özgürlüklerini sınırlamak amaçlı değil; aksine özgürlüklerini korumak amaçlıdır. Ne ilginçtir ki, bazı insanlar haramlardan en fazla bahseden ve yaşamı bir yasaklar yumağına dönüştüren hocalar ya da din adamlarını en bilgili ve en dindar insanlar olarak kabul ederler. Özgürlüklerden bahseden ve alanlarını genişletmeye çalışan din adamlarını ise düzenin adamı olmak ya da samimiyetsizlikle suçlarlar. Bu anlayışta olanları yasakçı dindarlar olarak niteleyebiliriz.
AMAÇ YASAK DEĞİL
Bu tutum, yasakçı dindarların genel bir tutumu değildir. Çünkü yasakçı dindarlar, bazen mistik, bazen de radikal bir tutum sergileyebilirler. Mistisizm, İslam kültürü içinde daha çok zühd ile açıklanmaktadır. Zühd ise insanın ruh ve düşüncesinin dünya yaşamından soyutlanarak uhrevi bir duygu ve düşünceye yönelmesini ifade eder. Bu yöneliş bazen insanı pasifleştirdiği için şiddetten uzak bir anlayışa sürükler ve bu tür bir yaşam tarzını tercih edenler, bunu ruhsal arınmanın bir vesilesi olarak kabul ederler. Bunu gönüllü yaptıkları için de, kendilerine yasakladıkları şeyleri başkalarına yasaklama gayreti içerisine girmezler. Bu özellikleri ile de özgürlüklere saygılıdırlar. Tasavvufi düşüncenin ileri gelen simaları genellikle bu anlayışa sahiptirler.
İnsanın iyi ya da doğru olduğuna inandığı şeyi yaşaması onu mutlu eder; ancak kendi iyi ya da doğrusunu başkasına dayatmaya kalkması hem kendisini hem de karşısındakini rahatsız eder. İnsanlar tabiatları gereği daha iyi ve doğru olana daha fazla meyillidirler. Bu yüzden kendimizdeki iyi ve doğru şeyleri, insanları rencide etmeden paylaşırsak sonuç olarak bunları bizden alırlar. Ancak bir dayatmaya girmemiz durumunda normal şartlarda bizden alacakları şeyleri dahi reddederler. Çünkü sadece zayıf karakterli insanlar zorbalığı kabul ederler.
ÖZGÜRLÜĞÜN İKİ HALİ
Zorbalığa dayalı yasakçı dindarlık anlayışı İslam’ın ve Kuran’ın temel ruhuna aykırıdır. Bu yüzden Kuran-i Kerim’de ”Dinde zorlama yoktur” denilmektedir. Bu konuda Kuran’da bir ayette ”(Ey Muhammed) Sen insanları zorla inandıracak mısın?”, başka bir ayette ise: ” (Ey Muhammed) Sen insanlar için bir hatırlatıcısın; zorlayıcı değil”, bir başka ayette de: ”Allah dileseydi yeryüzündeki herkes iman ederdi” denilerek Allah tarafından Hz. Muhammed de dini konularda insanları zorlamak konusunda uyarılmıştır. Doğal olarak Hz. Muhammed dâhil, hiç kimse insanları inanç konusunda zorlama hakkına sahip değildir. Çünkü inanç gönül işidir ve zorlamayı kabul etmez. Tabii ki, insan tabiatının zorlamayı kabul etmemesine rağmen, dini metinlerde güç kullanımı ve zorlamayı meşrulaştırıcı yorumlara açık bölümler de bulunmaktadır. Bu bölümler dinin esasını değil; şartlar içerisinde oluşan zorunlulukları ifade etmektedir. Bu yüzdendir ki İslam âlimleri, insanda esas olanın özgürlük olduğunu, kölelik ve kısıtlamaların ise arızi bir durum olarak ortaya çıktıkların kabul ederler. Bu itibarla da din âlimlerinin esas görevi yasakları arttırmak değil; özgürlükleri korumak ve genişletmek olmalıdır.
Özgürlükçü çağdaşlık anlayışı da iki farklı düşünce akımı şeklinde gelişmiştir. Bunlardan birincisi, her türlü farklı yaşam tarzına yaşama hakkı tanırken, ikincisi ise yasakçı din anlayışı gibi özgürlüğü sadece kendilerinden olana tanımıştır. Bundan dolayı da bu anlayışta olanları da yasakçı çağdaşlar olarak tanımlayabiliriz. Bunların yasakçı dindarlardan farkları, sadece yasakları korumak için ileri sürdükleri argümanlardadır.
YASAK DİNİ DEĞİL
Yasakçı dindarlar ile yasakçı çağdaşların egemen oldukları toplumlarda din ve çağdaşlık temelli çatışmalar daha üst düzeyde yaşanır. Özgürlükçü dindarlık ile çağdaşlığın egemen olduğu toplumlarda ise sosyal barış ve demokrasi daha üste düzeyde yaşanır. Çünkü özgürlükçü çağdaşlık anlayışı toplumun değişen şartlarına göre yeni özgürlük alanlarını oluştururken; özgürlükçü dindarlık anlayışı da insanlığın geçmişten gelen inanç ve değerlerini koruma misyonunu yürüterek birlikte insanlık medeniyetinin bir bütün olarak korunmasını sağlarlar. Böylelikle uzlaşı kültürünün de gelişmesine katkıda bulunurlar. Yasakçı dindarlık bugünü; yasakçı çağdaşlık ise dünü inkâr ettiği için çatışmacı anlayışı temsil ederler. Bu özellikleri ile de medeniyeti oluşturan inanç ve kültürleri bir bütün olarak korumak yerine, onları çatıştırarak, birisi medeniyetin önemli bir unsuru olan geçmişi diğeri ise medeniyetin diğer önemli unsuru olan geleceği tehdit altına alırlar. Bunun hem geçmişte hem de yaşadığımız çağda birçok örneğini görebilmekteyiz.