Pile Krizi ve BM Genel Sekreteri’nin Açıklamalarının Uluslararası Hukuk Açısından Yorumu

KKTC hükümetinin Pile halkının ihtiyaçları doğrultusunda yapmaya çalıştığı yol genişletme çalışmalarına BM askerlerinin müdahalesi yeni bir krize sebep oldu. BM Genel Sekreteri Türk tarafının girişimlerini uluslararası hukuka aykırı bulduğunu beyan etti. Esasen böyle bir açıklama uluslararası hukuk açısından tarafsızlık ilkesini ihlal eden bir açıklamadır. Çünkü Pile bölgesindeki durum gerçekten de uluslararası hukuk ve siyaseti içeren karmaşık ve hassas bir konudur. Kıbrıs’taki BM ara bölgesi, BM Barış Gücü (UNFICYP) tarafından kontrol edilen, 1964 yılında kurulan ve 16 Ağustos 1974’teki ateşkesin ardından, BM’nin kontrolünde kalan Ada’nın %4’ünden fazla toprağı kapsayan tampon bir bölgedir. Tampon bölge Yeşil Hat olarak da bilinir, çünkü başlangıçta 1964’te bir İngiliz subayı tarafından yeşil kalemle bir harita üzerinde işaretlenmiştir.

Tampon bölgenin hukuki statüsü uluslararası hukukta açıkça tanımlanmamıştır. Bir tanıma göre, tampon bölgeler, iki rakip devleti veya varlığı birbirinden ayıran ve taraflardan biri veya her ikisi tarafından kısmen veya tamamen egemenlik kaybına maruz kalan coğrafi alanlardır. Rum yönetiminin 2004’te AB’ye tek yanlı kabul edilmesinin ardından AB, “Protokol 10” diye bilinen bir karar alarak KKTC toprakları ve BM denetimindeki bölgeyi AB toprağı, ancak müfredatın dışında kabul etmesi de Kıbrıs Türk halkının iradesini devre dışı bırakan ve KKTC’nin bağımsızlığını ihlal eden bir karar olması sebebiyle, Uluslararası hukuk açısından sorunlu bir karardır.

BM tampon bölgesinde yol yapımının uluslararası hukuka aykırı olup olmadığına dair net veya kesin bir hukuki düzenleme ise yoktur. Doğal olarak tampon bölgenin hukuki statüsü, uluslararası hukukun nasıl yorumlandığına ve uygulandığına ve tampon bölgenin statüsünü ve rolünü nasıl görüldüğüne ve değerlendirdiğine bağlı olarak değişebilmektedir.

Kıbrıs Türk tarafının Türkler ile Rumların birlikte yaşadıkları Pile bölgesinde vatandaşlarınının ihtiyacını dikkate alarak bir yol inşa etme girişimi, çeşitli gerekçelerle uluslararası hukukun ihlali olarak görülebilir. Ancak bu konuda ileride açıklayacağımız üzere ileri sürülen tüm argümanlar, tartışmaya açık olduğu için BM Genel Sekreteri’nin bu şekilde kesin bir açıklama yapması tarafsızlığı konusunda şüphe uyandırıcıdır. Her ne kadar tampon bölgede veya yakınında karşılıklı rıza dışında hiçbir değişiklik yapılmamasını öngören 1974 tarihli ateşkes anlaşmasının, Güvenlik Konseyi tarafından tampon bölgeyi denetlemek ve kontrol etmekle görevlendirilen UNFICYP’in yetkisinin ihlali edildiği veya tüm ada üzerinde yargı yetkisi olduğunu iddia eden Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün ihlali ve de her iki tarafın da birbirleriyle ve UNFICYP ile işbirliği yapmasını gerektiren iyi niyet ve barış içinde bir arada yaşama ilkesinin ihlal edildiği uluslara arası hukuk içerisinde ileri sürülebilirse de, bu iddiaları geçersiz kılan karşı iddialar da uluslararası hukuk içerisinde ileri sürülebilirdir. Bundan dolayıdır ki BM Genel Sekreteri’nin beyanları uluslararası hukukun tek taraflı yorumu görüntüsü verdiği için BM’nin uluslararası hukukun gereği olan tarafsızlık ilkesine aykırıdır.

Çünkü bu iddialara Kıbrıs Türk tarafı tarafından yine uluslararası hukuk içerisinde farklı gerekçelerle itiraz edilebilir. Mesela BM Barış Güçü (UNFICYP)’in benzer olaylarda Rum tarafına karşı aynı tutumu sergilememekle tarafsızlığını bozduğu; dolayısıyla bu tutumunun uluslararası hukuk ve BM Barış Gücü’nün  yetki ve sorumluluk çerçevesine uymadığı ileri sürülebilirdir. Ayrıca BM’nin federal bir çözümü öngörme kararı ve Annan Planı’nda ileri sürülen çözüm önerileri, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün statüsünü değiştiğini kanıtı olarak ileri sürülebilir. Ayrıca Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik yetkisi Kıbrıs Anayasası’na göre Helen ve Türk halklarının ortak iradesini temsil ettiği için Rum tarafının tek taraflı eylem ve söylemleri Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temsil edemez. Ayrıca bu yol genişletme çalışması, bölgede yaşayan halkın yaşam koşullarını ve altyapılarını iyileştirmeye yönelik olduğu için, güvenlik riski yaratmamakta bu özelliği sebebiyle Barış Antlaşması’nda da vurgulanan makul girişim kapsamında yorumlanabilir. Çünkü BM’nin güvenlik riski yaratmayan halkların yaşam standartlarını yükseltme ve kolaylaştırmaya yönelik girişimleri engellemesi insan hakları ihlali kapsamına gireceği için BM’nin kuruluş antlaşmasına ve misyonuna aykırı olduğu ölçüde uluslararası hukuka da aykırıdır.

Sonuç olarak, 1963 çatışmaları gerekçe gösterilerek 1964’de Kıbrıs’a getirilen BM Barış Gücü askerleri barışı korumada başarısız olmuşlar ve bu başarısızlığın bir sonucu olarak 1974 Barış Harekatı’nın yapılması zorunlu hale gelmiştir. Annan Planı sonrasında da BM’nin tutumumun tarafsız olmadığı, bu itibarla uluslararası hukuka ve BM’nin kuruluş antlaşmasına aykırı olduğu da açıktır. BM’nin Kapalı Maraş ile ilgili tutumu da bu bölgedeki tüm yatırımların yokolmasına, Dünya’nın en gözde yerlerinden birisi olan Maraş’ın atıl ve harabe bir şehre dönüşmesine neden olmuştur. BM’nin bu kararı Maraş Bölgesi’nde hak sahibi olan insanlar ile kurum ve kuruluşların  menfaatlerine ve de Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlamadığı için de uluslararası hukuka ve BM’nin kuruluş amaçların hizmet etmemektedir..

Tüm bu gerçekler ışığında BM Genel Sekreteri’nin açıklamalarına bakıldığında uluslararası hukukun gerektirdiği tarafsızlık ilkesine aykırı olduğu; ayrıca BM Barış Gücü’nün de Türk ve Rum halklarının menfaatlerine olan yol genişletme eylemine, açık bir güvenlik riski olmadığı halde karşı çıkmasının da insan haklarına ve de BM Barış Gücü’nün misyonuna uygun olmadığı görülmektedir.