I. Seçim Sonuçların Genel Yaklaşımlar
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) 19 Ekim 2025 tarihinde gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimleri, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Sayın Tufan Erhürman’ın yüzde 62,76’sını alarak ilk turda seçimi farklı şekilde kazanmasıyla sonuçlanmıştır. Bazılarına göre bu sonuç, sadece KKTC siyasetinde bir liderlik değişimi anlamına gelmemekte, aynı zamanda Kıbrıs sorununa yönelik politika paradigmasının yeniden müzakere eksenine kayması yönünde Kıbrıs Türk seçmeninin güçlü bir irade beyanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin, önceki dönemde açıkça desteklediği mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın savunduğu “egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm” tezine karşı halkın federasyon yönündeki iradesinin tezahürüdür.
Türkiye basınında Türkiye Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın diplomatik normları yerine getirerek sonucu tebrik etmesi ve KKTC’nin demokratik olgunluğuna vurgu yapması yer alırken, diğer yanda, iktidar ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin seçim sonuçlarını reddeden ve KKTC’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne iltihakını talep eden radikal açıklamaları yer almıştır. Bu açıklama AKP ile MHP arasındaki siyasi bir gerilim şeklinde yorumlanmış olsa da bunun yeni bir strateji olması da muhtemeldir.
Yeni cumhurbaşkanı Erhürman, seçim sonrası yaptığı ilk açıklamalarda, Türkiye ile ilişkilerin “yaşamsal” öneme sahip olduğunu ve dış politikanın Türkiye Cumhuriyeti ile istişare edilmeksizin belirlenmesinin bugüne kadar hiç söz konusu olmadığını teyit ederek diplomatik bir denge kurma çabasına girişmiştir. Ancak analizler, Erhürman’ın izolasyondan çıkış için savunduğu federasyon temelli müzakerelere dönüş hedefinin, Türkiye’nin ulusalcı kanadında “ulusal davadan geri adım” olarak algılanarak Türkiye medyasının bu ikilemi kullanarak kamuoyunu kutuplaştırmaya devam etmesi gibi bir risk ortaya çıkmıştır. Ancak Ankara’nın, önümüzdeki dönemde hem Kuzey Kıbrıs’ın demokratik iradesine saygı göstermek hem de kendi jeopolitik önceliği olan İki Devletli Çözüm tezini koruyarak diplomatik denge kuracağı kanatindeyim.
II. KKTC 2025 Seçimleri: Sonuçların Siyasi ve Diplomatik Ağırlığı
A. Erhürman’ın Mandatının Gücü ve Seçmen Motivasyonları
Tufan Erhürman’ın cumhurbaşkanlığı seçimini ilk turda oyların %62,76’sını alarak kazanması, Kıbrıs Türk siyasi tarihinde dikkat çekici bir başarıdır ve KKTC halkının mevcut politik yönelimden köklü bir değişim beklentisini yansıtmaktadır. Seçime katılım oranı düşük olarak kaydedilmiş olsa da, Erhürman’ın rakibi olan ve Ankara’nın desteklediği belirtilen Ersin Tatar’dan yaklaşık iki kat fazla oy alması (%35,81), Ersin Tatar ile birlikte ona destek veren tüm partilerin ortak başarısızlığı olarak yorumlanmaktadır.
Bu ezici zaferin temelinde yatan motivasyonlar, Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı ekonomik ve siyasi izolasyondan duyduğu derin memnuniyetsizlik midir? Seçmen, jeopolitik güvenlik argümanlarının ötesine geçerek, somut yaşam kalitesini artıracak, izolasyonu sonlandıracak ve uluslararası topluma entegrasyonu sağlayacak bir çözüm modeline (Federasyon temelli müzakerelere dönüş) mi yönelmiştir?
B. Kıbrıs Sorununda Çözüm Ekolleri Çatışması: Federasyon vs. İki Devletli Çözüm
Erhürman’ın zaferi, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik iki ana ekol arasındaki bakış farkını yeniden gündeme getirmiştir. Bu durum, Türkiye basınındaki analizlerin de temel eksenini oluşturmaktadır.
Erhürman’ın Tezi (Federasyon Temelli Müzakereler): Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) geleneksel çizgisini takip eden Erhürman’ın politik çizgisi, iki devletli çözümün Kıbrıs Türklerinin ekonomik ve siyasi izolasyonunu sonlandırmak için gerçekçi bir yaklaşım olmadığı, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler (BM) parametrelerinin hala Federasyon temelini koruduğu gerçeğine dayanmaktadır.
Ankara’nın ve Eski Yönetimin Tezi (İki Devletli Çözüm): 2020’den bu yana cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Ersin Tatar ve onu destekleyen Ankara, Kıbrıs Cumhuriyeti ile federasyon temelli müzakerelere karşı çıkmaktadır. Ankara’nın resmi politikası, Kıbrıs Türklerinin egemen ve eşit bir devlete sahip olduğu “iki devletli model” çözümünü savunmaktadır. Bu teze göre, doğrudan uçuş, doğrudan ticaret ve doğrudan temas (3D) talepleri karşılanmadığı müddetçe Kıbrıs Cumhuriyeti ile masaya oturulmaması gerektiği vurgulanmıştır. Türkiye’nin iki devletli çözüm politikası, Türk tarafının Annan Planı’na evet demesine rağmen mükafatlandırılması yerine haksız tavizlere zorlanarak cezalandırılmaya çalışılmasının bir sonucu olarak ortaya çıkmış olmalıdır.
Erhürman’ın ezici zaferi, Kıbrıs Türk halkının artık ekonomik ve siyasi izolasyonun devam etmesini meşrulaştıran jeopolitik tez yerine, izolasyondan kurtulmayı önceliklendiren bir liderliği tercih ettiğini göstermekle birlikte, daha önce denenmiş ve başarısızlıkla sonuçlanmış federasyon girişimlerinin bu süreçte başarıya ulaşması pek olası gözükmemektedir. Bu durum, Türkiye’nin ulusalcı medyasında, “uluslararası topluma teslimiyet” veya “ulusal davadan sapma” olarak çerçevelenirken, muhalif medyada ise “rasyonel dış politika arayışı” olarak sunulmaktadır. Ankara, mevcut şartlarda Kıbrıs Türkünün siyasi tercih hakkına saygı göstermenin gereğini yapmakla birlikte, mevcut şartlarda nasıl bir denge kurulacağı zaman içerisinde ortaya çıkacaktır.
III. Ankara’nın Reaksiyonu Politik Spektrumda Kutuplaşma İşareti
Türkiye Cumhuriyeti’nin, KKTC seçim sonuçlarına verdiği tepki, politik spektrumda keskin bir kutuplaşma değil de Türk tarafının Annan Planı’na evet demesi ile oluşan yeni koşullara bağlı olarak oluşturulan yeni siyasi denge stratejisi olabilir. Devletin resmi diplomatik kabulü ile iktidar ortağının radikal ideolojik reddiyesi arasındaki bu çelişkili hal, Türkiye medyasının konuyu stratejik bir hamle olarak değil de Türkiye-KKTC siyasi ilişkilerinde keskin bir ayrışma gibi sunması, bu strateji ihtimalinin açık şekilde gözardı edilmesinden kaynaklanmaktadır.
A. İktidar Kanadının Resmi ve Diplomatik Çerçevelemesi: Kabul ve İtibar
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı, seçim sonuçlarının hemen ardından diplomatik teamüllerin gereğini yerine getirmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, resmi olmayan sonuçlara göre Cumhurbaşkanı seçilen Tufan Erhürman’ı tebrik eden bir mesaj yayımlamıştır. Bu mesajda, KKTC’nin sahip olduğu “demokratik olgunluğun bir kez daha gösterildiği” ve “Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin iradesini sandığa yansıttığı” vurgulanmıştır. Dışişleri Bakanlığı da benzer şekilde, seçimlerin KKTC’deki “devlet geleneğini ve demokrasi kültürünü yansıttığını” belirterek tebriklerini iletmiştir.
Bu resmi kabul, uluslararası alanda Türkiye’nin, KKTC’deki demokratik süreçlere saygı duyduğu ve yeni süreçte makul siyasi zeminin korunacağının açık bir ifadesidir. Erdoğan yönetimi, Erhürman’ın politikalarının Ankara’nın mevcut İki Devletli Çözüm tezine aykırı olmasına rağmen, diplomatik kanalları açık tutmayı ve devletin sürekliliğini sağlamayı önceliklendirmiştir. Bu pragmatik duruş, Ankara’nın uluslararası itibarını koruma ve yeni şartlara uygun bir politika izleyeceği anlamına gelmektedir.
B. Milliyetçi Cephenin Reddiyeci ve İlhakçı Dili
Resmi diplomatik kabulün tam tersine, Cumhur İttifakı’nın ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim sonuçlarına karşı son derece radikal bir reddiye ortaya koymuştur. Bahçeli, seçime katılım oranının (%64,87) düşük olduğunu öne sürerek, “Kıbrıs Türklüğünün kaderi bu katılımla temsil edilemeyecek durumdadır” açıklamasını yapmıştır.
Bu reddiyenin en çarpıcı noktası, Bahçeli’nin KKTC Parlamentosu’nun acilen toplanmasını, seçim sonuçlarını ve Federasyona dönüşü kabul edilemez ilan etmesini ve bunun yerine Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma (iltihak) kararı almasını talep etmesidir. Bu açıklama, Türkiye siyasetindeki ulusalcı kanadın, Kıbrıs Türk halkının Federasyon yönündeki iradesini, ulusal güvenlik kaygıları üzerinden tamamen geçersiz kılma ve Kıbrıs sorununu çözmek yerine statükoyu kökten değiştirme eğilimini göstermektedir. Bu söylem KKTC’nin varlığının adeta inkarı ve de Türkiye’nin bağımsız iki devlet politikasının ilgası anlamına gelmektedir. Bu tepki uluslararası arenada 1974 Barış Harekatı’nın bir barış harekatı olarak değil de işgal amaçlı bir harekat olarak değerlendirilmesine sebep olabilecek bir söylemdir.
Bu radikal tepki, Cumhur İttifakı içindeki ideolojik gerilime dönüşüp dönüşmeyeceği zaman içerisinde görülecektir. Erdoğan’ın diplomatik tebliği, siyasi pragmatizmi temsil ederken; Bahçeli’nin iltihak çağrısı, Erhürman’ın federasyon tezine karşı duyulan derin güvensizliğin ve ideolojik tavizsizliğin dışavurumudur. İktidar kanadındaki bu farklılaşma, Türkiye’nin Kıbrıs politikasında ortak bir duruş sergileyemediğini ve Kıbrıs meselesinin Türkiye’de ideolojik bir kutuplaşma aracı haline gelebilme riskini gündeme getirmektedir. Türkiye basını büyük oranda, bu iki zıt tepkiyi kullanarak, Erhürman zaferini ya “ulusal birliğe tehdit” ya da “demokrasiye saygı” çerçevesinde sunmuştur.
Aşağıdaki tablo, Türk siyasi aktörlerinin KKTC seçim sonuçlarına ilişkin reaksiyonlarının karşılaştırmalı analizini sunmaktadır:
| Siyasi Aktör/Grup | Temsil Edilen Çözüm Modeli | Reaksiyonun Ana Tonu | Mesajın Odak Noktası | Zincirleme Düşünce (Politik Çıkarım) |
| T.C. Cumhurbaşkanlığı/Dışişleri | İki Devletli (Resmi Duruş) | Diplomatik Kabul | KKTC’nin Demokratik Olgunluğu, Sürece Saygı | Devletin sürekliliği ve uluslararası itibarı ve güç dengelerini koruma zorunluluğu. |
| MHP/Ulusalcı Kanat | İki Devletli (Radikal/İltihakçı) | Reddiyeci ve Sert | Seçim Sonucunu Geçersizleştirme, Federasyona Dönüş Reddi, İltihak Çağrısı | İdeolojik tavizsizlik, ulusal davayı içeriden tehdit algılama. |
| Erhürman (CTP) | Federasyon/Müzakere | Güvence ve İşbirliği Arayışı | İlişkilerin “Yaşamsal” Önemi, İstişare Geleneği | Ankara ile ilişkileri bozmadan policy change (politika değişimi) hedefini sürdürme. |
C. Türkiye’nin Kampanya Sürecindeki Rolünün Eleştirisi ve Medya Yansımaları
KKTC seçimleri öncesinde Türkiye’den üst düzey siyasetçilerin, özellikle eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve eski Savunma Bakanı Hulusi Akar gibi isimlerin adaya giderek mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar lehine yoğun kampanya yürütmesi, Ankara’nın bu seçimin sonucuna verdiği önemi açıkça göstermiştir. Türkiye medyası, seçim sonuçlarını analiz ederken bu müdahale boyutuna geniş yer ayırmıştır.
Erhürman’ın zaferi, Ankara’nın yoğun destek kampanyasına rağmen gerçekleştiği yaygın kanaati Türkiye’nin etkinliği açısından ciddi bir başarısızlık olarak değerlendirilebilmektedir. Muhalif ve merkez medya çevreleri, bu müdahaleyi “KKTC’nin iç işlerine karışma” olarak lanse etmiş ve Erhürman’ın zaferini bu müdahaleye karşı Kıbrıs Türk halkının demokratik iradesinin ve direncinin bir tezahürü olarak görülmüştür. Bu durum Ankara’nın Kıbrıs Türk toplumunun siyasi tercihlerini kendi çizgisine çekme kabiliyetinin azaldığını ve Kıbrıs’taki “Anavatan” algısının artık sadece güvenlik eksenli değil, aynı zamanda egemen irade ve ekonomik refah eksenli olduğu, Erhürman’ın yeni dönemde Ankara ile kuracağı ilişkilerde, Kıbrıs Türkünün egemen iradesini daha güçlü savunabilme kapasitesini arttıracağı şeklinde yorumlanmaktadır.
IV. Türk Basınında Medya Çerçevelemesi ve İdeolojik Çatlaklar (Framing Analysis)
Tufan Erhürman’ın zaferi, Türkiye’deki medya kuruluşlarının ideolojik ayrışmalarını ve siyasi duruşlarını Kıbrıs meselesi üzerinden kristalleştiren bir olay olmuştur. Medya, aynı olayı tamamen zıt anlamlar yükleyerek kamuoyuna sunmuştur. Bu çerçeveleme farklılıkları, Türkiye’nin ulusal güvenlik öncelikleri ile Kıbrıs Türkünün refah ve meşruiyet arayışı arasındaki yapısal gerilimi yansıtmaktadır.
A. Hükümet Yanlısı ve Ulusalcı Medya Çerçevelemesi (Risk/Geri Adım)
Hükümet yanlısı ve ulusalcı medya segmenti, Erhürman zaferini esas olarak “Jeopolitik Güvenlik Riski” veya “Ulusal Davadan Geri Adım” çerçevesinde ele almıştır. Bu çevreler için temel endişe, Erhürman’ın Federasyon temelli müzakerelere dönüş çağrısının, Türkiye’nin son dönemde savunduğu İki Devletli Çözüm tezini tehlikeye atmasıdır.
Argümanlar, Erhürman’ın seçilmesiyle Kıbrıs Türkünün egemenlik haklarının feda edilmesi riskinin doğduğu ve müzakerelere dönüşün, Rum tarafının maksimalist taleplerini yeniden uluslararası meşruiyet zeminine taşıyacağı üzerine kurulmuştur. Bu medya, Kıbrıs Türkünün yaşadığı izolasyonu, ulusal davanın korunmasının bir bedeli olarak görme eğilimindedir. Erhürman’ın izolasyonu kırma çabası, Türkiye’den siyasi bir kopma isteği olarak okunmakta ve Erhürman’a karşı seçim sürecinde yürütülen “kara propaganda”nın sürdürülme çabası gözlemlenmiştir. Erhürman’ın Türkiye ile ilişkilerin yaşamsal önemi ve istişare geleneğinin süreceği yönündeki güvenceleri, bu çevrelerce zorunlu ve samimiyetsiz diplomatik dil olarak görülmüş, asıl amacın Ankara’nın politika çizgisini değiştirmek olduğu vurgulanmıştır.
B. Muhalif ve Merkez Medya Çerçevelemesi (Demokrasi/Fırsat)
Muhalif ve merkez medya, Erhürman zaferini ise “Kıbrıs Türkünün İradesi Ankara’ya Mesaj Verdi” ve “İzolasyondan Çıkış Fırsatı” çerçevesinde sunmuştur. Bu perspektif, seçimin, Kıbrıs Türkünün özgür iradesinin tescili ve Türkiye’nin iç siyasetindeki baskıcı tonlara karşı verilmiş bir demokratik zafer olduğunu savunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine yakın basın organları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diplomatik tebriğini, demokratik olgunluğun bir tezahürü olarak yorumlamış, Erhürman’ın zaferini, Kıbrıs Türkünün kendi kaderini tayin etme hakkının ve uluslararası meşruiyet arayışının bir yansıması olarak değerlendirmiştir. Erhürman’ın Federasyon tezine odaklanılarak, bu modelin sadece siyasi bir çözüm değil, aynı zamanda ekonomik canlanma ve uluslararası tanınma yolunda atılabilecek en gerçekçi ilk adım olduğu vurgulanmıştır. Özellikle MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin iltihak çağrısı, bu medya segmentinde “sorumsuzluk,” “demokrasiye saygısızlık” ve “Ankara’nın baskıcı yüzü” olarak sertçe eleştirilmiş ve Bahçeli’nin açıklamaları, Erhürman’ın yapıcı yaklaşımının ne kadar haklı olduğunu gösteren kanıtlar olarak kullanılmıştır.
C. Kara Propaganda İddiaları ve Medyada Denge Arayışı
Tufan Erhürman, seçimden hemen sonra Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada, Türkiye ile ilişkiler konusunda aleyhine “çok büyük bir kara propaganda yürütüldüğünü” belirterek, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin kendisini yakından tanıdığını ve iyi ilişkilerin yaşamsal önemde olduğunu belirtmiştir.
Bu iddia, medya analizinde iki farklı yönde kullanılmıştır:
- Muhalif Çevre: Muhalif medya, Erhürman’ın bu tespitini, seçim öncesinde Türkiye’den gelen üst düzey siyasetçilerin Tatar lehine yürüttüğü yoğun kampanya faaliyetlerinin bir sonucu olarak çerçevelemiştir. Bu, Erhürman’ın seçilmesiyle Kıbrıs Türk kamuoyunun bu tür manipülasyonlara direnç gösterdiğinin bir kanıtı olarak sunulmuştur.
- Hükümet Yanlısı Çevre: Hükümet yanlısı medya ise bu iddiaları ya tamamen görmezden gelmiş ya da Erhürman’ın, Ankara’nın endişe duyduğu politik hedeflerini gizleme çabası olarak nitelendirmiştir. Bu çevreler, CTP’nin geleneksel olarak Türkiye’nin politikalarıyla mesafeli duruşunu sürekli vurgulayarak Erhürman’ın güvencelerine şüpheyle yaklaşmıştır. Bu çevreler her nedense daha önceleri Ak Parti ve CTP işbirliği sürecini tamamen görmemezlikten gelmektedir.
Aşağıdaki tablo, Erhürman seçiminin Türkiye basınındaki yansımalarının genel çerçevesini özetlemektedir:
| Basın Grubu | Kullanılan Ana Çerçeve (Frame) | Siyasi Risk/Fırsat Algısı | Temel Odak Noktası | Zincirleme Düşünce (Kamuoyu Etkisi) |
| Hükümet Yanlısı/Ulusalcı Medya | “Jeopolitik Güvenlik Riski” / “Geri Adım” | Türkiye’nin İki Devletli tezinin tehlikeye girmesi, stratejik güç kaybı. | Federal çözüme dönüşün ulusal dava için potansiyel zararları. | Kıbrıs meselesini ulusal güvenlik tehdidi olarak gündemde tutarak Erhürman’a güveni azaltmak. |
| Muhalif/Merkez Medya | “Demokrasi Zaferi” / “İzolasyondan Çıkış Fırsatı” | Kıbrıs Türkünün iradesinin meşruiyeti, bölgesel barış şansının artması. | Ankara’nın iç işlerine müdahalesine karşı KKTC halkının direnci. | Ankara’yı, Kıbrıs’ın iç işlerine karışmama ve diplomatik çözüme dönme konusunda baskılamak. |
V. Akademik Perspektif: Medya Söyleminde Jeopolitik Kırılmalar
Erhürman’ın zaferi ve Türkiye medyasının buna tepkisi, akademik olarak Framing Teorisi ve Ajanda Belirleme Teorisi ışığında incelenmelidir. Bu zafer, Türkiye’nin jeopolitik çıkarları ile Kıbrıs Türkünün sosyo-ekonomik beklentileri arasındaki kurumsal çekişmeyi görünür kılmıştır.
A. Framing Teorisi Uygulaması: Güvenlik vs. Refah Çerçevesi
Türkiye medyasının konuyu ele alış biçimi, Kıbrıs meselesine dair iki temel çerçevenin çatışmasını yansıtmaktadır:
Güvenlik Çerçevesi (Ulusalcı Medya): Bu çerçeve, Kıbrıs meselesini öncelikle Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik derinliği, deniz yetki alanları ve ulusal güvenliği ekseninde ele alır. Ulusalcı medya, Erhürman’ın Federasyon çağrısını, bu çerçevede bir güvenlik riski, Ankara’nın kırmızı çizgilerinden sapma ve statükonun Rum tarafı lehine bozulması tehlikesi olarak algılar. Bu yaklaşım, Kıbrıs Türkünün siyasi bağımsızlığını ve refah taleplerini, ulusal güvenlik kaygılarının ikincil unsurları haline getirir. MHP’nin iltihak çağrısı, güvenlik çerçevesinin en radikal formudur; bu, Kıbrıs’taki Türk varlığının güvence altına alınmasının, ancak doğrudan Ankara’nın idari kontrolü altında mümkün olabileceği inancını yansıtır.
Refah ve Meşruiyet Çerçevesi (Merkez/Muhalif Medya): Bu çerçeve ise, Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı ekonomik zorlukları, siyasi izolasyonun sonlandırılması hakkını ve kendi kaderini tayin etme iradesini vurgular. Erhürman zaferi, bu çerçevede, Kıbrıs Türkünün, jeopolitik tezlerin getirdiği izolasyona karşı ekonomik meşruiyet ve uluslararası tanınma arayışının bir yansıması olarak görülür. Bu medyanın yaklaşımı, Ankara’yı, politikalarının sonuçları olan izolasyonu dikkate almaya zorlar ve çözüm arayışının sadece siyasi değil, aynı zamanda insani ve ekonomik bir zorunluluk olduğunu savunur.
Bu çelişen anlayışlar, Türkiye kamuoyunu ikiye bölmekte ve Ankara’nın politikalarını belirlerken hem iç siyasetteki ulusalcı tabanı tatmin etmek hem de Kıbrıs Türkünün demokratik iradesine yanıt vermek gibi karmaşık bir dengeleme eylemi gerektirmektedir.
B. Ajanda Belirleme ve Gündem Kontrolü Analizi
Erhürman’ın seçilmesiyle Kıbrıs’ta gündem belirleme (Agenda Setting) mücadelesi kızışmıştır. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Erhürman, uluslararası alanda Federasyon temelinde müzakerelere dönülmesini teşvik eden bir ajanda güdecektir. Ancak bu ajanda, Ankara’nın kendi kontrolünde tutmaya çalıştığı İki Devletli Çözüm ve Doğu Akdeniz enerji denklemleri üzerinden belirlenen ajandasıyla uyumlu hale getirilmek zorunda kalınılacaktır.
Türkiye’nin ulusalcı kanadı ve ona yakın medya, Erhürman’ın hamlelerini sürekli olarak Ankara’nın potansiyel tepkileri ve Türkiye’nin mali ve askeri desteği olmaksızın ilerleyemeyeceği gerçeği ışığında analiz edecektir. Erhürman’ın, dış politikanın Türkiye Cumhuriyeti ile istişare edilmeden belirlenmesinin söz konusu olmadığını defalarca vurgulaması, bu yapısal çekişmenin farkında olduğunu göstermektedir. Ancak bu durum, Erhürman’ın cumhurbaşkanı olarak müzakere yetkisi olmasına rağmen, dış politika ve savunma konularında Türkiye’nin desteği (özellikle mali ve askeri) olmadan ilerleyemeyeceği gerçeği nedeniyle siyasi manevra alanının dar olduğunu da ima etmektedir.
Medyanın bu olumsuz tutumu, mevcut durumu kurumsal çekişme olarak yansıtarak, Erhürman’ın olası her müzakere hamlesini, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına karşı bir sadakat testine dönüştürüp, Kıbrıs Türk liderliğinin egemenlik alanını daraltma riski taşımaktadır. Bu ajanda kontrolü mücadelesi, Türkiye-KKTC ilişkilerinin önümüzdeki dönemde gerilim hattında ilerleyeceği sinyalini vermektedir.
VI. Sonuç ve Politika Çıkarımları
Tufan Erhürman’ın 19 Ekim 2025’teki ezici cumhurbaşkanlığı zaferi, Kıbrıs Türk halkının, uluslararası izolasyonlara ve iradesine müdahaleye karşı güçlü bir tepki olarak nitelenebilir. Türkiye basınındaki reaksiyonlar, bu zaferin Ankara’da hem diplomatik bir kabul hem de radikal bir ideolojik reddiye ile karşılandığını göstermektedir. Bu yeni süreçte siyasi ve ideolojik zıtlaşma ile şartların yeniden konsolidasyonu şeklinde iki seçenekten birisi tercih edilecektir.
A. Türkiye-KKTC İlişkilerinin Yeni Dönemde Beklenen Dinamikleri
Yeni dönemde Türkiye-KKTC ilişkileri, resmi düzeyde diplomatik saygı çerçevesinde sürse de politika düzeyinde (çözüm modeli) çözüm yönünde bir sonuç alınabilmesi pek olası gözükmemektedir. Erhürman’ın dış politika istişaresini sürdürme iradesi, ilişkileri dengede tutma amacını taşımaktadır; ancak Ankara, Erhürman’ın Federasyon temelli müzakere çabalarını desteklemekte isteksiz davranması federatif bir çözüm modelini imkansızlaştıracaktır. Türkiye’nin ulusalcı kanadı, Erhürman’ın ilk hamlelerini, Ankara’nın dış politikasının “sadakat testi” olarak değerlendirecek ve herhangi bir uluslararası müzakere girişimini kamuoyunda yoğun bir şüphecilikle karşılayarak baskı unsuru olmaya devam ederek süreci daha da zor hale getirecektir. Şüphesiz Ortadoğu ve Avrupa’daki güç dengelerindeki değişim rüzgarları ile Yunanistan, İngiltere, Güney Helen Yönetimi, Avrupa Birliği ile BM’nin bu yeni süreçte takınacakları tavır da yeni sürecin akışında önemli etkiler yaratacaktır.
B. Gelecekteki Müzakere İhtimaline Dair Öngörüler
Erhürman’ın Crans Montana tipi müzakerelere dönme çağrısı, Türkiye medyasında Kıbrıs Türk Dışişleri’nin Türkiye Dışişleri’ne karşı farklı bir yol izleme girişimi olarak yansıtılacaktır. Ankara, müzakere masasına dönülmesini kabul etse bile, masadaki pozisyonunun “egemen eşitlik” temelli olmasında ısrar ederek Erhürman’ın Federasyon vizyonunu kısıtlayacaktır. Bu durum, Türkiye’nin ulusalcı medyası tarafından, Ankara’nın pozisyonunun güçlü bir şekilde korunduğu şeklinde çerçevelenecektir. Ankara’nın bu tutumuna karşı ulusal ve uluslararası aktörlerin tepkileri Türkiye’nin tezinde bir değişime yol açıp açmayacağı ise zamanla görülecektir. Şahsi kanaatimi göre Erhürman’ın Cumhurbaşkanlığı süreci dış siyasetten çok iç siyasette köklü değişimlere sebep olacaktır. Bu köklü değişimlerin ulusal ve uluslararası siyasi yansımaları doğal olarak yeni sürecin paradigmasını oluşturacaktır.
(Bu yazıda yapay zeka desteğinden yararlanılmıştır)