Yeni Dünya Düzeni (Ütopya)
İnsanlık tarihine baktığımızda savaşların yarattığı acı ve gözyaşları ile dolu bir tarih görürüz. Yaşama sevincini ifade eden Ramazan Bayramını kutladığımız bu günlerde de, bayram sevincini gölgede bırakan birçok acı olayı yaşıyoruz. Bu durum insanlığın mahkûm olduğu zorunlu bir kader değildir. Çünkü bunların yaşanmadığı bir dünya düzeninin kurulması mümkündür. Bunun kurulamamasının ana sebebi insanların evrensel barış ve hukuk bilincinin henüz bunu yaşama geçirebilecek düzeye ulaşmamış olmasıdır. Bunun olabilmesi için milli değerlerle birlikte insan haklarını esas alan evrensel değerleri de içeren milli eğitim politikalarının üretilmesi ve tüm dünyaya yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Şu anda mevcut dünya düzeni git gide artan ulusal ve uluslararası sorunların çözümünde yetersiz kalmakta, hatta uluslararası düzenin kendisi hem ulusal hem de uluslararası birçok sorunun doğmasına sebep olmaktadır. Bunun en canlı örneklerinden birisi Kıbrıs sorunudur. Eğer uluslararası bir adil evrensen bir hukuk düzeni olmuş olsaydı, Kıbrıs sorunu dâhil birçok uluslararası sorun, kan ve gözyaşına ihtiyaç duymadan evrensel hukuka göre çözüme kavuşturulabilecekti.
Evrensel hukuktan kastettiğim, insanlığın ortak vicdanını temsil eden ve adalet esasına dayalı olan tüm insani değerleri ve diğer varlıkların haklarını içeren hukuktur. Çağımızda geçerli olan hukuk, güce dayalı olan güçlülerin hukukudur ki, bu aslında hukuk değil, bir tür hukuk istismarıdır. Çünkü hukukun meşruiyetinin kaynağı insan vicdanının derinliğinde bulunan adalet duygusudur. Bu duygunun temel misyonu insanın yaşamını ve onurunu korumaktır. Hukuk kelimesi ile aynı kökten türeyen “haksızlık” kelimesi de hukukun olmaması, yani insanın yaşamına ve yaşama sevincine olumsuz bir müdahalede bulunmayı ifade eder. Haksızlıkların insan ruhu ve bedeni üzerindeki en büyük tesiri insanın yaşama arzusunu zayıflatmak ya da yok etmektir. Bundan dolayı da haksızlığa uğradığına inanan insanlar, kendilerine zulmedeni cezalandırmada çaresiz kalınca ya saldırganlaşıyorlar ya da yaşama sevinçlerini kaybederek içlerine kapanıyor ya da intihar ediyorlar.
Zulme uğrayan insanların yeniden yaşam dönüşleri için kendilerine zulmedenlerin cezalandırılmasını arzularlar. Bu gerçekleşmeyince de isyan etmektedirler. Bu tür isyanlar ise bazen daha büyük zararlara ya da haksızlıklara yol açmaktadır. Birçok ulusal ya da uluslararası çatışmalar bu tür bir haksızlığa uğramışlık duygu ve düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Ulusal sorunların iç hukuk yoluyla, uluslararası sorunların da uluslararası hukuk yoluyla çözülememesi sebebiyle de, insanlık çatışma ve savaşlara mahkûm olmuş durumdadır. Bu sorunun çözümü aynı devlet çatısı altında yaşayan insanların adalet esasına dayalı birlikte yaşamalarını sağlayacak bir hukuk düzeni kurmaları ve sorunlarını bu hukuk sistemi içinde çözebilmelerine bağlıdır. Bunu başaramayan toplum ve devletler doğal olarak hukuksuzluğun getirdiği haksızlıklar sebebiyle sürekli bir çatışma ortamında yaşamak zorunda kalırlar.
Bu durum uluslararası sorunlar için de geçerlidir. Bugün yaşanan birçok uluslararası sorunun kaynağı, insanlığın ortak vicdanından kaynaklanan bir hukuk yerine belli güç merkezlerinin çıkarını koruyan bir hukuk anlayışının egemen olmasıdır. Hâlbuki uluslararası hukukun meşruiyet kaynağı insanlığın ortak vicdanıdır ve temel hedefi insanlığın ortak menfaattarını korumak olmalıdır. Günümüzde hâkim olan güçlüler merkezli hukuk anlayışa göre hukuk meşruiyetin kaynağı değil, meşrulaştırmanın aracıdır. Doğal olarak böyle bir anlayıştan adalet değil; hukuk istismarı ve zulüm doğmaktadır. Kıbrıs sorunu, dâhil, İsrail, Suriye, Irak, Afganistan, Afrika ve dünyanın birçok yerinde yaşanan sorunların temel kaynağı bu meşrulaştırıcı hukuk anlayışıdır.
Bu sorunun aşılabilmesi için dünya üzerinde egemen olan güçlerin, egemenliklerinin meşruiyetini evrensel hukuku temsil eden Dünya Anayasasından aldığı yeni bir anlayışın geliştirilmesi gerekir. Henüz daha bir Dünya Anayasası fikri oluşmuş değildir. Ancak insanlığın sorunlarının çözümü için bundan başka bir çıkar yol gözükmemektedir. Tabii ki Dünya Anayasa’sının oluşturulabilmesi için de bir Dünya Meclisi’nin oluşturulması gerekecektir. Bunun için de BM’nin yapısında köklü bir değişime gidilmesi ya da tamamen devre dışı bırakılması gerekir.
Tabii ki Dünya Meclisi’nin kurulabilmesi için de AB modeline benzer bir yapının tüm Dünyaya uygulanabilecek şekilde yapılandırılması gerekir. Avrupa Birliğinin sürekli genişleyerek, Avrupa Birliği Parlamentosunun bir Dünya Parlamentosuna dönüşmesi de mümkündür. Ancak bunun için BM gibi AB’nin de yapısında çok köklü değişime gidilmesi gerekir. Ancak AB’nin yapısının Yeni Dünya Düzenine uyum sağlaması BM’nin uyum sağlamasından daha kolaydır. Üçüncü bir yöntem ise AB ve BM’nin dışında; ancak AB ve BM’nin de birlikte çalışarak, bu her iki yapıdan tamamen bağımsız bir Dünya Parlamentosu ve bu parlamentonun hazırladığı katılımcı demokrasiyi esas alan bir Dünya Anayasa’sının oluşturulmasıdır. Bu anayasanın temel hedefi evrensel insan haklarını korumak ve uluslararası sorunları savaş değil, hukuk yoluyla çözmek olmalıdır.
Dünya Parlamentosunda ülkelerin iç hukuklarında çözemedikleri ve uluslararası hukuku ilgilendiren konular görüşülmeli ve bu parlamentoda her ülke nüfusu oranında temsil edilmelidir. Dünya Parlamentosunun yerine ülkelerin en üst yöneticileri olan başkan ya da cumhurbaşkanlarından oluşan bir Dünya Konseyinin kurulması da mümkündür. Ya da hem Dünya Parlamentosu hem de Dünya Konseyinde oluşan ikili bir yapılanmaya da gidilebilir. Böyle bir ikili yapılanmaya gidilmesi durumunda Dünya Parlamentosunda çözülemeyen ya da çözülemeyecek sorunlar bu konseye havale edilebilir. Tabii ki, alınan kararlara bir itiraz oluşması durumunda, sorunun kurulacak olan Dünya Anayasa Mahkemesi ya da uluslararası konularda uzmanlaşmış alt mahkemelere taşınması gerekecek. Dünya Anayasası Mahkemesi ise evrensel hukuk bilgisi ve bilinci olan çok üste düzey hukukçulardan oluşmalı ve bunlar tamamen bağımsız hareket edebilmelidir.
Bu yazıdaki fikirlerim her ne kadar ütopik gözükse de, mevcut ulusal ve uluslararası sistemlerin, insanlığın sorunlarını çözemediği dolayısıyla da insanlığın büyük çoğunluğunu mutlu edemediği gibi geleceğini de tehdit etmektedir. Dolayısıyla da bu sorunların çözümü için Yeni bir Dünya Düzeni fikri üzerinde tüm ülkelerin, farklı alanlarından yetişmiş olan ilim ehlinin kafa yorması gerekir. Hatta bunun için bazı üniversitelerde özel araştırma gruplarının oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bu ütopya gibi gözüken fikirler hayat bulmadığı müddetçe bayramları savaş ve gözyaşlarının gölgesinde kutlamak zorunda kalacağımızı unutmayalım. Bayramların savaş ve gözyaşlarının gölgesinde değil, huzur ve barış içinde kutlandığı günler dileğiyle, bayramınızı kutluyorum.