Etiket arşivi: cennet ve olgunluk

İslam, Hristiyanlık ve Yahudiliğe Göre Hayatın Amacı

İslam, Hristiyanlık ve Yahudiliğe Göre Hayatın Amacı

Müslümanlık, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi semavi dinlerin öğretilerine baktığımızda, hepsinin de esas gayelerinin insanın mutluluğunu sağlamak olduğunu görürüz. Felsefenin de temel konularından birisi olan bu meseleyi, bu yazımızda sadece dini açıdan ele alacağız. Semavi dinlere göre, insanın bu dünya serüveni “Adem ve Havva’nın cennetten kovulması” hikayesi ile başlar. Mevlana’nın, Mesnevi’nin başında anlattığı ayrılık da budur. Bu hikâyeye göre Âdem ve Havva cennette sorunsuz ve mutlu olarak yaşıyorlardı. Allah onları cennete koyarken: “Şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz” diyerek, cennette güven huzur içerisinde yaşamanın şartını öğretmiş oldu. Hikâyenin devamında şeytanın onları aldatarak, bu şartı çiğnemelerine vesile olduğu, bunun bir neticesi olarak da insanoğlunun cennetten çıkarılarak, dünya gönderildiği anlatılır.

Birçok din âlimi, bu hikâyedeki yasak ağacın ne olduğunu tartışıp durdular. Hâlbuki bu hikâyeyi, birlikte yaşamanın beraberinde getirdiği sorumluluğu ve zorunlu ilkeleri anlattığı şeklinde yorumlasaydı, çok daha gerçekçi ve faydalı bir yorum olacaktı. Dolayısıyla, bu hikâyeden çıkarılacak olan ana ders: Toplum yaşamında, birlikte yaşamanın kural ve prensipleri yoksa toplumsal hayatın bozularak yerini anarşinin alacağıdır. Bilindiği üzere, anarşist bir ortamda haklıyı, akıl ve vicdanın ortak sesi olan hukuk değil; güç belirler. Haklıyı gücün belirlediği bir ortamda ise huzur ve güvenden bahsetmek mümkün değildir. Çünkü güç, genelde içinde korkuyu da taşır. İnsanların güçlüye boyun eğmelerinin altında yatan ana sebep gücün içinde saklı olan bu korkudur. Dolayısıyla insanlar genellikle kendilerine en yüksek güveni verenin değil; korkuyu salanın emri altına girerler. Bugünkü dünya düzeninin ve de din anlayışımızın en yanlış tarafı budur. Bun durumdan kurtularak, hakka dayalı yeni bir dünya ve din anlayışı geliştirmek için dini metinleri bu ana gaye doğrultusunda anlamak ve yorumlamak zorundayız.

İşte Âdem ve Havva hikâyesindeki meyve, birlikte yaşamanın ilkelerini, Âdem’in bu meyveyi yemesi ise birlikte yaşamanın zorunlu kıldığı yasaların çiğnenmesini ifade eder. Cennetten çıkarılması ise, huzur ortamından uzaklaşmasını anlatır. Dolayısıyla bütün dinlerin, ortak hedefi insanın bu huzur ortamına tekrar dönüşünü sağlayacak olan ahlaki olgunluğu gerçekleştirmek için çalışmak olmalıdır.

Kuran-i Kerim’de zikredilen bu olayın devamında, Hz. Âdem’in, Allah’a tövbe ederek tekrar geri dönmeye çalışması, insanın cennete, yani huzur ve mutluluğa dönüş arzusunu ifade eder. Çünkü insanın esas anavatanı Cennettir ve bu Dünya’ya gönderilme amacı: Ruhundaki sapmayı düzelterek, tekrar esas anavatanı olan cennete dönüşünü sağlamaktır. Buradan anlaşılan şudur ki: İnsanın cennet hayatına yeniden dönebilmesi için duygu ve düşünce dünyasında, onun tekrar cennet ortamında yaşayabilmesini sağlayacak bir dönüşümü başarması gerekir. Aslında dua ve ibadetin esas amacı da bu dönüşümü sağlanmaktır. Çünkü dua ve ibadet, Allah’ın kendisi için bizden istediği bir şey değil; aksine insanların bu dönüşümü sağlayabilmeleri için istenmiş şeylerdir. Bu yüzdendir ki bazı tasavvufçular, insanın kemale ermesi durumunda, ibadetlerin zorunluluğunun ortadan kalktığını ileri sürmüşlerdir. Bu anlayışın temel mantığı, “vasıta gayeye ulaşana kadar gereklidir” şeklinde özetlenmiştir. Bu anlayışa göre din, insanın kendisini anlama ve yeniden inşa etmesinin bir vasıtasıdır. Bu inşa hareketi, insanın, tüm insanı vasıflarını olgunlaştırarak cennette yaşayabileceği bir duygu ve düşünce düzeyine erişene kadar devam eder. Ancak burada var olan sorunlardan birisi, insanın kemale erdikten sonra tekrar düşüşe geçişinin mümkün olup olmadığıdır. Bazı âlimler yükseliş ve düşüş sürecinin sürekli olduğunu; dolayısıyla insanın Allah’a yönelme ve ibadetten vazgeçmemesi gerektiğini belirtirler. Hz. Muhammed’in yaşamına baktığımızda onun da uygulamasının bu yönete olduğu görülür.

Kuran’daki cennet tasavvuruna baktığımızda, cennetin tam bir huzur, güven ve özgürlük ortamı olarak tasvir edildiğini görürüz. Ancak cennet ortamındaki bu huzur, güven ve özgürlük, asker polis ya da başka güçler tarafından değil; insanın içerisindeki iman (güven) ile sağlanmaktadır. Bu yüzdendir ki iman kelimesinin türetildiği kelimenin kökü olan “emn” kelimesi “güven” demektir. Dolayısıyla güvenilirlik, hem medeni bir toplum olmanın hem de cennet ortamına hazır hale gelmenin asgari şartıdır.

Yusuf