Etiket arşivi: Din ve düşmanlık

Türk-Rum Dost ve Düşmanlığı

Türk-Rum Dost ve Düşmanlığı

Geçmiçte Osmalı devleti çatısı altında belli dönemlerde Türk-Yunan dostluğu yaşanmış olsa da, bugünün şartları içinde siyasi olarak Türk-Yunan dostluğu yoktur; sadece bireysel dostluklar vardır. Siyasi Türk-Yunan dostluğu denilen şey bugünkü konjonktürde sadece diplomatik bir taktiktir. Türk-Yunan siyasi dostluğunun oluşması demek; binlerce yıllık savaşlar üzerine kurulu Türk-Yunan tarihinin yeni baştan yazılması demektir.

Tabii ki tarihi yeniden yazmak da tek başına yeterli değildir. Çünkü bir de yazılan tarihe insanları inandırmak gerekir. Resmi tarih anlayışımıza göre Türkler Orta Asya’dan gelerek Anadolu topraklarını kendilerine vatan edindiler. Bu anlayışa göre Türklerin Anadolu’daki varlığı, çok geç dönemlerde ortaya çıkmıştır. İngiliz Kraliyet tarihçisi Gibbon’a göre ise Anadolu’da yaşayan halklar din değiştirerek Anadolu Türklüğünü var ettiler.

Türk milliyetçiliğinin babalarından sayılan Kaşgarlı Mahmud ve İslam tarihçilerinin görüşüne göre ise Türk kimliğinin ilk ortaya çıkışı Güney Doğu Anadolu’dadır. Bu görüşe göre Türkler ile Kürtler aynı coğrafyada ortaya çıktılar ve Türklerin Anadolu’daki varlığı Kürt ve Rum varlığından daha eskidir. Bazı İslami kaynaklara göre ise Türkler ile Rumlar Nuh’un oğlu Yafes’in soyundan gelirler. Bir başka görüşe göre ise Türkler Zeus’un soyundan gelirler. Türk kimliğinin ortaya çıkışı ile ilgili oldukça farklı görüşler de bulunmaktadır.

Bu görüşlerin herbiri farklı coğrafyalarda bulunan Türk varlığıyla ilgili, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi şartlara göre ortaya çıkmıştır. Siyasi, ekonomik ve kültürel yapı değiştikçe, tüm kimliklerde olduğu gibi Türk kimliğinin siyasi ve kültürel tanımlaması da değişmektedir. Bunun canlı bir örneğini Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişi sürecinde yaşıyoruz. Çünkü Türkiye’nin AB’ye girmesi sürecine bağlı olarak yeni bir Avrupa Türklüğü kimliği tanımlaması fikri ortaya çıkmaya başlamıştır. Buna bağlı olarak da Anadolu Türklüğünün siyasi, ekonomik ve kültürel parametreleri bu yeni şartlara göre yeniden belirlenmeye başlamıştır. Bu süreç doğal olarak 1800’ler ortaya çıkan ve Türk düşmanlığı üzerine kurulu olan Yunan milliyetçiliği ve Helenizm’inin de yeniden sorgulanmasını zorunlu hale getirecektir. Çünkü Yunanistan’ın, Türkiye’nin AB sürecini, kendi tarihi ihtiras ve çıkarları doğrultusunda bir fırsat olarak değerlendirerek kullanmaya çalışması; doğal olarak Yunan kimliği ve tarihinin de yeniden yapılandırılması fikrinin ortaya çıkmasına yol açacaktır.

Yunan milliyetçiliğinin siyasi parametrelerinin değişmemesi halinde, buna bağlı olarak Avrupa Türklüğü bilinci yerine; bunun tam tersi olan Avrupa Karşıtlığı şeklinde bir Türklük anlayışının gelişmesi kaçınılmaz olacaktır. Doğal olarak Avrupa Birliği ülkeleri, Avrupa Birliği’nin tümünün kaderini etkileyecek olan Türkiye’nin üyeliği ile Yunanistan’ın, üyelik sürecinden doğan fırsatçılığı arasında bir tercih yapmak zorunda kalacaklardır. Bu süreçteki gelişmeler, ayni şekilde Kuzey ve Güney Kıbrıs halkları arasındaki ilişkileri de belirleyecektir. Çünkü Anavatanlar arasındaki ilişkilerin seyri doğal olarak Kuzey ve Güney Kıbrıs arasındaki ilişkilerin seyrini de belirlemektedir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, iki ülke arasındaki gizli düşmanlığı doğuran vatandaşlar değil, politikacılardır. Esasen insanlık tüm farklı dil, din renk ve inançlarına rağmen tek bir ailedir. İster yaratış teorisine inanılsın, ister evrimci teoriye inanılsın sonuçta insanlığın tek bir atası vardır. Bu itibarla da, insan olma kimliği tüm kimliklerin üzerinde bir değer taşır. Bu yüzden de Türkler ile Rumlar arasındaki siyasi rekabeti insani ilişkileri bozacak düşmanlıklara dönüştürmemeye, ama reel politik rekabeti de gözardı etmemeye dikkat edilmelidir.

Yusuf

Tuz Kokarsa

Tuz Kokarsa

Bir
toplumun moral değerleri onun en güçlü hazineleridir. Moral değerlerini kaybeden toplumlar ortak duygu ve düşünce alanlarını da kaybederler. İnsanlığın en güçlü ve ortak moral değeri ise adalet duygusudur. Çünkü adalet duygusu insanlığın ortak onur ve şerefini temsil eder. Adaletin kaybolduğu toplumlarda, kişinin onur ve şerefinden bahsetmek mümkün değildir.

Adalet insanlığın en yüksek değeri olduğu için Hz. Muhammed adaletli Hristiyan bir kral olan Neçaşi ölünce şöyle dedi: “Bugün salih bir adam vefat etti. Kalkınız. Kardeşiniz Asheme (Necaşi)’nin üzerine (gıyaben) cenaze namazı kılınız.” Hz. Muhammed adalete olan saygısı nedeni ile bu kişinin cenaze namazını kılmış ona “kardeşiniz” diye hitap etmiştir. Çünkü duygu kardeşliği fiziki kardeşlikten daha yücedir. Bu yüzdendir ki Yüce Allah bir topluluğa olan kin ya da nefretiniz sizi adaletten alı koymasın (Maide 8) uyarısında bulunarak, insanlar arasında adalet ile hükmetmeyi ve de adaletin tecellisi için anne, baba veya akraba dahi olsa doğruluktan sapmamayı (Nisa 135) ilahi bir emre dönüştürmüştür (Nisa 58). Çünkü adalet, varlıkların varlığından değil; Allah’ın varlığından vücut bulur. Bu yüzden de
adaletin eksik kalan taraflarının nihai değerlendirmesi Allah’a aittir. (Devamını okumak için bağlantıyı tıklayınız)

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/tuz-kokarsa/2996

Yusuf Suiçmez