Etiket arşivi: Garantörlük

Garantörlükler Kalksın mı?

Garantörlükler Kalksın mı?

Ağustos 1959’da Kıbrıs Cumhuriyeti ilân edildi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilân edilmesiyle doğal olarak Yunanistan Enonis`den, Türkiye de taksim taleplerinden vazgeçmiş oldu. Londra Konferansı`nda kabul edilen ikinci belge, Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında imzalanan Garanti Antlaşması’nı içermektedir. Rum tarafı siyasileri zaman zaman, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyesi olmasıyla birlikte garantörlüklerin işlevini kaybettiğini ileri sürmektedir.

Yunan cuntasının Makarios’a karşı düzenlediği askeri darbe sonrası Türkiye’nin garantörlük hakkına dayanarak yaptığı askeri müdahalenin hukuki dayanağı garanti antlaşması olmuştur. Bu antlaşmanın 3. Maddesi, 3 garantör ülkeye birlikte ya da tek başına anlaşmaya uygun düşmeyen durumların ortaya çıkması durumunda müdahale etme hakkı tanımaktadır.

Bu antlaşmaya göre aslında Güney Kıbrıs’ın tek başına başka bir devlet ile birleşme ya da ekonomik entegrasyon sayılabilecek bir antlaşmaya yapması mümkün olmadığı gibi adanın bölünmesine yol açacak bir girişimde bulunulması da mümkün değildir. Mevcut duruma bakıldığında aslında Garantörlük Antlaşması’nın AB dahil, garantörler tarafından da kısmen askıya alındığı görülür.

Antlaşmanın temel mantığına bakıldığında hem Kıbrıs Cumhuriyeti hem de garantör devletlerin güvenliğini sağlama amaçlı olduğu görülür. Bugün de garantörlüklerin AB güvenliği yanı sıra BM’nin güvenlik politikalarına de etkileyecek bir öneme sahip oldukları görülür. Çünkü Ortadoğu’daki istikrarsızlık garantörlüklerin önemini arttırmıştır. Bu şartlar içerisinde garantör ülkelerin bu haklarından vazgeçmeleri pek olası gözükmemektedir. Buna rağmen bazı garantör ülke yetkililerinin zaman zaman garantörlüklerden vazgeçebileceklerini belirttiklerini görmekteyiz. Bence bu tür açıklamalar tamamen karşıtlık stratejisine dayalı siyasi söylemlerdir.

Çünkü bölgedeki mevcut istikrarsızlık varken enerji kaynaklarının kullanımı yanı sıra güvenliğinin de sağlanması doğal olarak garantörlükleri vazgeçilmez kılmaktadır. Özellikle Yunanistan’ın garantörlükten vazgeçmesi demek, Güney Kıbrıs’ı savunmasız bırakması demektir. Yunanistan’ın vazgeçme gibi söylemlerinin dayanağı Kıbrıs’ın AB üyesi olmuş olmasıdır. Ancak şu da bir gerçektir ki Kıbrıs’a yönelebilecek bir askeri saldırıya karşı Kıbrıs’ın tek başına karşı koymasının oldukça güç olması yanı sıra AB’nin de ortak ordusu olmaması sebebiyle tek başına müdahale etmesi mümkün olmayacaktır. Bu yüzden Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın garantörlüklerden vazgeçme istemlerinin esas nedeni, Türkiye’nin ada üzerindeki etkisinin zayıflatılmak istenmesi olmalıdır.

İngiltere’nin makro siyasetine bakıldığında bu şartlar içerisinde Kıbrıs’taki üstlerinin de kapatılmasına yol açacak böyle bir adımı atması pek olası gözükmemektedir. Çünkü İngiltere’nin garantörlükten vazgeçmesi durumunda doğal olarak üstlerinden de vazgeçmesi gerekecektir. Bölgedeki istikrarsızlık dikkate alındığında, böyle bir adımın atılmasının İngiltere’nin makro siyasetine uygun düşmeyeceği de açıktır.

Türkiye açısından meseleye bakıldığında Türkiye’nin de mevcut şartlarda garantörlük hakkından vazgeçmesi makul değildir. Çünkü Yunanistan ile İngiltere AB üyesi olmaları sebebiyle, doğal olarak garantörlük kalksa da Kıbrıs’ın güvenlik durumunda AB’nin mevzuatına dayanarak müdahalede bulunma imkânları olacaktır. Türkiye için AB üyesi olmaması sebebiyle aynı durum söz konusu değildir. Çünkü Kıbrıs Türk halkının ya da Türkiye’nin güvenliği ile ilgili daha önce yaşanan bir tehlikenin ortaya çıkması durumunda, AB toprakları içerisinde tek başına hareket edebilmesi mümkün olmayacaktır. Askeri harekette bulunması ise tamamen imkânsız hale gelecektir. Çünkü garantörlük hakkını kaybeden Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkı için bir güvenlik sorunu yaşanması durumunda AB ülkelerini ya da BM ülkelerini ikna etmekten başka çaresi kalmayacaktır. AB üyelerinin çoğunun BM üyesi olduğu ve de özellikle Fransa’nın veto hakkının bulunması doğal olarak Türkiye’nin Kıbrıs’ta bir daha askeri bir operasyon yapabilmesini çok yüksek riskli hale getirecektir.

Daha önce de 1959–1960 Zürich ve Londra Antlaşmaları ile Kıbrıs Cumhuriyeti BM tarafından bağımsız bir cumhuriyet olarak tanınmış olmasına rağmen ada üzerindeki katliamlar durdurulamamış ve Türkiye’nin garantörlük hakkına dayanarak müdahalesi zorunlu hale gelmişti. Bilindiği üzere daha önce de AB Bosna’nın bağımsızlığını tanımış; ancak buna rağmen AB ve BM dahil uluslararası güçler Bosna’da gerçekleşen katliamların da durdurulmasında başarısız olmuşlardı.

Ortadoğu, Ukrayna ve de Dünya’nın birçok yerinde yaşanan güvenlik sorunları dikkate alındığında, halkların sadece uluslararası örgütlere dayalı bir güvenlik stratejisine bağlı olarak hareket etmelerinin yeterli ölçüde güven vermediği görülür. Bu durum aslında uluslararası güvenlik sisteminin çağın gerisinde kaldığının açık bir göstergesidir.

Doğal olarak Türkiye’nin AB üyeliği süreci tamamlanmadan, Türkiye’nin garantörlüklerden vazgeçmesi hem Kıbrıs Türk halkının güvenliği hem de kendi güvenliği açısında yüksek riskler taşımaktadır.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki, garantörlükler Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti halkları, garantör ülkeler, AB ile BM ve bölgenin güvenlik konsepti şeklinde geniş bir perspektifle ele alınarak değerlendirilmelidir. Aksi takdirde güvenlik tedbiri olarak konulmuş olan garantiler, güvensizlik ve çatışmanın ana sebebine dönüşüp istikrarsızlığın daha da fazla artasına yol açabilirler.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/garantorlukler-kalksin-mi/7894

yusuf