Etiket arşivi: Karadeniz

Karadeniz’den Kıbrıs’a

Karadeniz’den Kıbrıs’a

Bir haftalık Türkiye ziyaretim, bir nostalji yapmamı sağladı. 1974 barış harekatı başladığında altı yaşındaydım. Doğduğum yer olan Trabzon’un Sürmene ilçesine bağlı olan ve halk arasında Ohşoho olarak bilinen Dağardı köyünde yaşıyordum. Dağardı köyü Köprübaşı boğazından meşhur Sultan Murat Yaylası’na giderken en son uğranan yerleşim yeri idi. Tabii şimdi bu bölgede bulunan beş köy birleşerek, Beşköy ismi ile anılmaya başladığı için Dağardı Köyü dahil beş köy de mahalle oldu. Bu bölgede yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu Rumca biliyor. Çünkü onlar da Kıbrıs’ta olduğu gibi yüzyıllarca Rumlar ile birlikte yaşamışlardı. Buradaki Rumlar da 1974’de Kıbrıs’ta olduğu gibi Cumhuriyetin başında yapılan bir nüfus mübadelesi sonrası bölgeyi terk etmişlerdi. Bölge halkı hala daha Rumlar ile yaşanılan iyi ve kötü olayları arasıra sohbet konusu ederler. Bu yönü ile de Beşköy Kıbrıs’a çok benzemektedir.

1974’de köyümüzde sadece babamın imamlık yaptığı Merkez Cami’de elektrik vardı. Onun için akşamları caminin ışıklarında oynamak için akşam namazı ile yatsı namazı arasında caminin etrafında toplanır saklambaç oynar, sohbet ederdik. Büyüklerimiz ise camide bulunan büyük bir radyodan haberleri dinlerlerdi. Özellikle Kıbrıs’a çıkarma başladığı günlerde, haber dinleyenlerin sayısı ile Kıbrıs ve Rumlar ile ilgili hikâyeler artmıştı. Kıbrıs adını ilk defa o zaman haberleri dinleyen büyüklerimizin sohbetinde duymuştum. Doğrusu o zamanlar oraya gideceğimiz hiç aklımdan geçmemişti. Aklımda kaldığı kadarıyla, Kıbrıs’a gideceğimize dair ilk bilgiyi köyün okulunun önünde pasaport çıkarmak için bizi topladıklarında edindim. İlginçti çünkü resim çekmeye iki kardeşim gelmemişti. Çünkü onlar Kıbrıs’a gelmek istemediler ve babam da onlara müsaade etti.

Kıbrıs’a gelişimizle ilgili hatırladığım şeylerden birisi de, zannediyorum 1975’in sonları idi, otobüse binişimizdi. Çünkü ilk defa otobüse biniyordum. Otobüs mola verdiğinde büyüklerimiz kaybolmamamız için bize sürekli nasihatte bulunuyordu. Şehirlerden geçerken ışıklı binalar dikkatimi çekmişti ki devamlı camlardan onlara bakıyordum. Yine bir mola vakti idi. Ben rahmetli babamın yanında idim. Bir karmaşa yaşandığını hatırlıyorum. Babamla beraber kalabalığın içinde kaldım. Birisi ölmüştü. Ölen kişi Kıbrıs’a gelmek konusunda en fazla istekli ve en fazla hazırlık yapan Cakleya Mustafa denilen birisiydi. Çok kalabalık bir aile idiler. Annemin anlattığına göre sadece çocuklar ve torunları 33 kişi idiler ve sürekli olarak, her molada çocukları saydırırdı. Tabii ölmesiyle beraber bir kişi hariç aile olduğu gibi geri dönmüştü. Cakleya Mustafa gibi daha sonraları bir çok aile geri dönmüştü.

Mersin limanına gittiğimizde, limanda duran geminin büyüklüğü beni şaşırtmıştı. Akşam olmuştu ve direklerinin ışıkları yanıyordu. Aklıma köyümüzdeki camiiyi getirdi. Ancak direkleri ile minareler arasında fazla bir benzerlik kuramamıştım. Geminin içerisinin çok kalabalık olması sebebiyle, insanların yerlerde serili yattığını hatırlıyorum. Tabii çocuk aklımla olaylara bir anlam veremiyordum. Gemiden inişimizi hatırlamıyorum; ancak tekrar otobüse binişimizi hayale meyal hatırlıyorum. Bir köye geldim, sonra adının Flamudi (Mersinlik) olduğunu öğrendim. İlginç bir benzerlik daha ortaya çıkmıştı. Çünkü Trabzon’dan göç ettiğimiz köyün de hem Türkçe hem de Rumca iki ismi vardı. Flamudi denize yakın bir yerdi. Mimarisi bana oldukça tuhaf gelen bir eve yerleştik. Köyümüzdeki evimize pek benzemiyordu. Zihnimin ne olduğunu anlamak için gayret gösterdiğini ancak pek başarılı olmadığını hatırlıyorum.

Denizin kenarında bir kilise vardı. Halka dağıtılacak kumanyalar orada saklanıyordu. Kumanya almak için oraya gittiğimizi hatırlıyorum. Ancak gelen gruba Değirmenlik’e yerleştirilecekleri söylenmişti. Bu durum, göç eden insanlara verilen ve tutulmayan birçok sözden ilki idi. Nitekim babam ve grubun ileri gelenleri Flamudi’yi beğenmemişlerdi. Bu yüzden babam ve gelenlerden bir grup araba tutup gelmeden önce yerleştirilecekleri söylenen Değirmenlik’i görmeye gittiler. O zamanlar Değirmenlik pınarı ve yeşillikleri ile cennet gibi bir yerdi. Bu yüzden babam ve yanındakiler Değirmenliği gördükten sonra kendilerine verilen sözün tutulmasında ısrar ettiler ve bu ısrar üzerine Mersinlik’den Değirmenliğe taşındık.

Değirmenlik’e geldiğimizde ilk önce bizi bugün Değirmenlik Başpınar İlkokulu olarak bilinen okulun bahçesine yerleştirdiler. Okulun bahçesindeki havuza yakın bir yerde bir ağacın altında yatağımızı hatırlıyorum. Güvenlik sorunu sebebiyle ailelerimiz gezmemize izin vermiyordu. Sonra abilerimizle birlikte grup olarak gezmemize izin verdiler. Okuldan 50 metre kadar ilerideki kilisenin yanına gelince başka bir grupla karşılaştık. Nedenini anlamadım ama her nedense kavgaya tutuşmuştuk. Sonra onların bizi Rum, bizim de onları Rum sanması sebebiyle bu kavganın çıktığını öğrendim. Tabii daha sonra büyüklerimiz işin aslını öğrenince araya girerek kavganın büyümesini engellediler. Daha sonra bu kavga ettiğimiz grubun Kürtler olduğunu öğrendim. Onlardan bazıları Kürtçe bizden de bazıları Rumca konuştuğu için iki taraf da birbirini Rum sanmıştı.

Birkaç akşam okulun bahçesinde kaldıktan sonra bir eve taşındık. Tekrar yeni bir çevre ile tanışmanın yarattığı merak ile evin etrafında dolaşmaya başladık. Ancak ailelerimiz savaşın yarattığı psikoloji sebebiyle gereğinden fazla bir korumacılık sergiliyorlardı. Bu korumacılığın sebebi olarak Rumlar gösteriliyordu. Yani çocukken hiç görmediğim Rumları tehlikeli varlıklar olarak tanımıştım. Kapılar açılıp karşılıklı geçişler başladığında, çocukken korkutulduğum bu insanları daha da yakından tanıma fırsatı bulmuştum. Tabii ki, bu süreç en azından bazı çocukluk korkuları ve fikirlerimin değişmesine yol açtı. Hatta onlardan bazı yakın dostlar edindim. Ne de olsa tarihi tecrübemizde düşmanlıklardan daha uzun süren dostluklar var.

Türk-Rum ilişkileri tarih boyunca çok farklı mecralarda seyretmiştir. Bugün tekrar bir çözüm ve sonrasında da Rumlar ile birlikte yeni bir yaşam tecrübesi yaşanması ihtimali doğmuştur. Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullandığı terör silahını kullanmaktan vazgeçip, Türkiye ile bu konuda bile işbirliğine girmesi, bu ihtimali güçlendirmiştir. Umarım bu yeni süreç eski açı tecrübelerin yeninden yaşanmasına yol açmaz; aksine tarafların birlikte ya da ayrı olarak barış ve huzur içinde yaşamalarına vesile olur.

Trabzon’dan selam ve sevgilerimle.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/karadeniz-den-kibris-a/3722

Yusuf Suiçmez