Etiket arşivi: KKTC

Anayasa Değişikliğinin Getirecekleri ve Götürecekleri

Anayasa Değişikliğinin Getirecekleri ve Götürecekleri

Gündemin başına oturan konulardan birisi Anayasa Değişikliğine İlişkin Yasa Önerisi çalışmasıdır. CTP-BG ile DP-UG ve TDP’den Mehmet Çakıcı ile birlikte 21 milletvekilinin imzasını taşıyan değişiklik teklifi öyle gözüküyor ki uzun bir süre daha gündemimizi meşgul edecektir. Bu yazımda bu teklifin olumlu ve olumsuz yönlerini tanıtmaya çalışacağım.

Çağımızda devlet, halkların birlikte yaşamak için oluşturduğu ortak hukuk ve bu hukuk çerçevesinde oluşan kurumsal yapıların bütününü ifade eder. Anayasalar, adından da anlaşılacağı gibi birlikte yaşamak için oluşturulan ortak hukukun detaylarını değil ana ilkelerini belirler. Detaylar ise yasa, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenir. Bu yüzden de her anayasa değişikliği doğal olarak uyum yasalarının da çıkarılmasını zorunlu kılar.

Anayasalar genel olarak dört farklı ruh esas alınarak oluşturulur. Bunların birincisi kutsal sayılan bir ideyi ya da inancı esas alan anayasalardır ve genelde aşkın bir varlığın hukukunu korumayı esas alırlar. İkinci tür anayasalar egemen güçlerin egemenliğini korumaya yönelik anayasalardır ve totaliter rejimlerin anayasasını temsil ederler. Bu tür anayasalar bazen şekil olarak birinci tür anayasalar ile aynı görüntüde olabilir. Ancak birinci türden ayrıldıkları nokta, bir kutsala dayanmadan belli sermaye gruplarının ekonomik güçlerine de dayanabilmeleridir. Üçüncü tür anayasalar ise halkın ortak hukukunu, dolayısıyla da kamu yararını esas alan anayasalardır. Dördüncü tür anayasa evrensel hukuku temsil eden dünya anayasasıdır. Bu anayasanın temel ruhu devlet ya da bireylere değil; insanlığın ortak akıl vicdanında kabul gören evrensel değerlere dayanır. Bu anayasa fikri gelecekte tüm devlet anayasalarının üzerinde bir dünya anayasası oluşması esasına dayanır; ancak bu tür bir anayasa fikri entelektüel bir düşünce olarak mevcut ise de henüz daha vücut bulabilmiş değildir.

Yeni anayasa değişiklikleri devleti değil de bireyi daha fazla öne çıkardığı için üçüncü tür anayasa anlayışından esinlenerek yapıldığı izlenimi vermektedir. Anayasa değişikliğine ilişkin yasa önerisinin “Genel Gerekçeler” bölümüne bakıldığında, değişiklik teklifinin soyut ve aşkın olan devletin hakkını değil de somut olan bireyin hakkını korumayı esas aldığı görülür. Bu anlayışa bağlı olarak da teklifle kişi hak ve hürriyetlerini sınırlayıcı anayasa maddelerinin, birey hak ve hürriyetlerini esas alacak şekilde değiştirilmesi önerilmektedir. Bu teklif, demokrasi ve devletin esasını oluşturan halkın hukukunun korunması adına olumlu bir tekliftir.

Yine “Genel Gerekçeler” bölümünde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de iç hukukun ayrılmaz bir parçası olarak tanımlandığı belirtilmektedir. Bu teklifin yapılma amacı bireysel özgürlükleri korumak ise sorun değil; çünkü KKTC gibi tanınmayan bir devletin Anayasası’na bu maddenin bulunması sempati kazanmanın ötesinde hukuki bir değeri olmayacaktır. Yani bu teklif KKTC’deki mahkeme kararlarının AB mahkemelerinde kabulünü sağlamayacaktır. Çünkü böyle bir gelişmenin olması hukuken KKTC’nin dolaylı olarak tanınması demektir. Bu durumda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılan davaların muhatabının Türkiye değil KKTC devleti olması gerekebilir. Dolayısıyla da böyle bir gelişme tazminatları Türkiye’nin değil KKTC devletinin ödemesi sonucunu doğurabilir.

Teklifle organ nakline anayasal bir zemin hazırlanmış ve böylece insan organlarının ticari kazanç haline getirilmesinin engellenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yar alan haklara anayasal bir statü kazandırılarak, çocuklara karşı işlenen suçlarla mücadelede daha etkin bir yasal zemin hazırlanması amaçlanmıştır. Bu öneri ile ölüm cezası da kaldırılmış ve de çevreye verilen zararlara karşı da daha etkin bir mücadele zemini hazırlanmıştır. Bunun için de herkese çevreye zarar verilmesi durumunda bireysel olarak dava açma hakkı tanınması öngörülmüştür.

Değişiklik teklifinin dikkat çekici bir başka yanı da, bazı istisnalarla birlikte kamu görevlilerine siyaset yasağının kaldırmasıdır. Bu değişikliğin partizanlığın hat safhada olduğu ülkemizde, daha büyük sıkıntılara yol açması mümkündür. Bu değişikliğin getirebileceği olumsuzluklardan korunabilmek için atama ve yükselmelerdeki kriter ve denetimlerin yeni durumun yaratacağı olumsuzluklar dikkate alınarak yeniden düzenlemesi gerekir.

Teklif önerisi ile bedelli askerliğe de yol açılmış olacaktır. Bu düzenleme “vicdani ret” konusunun da yasaya ile düzenlenmesinin önünü açmaktadır. KKTC’nde kısa dönem bedelli askerlik zaten bulunmaktadır. Dolayısıyla bu düzenlemenin nasıl bir yenilik getireceği açık değildir. Çünkü bunların hiç mi askerlik yapılmayacakları yoksa bedelli askerliğin şartlarının daha da esnek halemi getirileceğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Teklifle vatandaşın bilgi edinme hakkı koruma altına alınmış ve ihmal ve suiistimaller için yargı yolu açılmıştır. Bu düzenleme ile kurum ya da kurulların dilekçeleri bekletip dava açmak için zaman aşımına yol açmalarının engellenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca vatandaşların da Cumhuriyet Meclisi’ne bireysel başvurusu düzenlemiş ve daha etkin haklar tanınmıştır. Her iki düzenleme de vatandaşın lehine olan düzenlemelerdir.

Teklif, Meclisin haftada en az iki kere toplanması, toplantı yeterlilik sayısı ve milletvekillerinin sorumlulukları ile ilgili de düzenlemeler getirmiştir. Bu düzenlemeler özellikle milletvekillerini mal beyanı yapması, ölümle sonuçlanan ve 5 yılı aşkın ceza gerektiren ve siyasi olmayan suçlar için tutuklu yargılanabilmeleri, 26 milletvekilinin imzası ile meclis başkanı veya yardımcısının görev süresi dolmadan meclis salt çoğunluğu ile görevine son verilebilmesi gibi radikal öneriler de içermektedir. Özellikle milletvekilleri için getirilen, tutuklu yargılanmanın, milletvekilleri için siyasi baskıya dönmemesi için siyasi özellikli suçun tanımı ve de suçun mahkeme kararı ile sabit olması gibi düzenlemelerin yapılması gerekir. Meclis Başkanı’nın görev süresi dolmadan görevine son verilebilmesi için salt çoğunluğun aranması, parlamenter sistem açısından riskli gözükmektedir. Böyle bir düzenlemenin yapabilmesi için hangi suçların işlenmesi durumunda ve de hangi yasal süreçlerin tamamlanması sonrasında Meclis Başkanı ve yardımcısının görevine son verilebileceğinin yasa ya da tüzüklerle açıklığa kavuşturulması gerekir. Aksi takdirde Meclis Başkanı’nın üzerinde gereksiz bir baskı oluşmasına yol açabilir. Dolayısıyla bu teklifin bu maddelerinin tartışılmaya ihtiyacı vardır.

Teklifle Yüksek Yönetim Denetçisinin daha bağımsız bir seçim yöntemi ile atanması ve kendisine başvuru yapılması durumunda zaman aşımına tabi olan davaların zaman aşımına uğramasının engellenmesi ve de raporlarının basın yayın yoluyla açıklanabilmesi gibi vatandaş lehine düzenlemeler de getirilmektedir.

Bu teklifle belediye başkanlarının belediyeyi, belediyeyi bütçesinin onda biri kadar zarara uğratması durumunda İçişleri Bakanı’nın teklifi ile Yüksek İdare Mahkemesi kararı ile görevine son verilebileceği, sadece üç defa seçilebilecekleri gibi sınırlayıcı hükümler de getirilmektedir. Bu teklif ilk bakışta olumlu gibi gözükse de, belediyeler üzerinde siyasi baskılara yol açabilme riski taşımaktadır. Dolayısıyla teklifin bu maddelerinin daha fazla tartışılmaya ihtiyacı vardır.

Teklif, özellikle hukuk alanında çok ciddi yenilikler içermektedir. Bu bağlamda Yüksek İdare Mahkemesi (YİM) yargıçlarının sayısı arttırılmakta ve Yargıtay’dan uzman yargıçların da YİM’de görev alması sağlanmaktadır. Ayrıca teklifle tüm idari kararlara yargı yolu açılmakta, YİM’in yükünün azaltılması için ilk mahkeme olmaktan çıkarıp istinaf mahkemesi haline getirilmekte ve idari kararları onaylama yetkisinin kaldırılması önerilmektedir. Bu amaçla da kurulacak idare mahkemeleri ilk derece mahkemesi haline getirilmektedir. Yapılan köklü bir değişim de idari eylemlerden doğan zararların giderilmesi istemiyle idari yargıda dava açılmasının yolu açılmaktadır. Mevcut uygulamada, zararların giderilmesi için önce Yüksek İdare Mahkemesi’nde dava açılması ve dava kazanıldıktan sonra ise bir alt mahkemeye gidip zararların giderilmesi için ayrı bir dava açılması gerekiyor. Bu ise davacılara hem zaman hem de maddi kayba uğramasına yol açıyor. Bu düzenleme ayrıca kamuyu zarara uğratan idareciye davanın rücu etmesini sağlayarak, idareyi daha dikkatli karar üretmeye zorlamaktadır. Bu düzenleme de vatandaşın daha fazla zaman ve para kaybını engelleyeceği için halkın lehine olan bir düzenlemedir.

Hukuk alanında yapılması teklif edilen bir başka değişiklik ise KKTC hukukuna Anglo-sakson hukuk sisteminden geçen mandamus, prohibition ve certiorari emirnamelerinin Yargıtay’ın yetkisinden alınıp Yüksek İdare Mahkemesi’ne devredilmesidir. Bu teklif özellikle hukuka aykırılığın dosya üzerinden anlaşılması durumunda iptal ya da ihmalin sonlandırılması açılarından zaman kaybedilmesinin önlenmesini amaçlamaktadır. Bu itibarla da vatandaşın lehine olan bir tekliftir.

Teklifle YÖDAK’a anayasal bir statü kazanması, Sayıştay’ın ise mali açıdan özerk bağımsız bir denetim organı olma imkânı sağlanması da amaçlanmaktadır. Her iki teklif de genel amaçları itibari ile kamu yararını uygun gözettiği için olumlu tekliflerdir.

Teklifin en fazla tartışılan maddelerinden birisi de 40 milletvekilinin oyu ile referanduma ihtiyaç duyulmadan anayasa değişikliğinin yapılabilmesini öneren maddedir. Mevcut sistemde her halükarda anayasa değişikliği için referandum şartı vardır. Bu tartışmanın temeli ise temsili mi yoksa doğrudan demokrasinin mi anayasa değişikliklerinde esas alınacağı üzerinde odaklanmaktadır. Aslında mevcut teklif doğrudan demokrasi yerine paylaşımcı bir anlayışı teklif etmektedir. Bu konu da Tufan Erhürman’ın 40 milletvekilinin kabulü ile oluşan değişikliklere karşı halkın itiraz hakkını kullanmasını sağlayan bir düzenleme getirilmesi teklifi üzerinde durulabilir. Teklif ile ilgili yapılan bir başka eleştiri de yasa ya da tüzüklerle düzenlenebilecek detayların anayasaya dahil edilmesidir. Bu konuda benimde şahsi kanaatim bazı gereksiz detaylara girilerek, anayasanın gereksiz genişlediği yönündedir.

Ancak yasa teklifini bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, bazı tartışmalı maddeler içermekle birlikte genel ruhu itibari ile halkın lehine düzenlemeleri içerdiği açıktır. Bu değişikliğin KKTC’nin anayasada belirtilen hukuk devleti olma özelliğini güçlendireceği de açıktır. Ayrıca bu değişiklik teklifi KKTC halkının bir şeyleri referandum yoluyla da olsa değiştirebilme iradesini ortaya koyması açısından da önemlidir. Bu itibarla değişiklik teklifine bir bütün olarak karşı çıkmanın, hem halkın moraline hem de daha güçlü bir hukuk devleti anlayışı yolunda ilerlenmesine zarar vereceği için doğru bir yaklaşım olmayacağı kanaatindeyim.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/anayasa-degisikliginin-getirecekleri-ve-goturecekleri/4706
Yusuf Suiçmez

Türkiye Çıkarması

Türkiye Çıkarması

Türkiye hükümeti, Asrın projesi olarak nitelenen Anamur’dan deniz altına döşenecek 80 kilometrelik boru hattıyla Kıbrıs’a yılda 75 milyon metreküp su getirilmesi projesinin Kıbrıs’taki arıtma ve iletim tesislerinin temellerini atmak üzere üç bakanı ve bürokratları ile yeni bir çıkarma yaptı. Arıtma ve iletim tesislerinin temel atma töreni, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Bu proje, konuşmalarda da belirtildiği gibi Kıbrıs’ın hem siyasi hem de ekonomik hayatının seyrini değiştirecektir.

Projenin fiili olarak hayata geçmesi ile Kıbrıs adasının stratejik değeri daha da artacaktır. Su projesi, Güney Kıbrıs’ın gaz adımına karşı Ada için daha kalıcı ve önemli olan bir adım olarak da değerlendirilebilir. Şüphesiz ki suyun stratejik ve pratik yaşamdaki değeri gazdan daha yüksektir. Bu adımla Türkiye ada üzerindeki stratejik üstünlüğü bir kez daha ele geçirmiş oldu. Tabii ki bundan sonra önemli olan gelecek suyun en verimli şekilde kullanılmasını planlayabilmektir. Çünkü suyun verimli kullanımı için, yatırıma dönüştürebilmesi şarttır. Bu süreçte en büyük rol ziraat mühendislerine ve bu konuyu bilimsel temelde inceleyerek planlayabilecek bir ziraat fakültesine düşecektir. Zira ambargo altında olan Kıbrıs’ta hangi tür ürünlerin yetiştirileceği ve bunların hangi pazarlara aktarılabileceğinin planlanmasına ihtiyaç duyulacaktır. Aksi takdirde getirilen suyun istenilen düzeyde verimli kullanımı mümkün olmayacaktır.

Bu çıkarma esnasında gerçekleştirilen önemli bir başka proje ise Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olan herkesin Yakın Doğu Üniversitesi ve Devlet Hastanelerinden Türkiye’deki gibi ücretsiz yararlanabilmelerinin sağlanmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın da katılımıyla, Türkiye Cumhuriyeti Sosyal Güvenlik Kurumu ile Yakın Doğu Üniversitesi arasında “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası” hak ve imkânlarının Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’ni de kapsamasına ilişkin imza töreni gerçekleşti. Yakın Doğu Üniversitesi ile imzalanan protokole göre, Yakın Doğu Üniversitesi öğrencileri ve diğer üniversite öğrencileri de hiçbir ücret ödemeden üniversitenin sağlık hizmetlerinden yararlanabilecekler. Tedavinin ardından gereken ödemeleri ise T.C Sosyal Sigortalar Kurumu yapacaktır. Bu uygulama doğal olarak Yakın Doğu Üniversitesi’ne ve KKTC’deki üniversitelere talebi arttıracaktır. Çünkü sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesi, üniversitelerin tercihinde en başta gelen etkenlerdendir.

Bu protokol kısmen de olsa KKTC sağlık sektörünün de Türkiye’ye entegre olması olarak değerlendirilebilir. Çünkü gezme, eğitim veya çalışma amaçlı olarak KKTC’de bulunan TC vatandaşlarının tedavi ihtiyaçlarını da karşılaması açısından büyük ferahlık yaşatacaktır. Ancak Türkiye vatandaşı olmayan KKTC vatandaşlarının bu haktan yararlanamayacak olması, Türkiyeli-Kıbrıslı ayırımcılığını körükleme potansiyelini taşımaktadır. Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olan KKTC vatandaşlarının tedavi için Güney Kıbrıs’a gidişleri dikkate alındığında, bu riskin fazla yüksek olmadığı söylenebilir. Sağlık alanında yeni düzenlemelerin yapılmaması durumunda, Kıbrıs Türkleri arasında da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına talep artabilir. Hatta bu adım, KKTC sağlık sektörünün yeniden yapılanmasını da gerektirebilir.

Bu adım özellikle KKTC’deki özel sağlık sektörünü olumsuz etkileyebilir. Ancak sağlık konusunda özel sektörden çok halkın sağlığının önemli olduğunu göz önüne aldığımızda atılan adımın eleştirilmesi kabul görmeyecektir. Sonuç olarak her iki proje de Türkiye’nin 1974 çıkarmasını pekiştirme, gücünü ispatlama, vatandaşlarına sahip çıkma ve KKTC’ye verdiği önem olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla bu adımlar, Türkiye’nin Kıbrıs’tan vazgeçtiği gibi söylentilerin geçerliliğini ortadan kaldırmakta; aksine Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki kalıcı iradesini ortaya koymaktadır.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/turkiye-cikarmasi/3578

Yusuf Suiçmez

İşgalciler ile Beslemeler

İşgalciler ile Beslemeler

“İşgalciler”
ve “yobazlar” ile “Rumcular” ve “beslemeler” söylemleri KKTC siyasi literatürünün önemli argümanlarındandır. “İşgalci” ya da “yobaz” kim ve neden işgalci veya yobaz? “Rumcu” ya da “besleme” kim ve neden rumcu veya besleme? Bu sorunların cevabını ve bu söylemleri kullananların amacını tespit etmeden, KKTC’deki çarpık yapıyı analiz edemezsiniz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Adası üzerinde uluslararası hukuktan kaynaklanan bir hakkı olduğu için; uluslararası hukuk nezdinde işgalci olarak değil müzakereci taraf olarak kabul edilmektedir. Peki, uluslararası hukuk Türkiye’yi işgalci değil de müzakereci taraf olarak görürken, bu ülkenin nimetlerinden yararlanan bazı çevreler ikidebir Türkiye’ye “işgalciler” diye niye bağırıp çağırıyorlar? Aynı şekilde birileri Türkiye’nin Kıbrıs adası üzerindeki varlığının tek meşru gerekçesi olan Kıbrıs Türk halkına neden besleme ya da rumculuk ithamında bulunuyor?

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/isgalciler-ile-beslemeler/2641