Din İşleri Başkanlığı’nın Geleceği
Din İşleri Başkanı Talip Atalay’ın adaylık girişimi, bayağı tartışma yarattı. Birçok insan Sayın Atalay’ın adaylığına garanti olarak bakıyordu: ancak yanıldılar. AK Parti yetkilileri KKTC’den yapılan hiçbir başvuruyu kabul etmediler. Aslında bu durum, KKTC’nin bağımsız ayrı bir devlet olarak görüldüğünün de sinyalini vermektedir. Çünkü KKTC’den başvuran adayların kabul edilmesi durumunda, Türkiye’nin işgalci olduğu iddialarını ileri sürenlerin eline malzeme geçecekti.
Tabii ki Atalay’ın bu girişimi bir yönden saf belirlemesine yol açtı. Doğal olarak bu aşamadan sonra AKP’nin ileri gelenlerinden, bizden aday olmaya çalıştı onun için sahiplenelim mi yoksa din ve siyaset ilişkisi arasında fazla polemik yarattı, bu işin içinde olmayalım mı diyecekler göreceğiz. Tabii ki Atalay’ın aday olamaması, sonuçta onu Türkiye ile Kıbrıs arasında bir tercihe de zorlayacaktır. Çünkü adaylık başvurusu yaparken Türkiye’deki üniversite kadrosundan da istifa etmek zorunda kaldı. Doğal olarak tekrar üniversite kadrosuna başvuru yapması gerekecek. Kadrosuna dönüş yapması durumunda, yurtdışı görev süresini daha fazla uzatabilmesi imkanı olmayacaktır. Bu ise Din İşleri Başkanlığı’ndan istifasını zorunlu hale getirecektir.
Atalay’ın Din İşleri Başkanlığı’ndan istifa etmemesi durumunda, özellikle kamuoyunda oluşmuş olan tepkileri göğüsleyerek görev yürütebilmesi oldukça güç olacaktır. Tabii ki Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası oluşacak olan tablo da Atalay’ın geleceğini etkileyecektir. Özellikle Cumhurbaşkanlığı’nda bir değişimin olması durumunda, yeni Cumhurbaşkanının kendisi ile çalışmak isteyip istemeyeceği de ayrı bir sorundur.
Tabii ki, mesele Atalay’dan öte KKTC’deki din hizmetlerinin daha sağlıklı yürütülebilmesi için ne yapılması gerektiğidir. Sonuçta Atalay’ın istifası ya da görevde alınması halinde yerine atamanın yapılıp yapılmayacağı belli değildir. Daha önce yaklaşık 30 sene Din İşleri Başkanlığı vekaleten yasadışı olarak yürütülmüştür. Atalay sonrası aynı durumun ortaya çıkması muhtemeldir. Nitekim Ahmet Yönlüer döneminde yükselen din-siyaset ilişkileri tartışmaları Atalay’ın adaylık başvurusu ile doruğa ulaştı. Bu ise siyasetçilerin işini zorlaştırmıştır.
Din İşleri Başkanı’nının Kıbrıs Müftüsü ünvanını taşıması, vakıflar ve vakıf malları üzerindeki etkisi doğal olarak hiçbir siyasetçinin bu makamı görmemezlikten gelmesine imkan tanımamaktadır. Bundan dolayı da Din İşleri Yasası’nı yapanlar, tamamen siyasi atama olan Vakıflar ve Din İşleri Yönetimi’ni Din İşleri Başkanı’nı kontrol edebilecek şekilde düzenlediler. Bugüne kadar siyasetçilerin en fazla istismar ettiği kurumlardan birisi şüphesiz Vakıflar ve Din İşleri’dir. Atalay’ın bu adaylık girişimi, sorunun gündeme gelmesi ve tartışılarak kabul edilebilir bir çözüme kavuşturulması için fırsat olarak da değerlendirilebilir.
Öyle gözüküyor ki, Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası siyasetin önemli gündem maddelerinden birisi de Din İşleri Başkanlığı ve Atalay’ın durumu olacaktır.
yusuf suiçmez