Etiket arşivi: ölüler

Şeyh Nazım Kıbrısi’nin Vefatı ve Ölüm

Şeyh Nazım Kıbrısi’nin Vefatı ve Ölüm

Kıbrıs’ın önde gelen bir siması olan Şeyh Nazım el-Kıbrısi’nin hayatı gibi ölümü de Kıbrıs inanç ve kültür tarihinde etkili olmaya devam edecektir. Mezar yeri olarak Lefke’deki dergâhın avlusunun seçilmiş olması bunun sinyalini vermektedir. Çünkü tarikatların yapılarına bakıldığında genellikle ölen şeyhlerin kabirleri etrafında maddi ve manevi varlıklarının kurumsallaştığı görülür. Bu durum insanın insana saygısı ile tapıcılığı arasındaki karmaşık durumun ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bir kısım ilahiyatçılar bu tür yapılanmaları dini bir terim olan “şirk” ile açıklamaya çalışırken, diğer bir kısım ilahiyatçı ise bunu insanın insana ve ölenin temsil ettiği değerlere saygının bir ifadesi olarak değerlendirmektedir.

Ölülerin heykel, resim ya da kabirlerinin kutsanmasını bir çeşit tapınma olarak değerlendiren bazı ilahiyatçılar, bu anlayıştan hareket ile de sanatın heykel resim gibi dallarına ve kabirlerin üzerine binalar inşa edilmesine karşı çıkmaktadır. Bu konuda makul düşünen ilahiyatçılar ise sanat ile tapınma arasında ayırım yaparak, resim ve heykellerin sanatsal bir faaliyet olarak yapılmasını, kabirlerin ise kişinin hatırasını devam ettirmek amacıyla yapılmasını meşru görmektedir. Bu anlayışta olanlar yasakçılığın tam aksine sanatı sağlıklı bir din anlayışının oluşması için zorunlu kabul etmektedir. Bu zorunluluğu yaratılışın güzelliğinin en üst mertebesi olan cennete erişmek için, en üst düzeyde güzel ve güzellik duygusuna erişme ile açıklamaya çalışmaktadırlar. Buna bağlı olarak da güzel düşünemeyen ve güzel olanı idrak edemeyenlerin yaratılışın gerçeğine erişemeyeceğini ileri sürmektedirler. Bu düşünce özellikle Cumhuriyetin kuruluşunda Modern İslam anlayışının ilham kaynağı olmuştur.

İslam tarihinin önemli simalarından, Hz. Muhammed’in yakını olan İbn Abbas, ilk zamanlar ölen insanların heykellerinin, o insanların temsil ettiği yüksek ahlaki değerlerin hatırlanması için yapıldığını, bu bağlamda da meşru olduğunu; ancak daha sonra cahilliğin artması ile insanların bunlara tapınmaya başlaması sebebiyle yasakların gelmeye başladığını belirtir. Ayni şekilde mezarların da ölen insanların manevi şahsiyetine saygının ötesinde kutsanması, tapınma olarak değerlendirildiği için İslam inancı içerisinde sakıncalı görülmüştür. Nitekim çağımızdaki çatışma ve sorunların büyük bir kısmı yaşayanlardan değil yaşayanların ölüme ve ölülere yüklediği anlamdan kaynaklanmaktadır. Dikkat edersek, tarih bilincimizin de ölülerin ruhlarımız üzerinde bıraktığı izlerin eseri olarak ortaya çıktığını ve bu günümüz ile yarınımızı etkisi altına alarak bizi kontrol ettiğini görürüz. Bu bir bakıma bilginin bilene hakimiyeti olarak değerlendirilebilir.

Ölen insanlara saygı ile tapınma arasındaki çizgiyi belirleyen ise kişinin niyeti ile ölene ve ölüme bakış açısındadır. Bazı tasavvufi ekollere göre kişi ölünce ruhsal olarak etkisi artar; ancak böyle bir genelleme hatalıdır. Çünkü ölen kişilerin birçoğunun yaşayanların duygu ve düşünce dünyasındaki etkisi ya çok kısadır ya da hiç olmuyordur. Bu ise ruhların ölümden sonraki etkisinin devamını neyin sağladığı sorununu gündeme getirmektedir. Bu etkinin iç mi yoksa dış etki mi olduğu ise ayrı bir tartışma konusudur.

Ölümü yok oluş olarak değerlendiren anlayışa göre, bu etkinin ölümle birlikte ortadan kalkması gerekir. Hâlbuki ateist inanca sahip birçok insanın da ölülere saygı ya da ölüm sonrası ile ilgili değişik inançları bulunmaktadır. Ancak ölenlerin ölüm sonrası da etkilerinin devamı, bu etkinin fiziki bir etki olmadığı; aksine insanın ruhsal varlığının etkisinin fiziki varlığının etkisinden daha güçlü ve sürekli olduğu sonucunu doğurmaktadır. Ölüm sonrası yaşamın devamına olan inanç ya da düşüncenin esası budur.

Ölüm sonrası inanç aynı zamanda hukukta da etkisini göstermiş, buna bağlı olarak da ölünün manevi şahsiyetine hakaret suç sayılmıştır. Özellikle toplum liderlerinin manevi şahsiyeti, milletlerin manevi şahsiyeti olarak kabul edildiği için bazı ülkelerde özel yasalar ile koruma altına alınmıştır. Bu ise ölüme ve ölülere yüklenen siyasi misyonu ortaya çıkararak, ölüm ve ölüler üzerinden çatışmacı siyasetin yolunu açmıştır. Bu ise din ve devletlerin, temel hak ve hukuk kuralları ile değil şahıslarla açıklanmasına yol açmıştır. Devlet ya da din adına yaşanan çatışmaların esas sebebi budur. Çünkü bu anlayış gerçeğin insanlığın ortak aklı ve vicdanında değil, belli şahısların akıl ve vicdanında aranmasına yol açmıştır. Bu durum, milli ve yöresel değerlerin korunmasını sağlarken aynı zamanda evrensel akıl ve vicdanın gelişmesine de engel olarak çatışmalara sürüklemiştir. Şeyh Nazım Kıbrısi’nin vefatının çatışmalara değil gönül huzuruna vesile olması dileğiyle kendisine Yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/seyh-nazim-kibrisi-nin-vefati-ve-olum/4540

Yusuf Suiçmez