Etiket arşivi: Sünnetullah

Soma Maden Kazası kader mi yoksa ihmal midir?

Soma Maden Kazası kader mi yoksa ihmal midir?

Birkaç gündür Türkiye gündemi Soma’da meydana gelen ve 280’den fazla insanın ölümü ile neticelenen maden ocağı kazasına kilitlendi. Birileri bu olayın tek suçlusu olarak hükümeti, birileri muhalefeti, diğer birileri ise kaderi suçlu göstermeye çalışarak, sorunun doğru anlaşılmasını engellemektedir. Bir ülkede bir kazada 200’den fazla insan ölebiliyorsa ve bu gibi olaylar geçmişte de olmuşsa, burada herkesin belli bir sorumluluğu olduğu açıktır.

Bu üzücü olay kadar üzücü olan bir başka olay da bazı iktidar ve muhalefet taraftarlarının insanların acıları üzerinden siyaset yapmaya çalışılmasıdır. Hükümetin sorumluluğu, bu kazaya sebep olan etkenleri tespit etmek, ihmal ya da suiistimal var ise bunları ortaya çıkarıp cezalandırmak ve bu kazada zarar görenlerin zararlarını gidererek geleceğe yönelik tedbirleri almaktır. Muhalefetin görevi ise hükümetin görevini yapıp yapmadığı konusunda denetleyici olmak ve gerektiğinde kamuoyunu bilgilendirerek yönlendirici olmaktır. Dolayısıyla hem hükümet kanadından bazılarının kaderci yaklaşımı hem de muhalefet kanadının bazılarının fırsatçı yaklaşımları kabul edilebilir değildir. Çünkü bu konunun kader denilip geçiştirilmeye çalışılması ne kadar dini ve ahlaki değil ise, yaşanan felaketi provokasyon ve hükümete vurmak için fırsat olarak değerlendirmek de ayni ölçüde ilmi ve ahlaki değildir.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/soma-maden-kazasi-kader-mi-yoksa-ihmal-midir/4594

Yusuf Suiçmez

Nitekim bu yanlış yaklaşımlar sebebiyle, kazanın oluşumuna sebep olan etkenler, yasal boşluklar, kullanılan teknolojinin yeterliliği, iş güvenliği, emniyet ve denetim gibi konular yeterli ölçüde tartışılamamıştır. Bazı hükümet muhalifleri, bunların tam aksine kazayı sanki hükümet kanadı kasıtlı olarak yapmış gibi yorumlar yaparken; bazı hükümet taraftarları da buna karşı olarak kazayı muhalefetin iktidarı sıkıştırmak için kasıtlı olarak yaptığı gibi akıl ve vicdanla bağdaşmayan yorumlar yapmaktadır. Bu durum siyasi kültürümüzün, hukuk ve ahlak zemininden ne kadar uzak olduğunun açık bir göstergesidir.

Bu acı olayın kader ile açıklanmaya çalışılması, kader konusunu açıklamayı zorunlu hale getirdi. Kader, Allah’ın varlık hakkındaki bilgisi ve varlığın bu bilgiye uygun olarak yaratılış sürecini açıklayan dini bir kavramdır. Dolayısıyla, doğru bir kader anlayışı oluşturmadan, hayata ve olaylara doğru bir bakış açısı geliştiremez.

Kader olarak zihnimizde oluşan algı, insan aklının yaratılış sürecini idrak etmesinden kaynaklanmaktadır. Yaratılış ise ilmi ilahinin, kudreti ilahi ile varlık olarak vücut bulma sürecini ifade eder. Çünkü Allah hayal ya da tecrübe ederek öğrenmez ve yaratmaz. Yaratılış ve varlık zaten onun bilgisinde olanın vücut bulması ile ortaya çıkar. Bir başka ifade ile varlık, Allah’ın ilminde olan şeylerin, kendi varlıklarına şahit olmaları için kudret-i ilahi ile vücut bulması süreçlerini ifade eder. Bundan dolayı da varlığı, yaratılış sürecinin ortaya çıkardığı görüntüler, hayat bilgisini ise insan idrakinin bu sürece şahit olması olarak değerlendirebiliriz. Buna göre de cahillik, insan idrakinin yaratılış süreci ile bağlantısının kopuşunu ifade eder. Bu kopuş hem maddi hem manevi hem de her iki alanın yaratılış sürecinden kopma şeklinde gerçekleşebilir.

Çünkü yaratılış süreci maddi ve manevi olmak üzere iki alanda gerçekleşir. Yaratılışın maddi boyutu maddeyi ve maddenin var olma süreci ile ilgili fiziki kuralları ortaya çıkarırken, yaratılışın manevi boyutu ise maddi varlıklar arasındaki ruhsal ilişkileri düzenleyen manevi kuralların (ahlak kurallarını) ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bu ahlaki kurallar, madde ve mana ile ruhlar arasındaki ilişkilerden doğar. İnsandaki bilgi düzeyi madde ve mana arasındaki ilişkinin idraki düzeyine göre, ahlaki düzey ise madde ve mana arasındaki ilişkinin doğruluk düzeyine göre belirlenir. Yaratılışın tüm bu kural ve prensipleri sünnetullah tabiri ile ifade edilir. Dolayısıyla sünnetüllah, yaratılış sürecinin maddi ve manevi tüm kural ve prensiplerini ifade ederken; kader ise sünnetullah ile birlikte varlığın varlık olarak varoluşunu da ifade eden daha geniş kapsamlı bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden de insanın sorumsuz davranışı kaderin bir paçası olsa da kadaullaha aykırı olduğu için insanı insani sorumluluklarından kurtarmaz.

Kadaullah, varlığın ilm-i ilahideki varlığından değil, doğrudan Allah’ın varlığı ve iradesinin varlıkla olan özel ilişkisinden doğan ilişkiyi ifade eder. Bundan dolayı da kadaullaha, yani evrenin maddi ve manevi yaratılış sürecinden doğan yasalarının getirdiği ortak sorumluluğa aykırı davranmak günah olarak nitelenmiştir. Bu yüzden de insanın gerekli tedbirleri almadan hareket etmesi, kadere uygun olsa da kadaullaha aykırı olduğu için günah olarak değerlendirilir. Dolayısıyla insanın sorumlu bir varlık olması kaderden çok kadaullah ile bağlantılıdır. Çünkü insandaki sorumluluk duygusu doğrudan yaratılışın kendisinden değil, yaratılış sürecinde yaradan ile yaratılan arasında oluşan özel hukuk ilişkisinden doğar.

Toplumların barış, huzur ve güveni yani gelişmişliği insan iradesi ve sünnetullah arasındaki bilinç düzeyine göre gerçekleşir. Nitekim gelişmiş ülkelerde, insanların yaratılış süreci ile ilgili bilinci düzeyi daha yüksek olduğu için doğa ile olan ilişkileri de kadaullaha daha uygun olarak gerçekleşmektedir. Yani bu toplumlarda maddenin yaratılış kuralları ile mananın madde ile olan bağlantısı ile ilgili bilinç daha üst düzeydedir. Yaratılış sürecine en üst düzeyde şahit olan birey ve toplumlar, yaratılış sürecinin ortaya çıkardığı olumsuzluklara karşı en üst düzeyde korunma imkanı bulurlar. Bu yüzden de bu bilince sahip olanlar doğal olarak oluşabilecek kazaları fark edebiliyor ve kadaullahın gerektirdiği fiziki ve ahlaki ölçüler içinde hareket edip gerekli tedbirleri alabiliyorlar. Müslümanlar arasında ise sünnetullah ve kadaullah bilinci aksiyonel olmadığı için daha düşük düzeydedir. Bu yüzden de yaratılışın maddi ve manevi kurallarını idrak etmede geri kalarak, sorumluluk zaafından doğan birçok sıkıntıya düşmektedirler. Soma’da 280’den fazla insanın ölümüyle neticelenen kaza da bunun örneklerinden birisidir.

Bu açıdan baktığımızda Soma maden kazası, kaza kadere uygun düşse de kadaullaha aykırı olduğu için, kazanın oluşmasında ihmal ya da kusuru olan, siyasiler, işveren ve işçilerin tümü günah işlemiştir. Bu günahtan arınmak için de, sorumluluk taşıyan herkesin sorumluluğu nispetinde, verdiği zararın giderilmesi için çalışması gerekmektedir. Güçlerinin gidermeye yetmediği zararlar için ise tövbe edip, bir daha aynı yanlışa düşmemek için kadaullaha uygun davranmaları gerekmektedir. Aksi takdirde kadaullahın gereklerini yerine getirmemeleri sonucu oluşan ihmalerden dolayı Allah katındaki sorumlulukları devam edeceklerdir. Çünkü kazaların büyük çoğunluğu kaderden değil; kaderin gereğini anlamamak ya da yapmamaktan kaynaklanır. Bu vesile ile kazada ölenlere rahmet, hayatta kalanlara sabır, sorumluluk yüklenenlere de sorumluluklarını yerine getirmeleri için kazaullaha uygun gayret dilerim.