Etiket arşivi: usulsüzlük

Uçan halı, yolsuzluk, Din

Uçan Halılar

Farklı camilerden toplanmış olan maddi ve manevi değeri çok yüksek olan ve o dönemin rakamları ile 540 Trilyon değer biçilen 13 tarihi halı Saray Otel’in bodrum katındaki uygunsuz bir odada muhafaza edilmekteydi. Din İşleri Başkanlığı görevinden alındıktan sonra Saray Otel özelleştirilmiş; ancak bu halıların akıbeti ile ilgili tatmin edici herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Son edindiğim bilgiye göre bu halıların bir kısmı Lefkoşa’da açılan yeni bir müzede sergilenmektedir. Bu halılar çok yüksek meblağlar ödenerek 18.08.2003 yılında restorasyon için Türkiye’ye gönderilmiş sonra da geri iade edilmiştir. Bu halılarla ilgili ilk soruşturma Din İşleri Başkan Vekili Ahmet Cemal İlktaç tarafında 26.01.2004 tarihinde başlatılmıştır. Ancak soruşturma tamamlanmadan Din İşleri Başkanlığı binasında yangın çıkmış ve bu yangında birçok tarihi belge ve eser ortadan kaybolmuştur. Kaybolan önemli tarihi eserlerden birisi Yavuz Sultan Selim dönemine ait olan el yazması Kuran-i Kerim idi. Daha önce ise yine Yavuz Sultan Selim dönemine ait olan ve Selimiye (Ayasofya) Camisinde muhafaza edilen tarihi kılıç kaybolmuştu.

Başkanlık görevim esnasında yangın sonrası Turunçlu camisi yanındaki eski okul binasına atılmış olan torbalarca evrakı aylarca çalışarak tekrar düzene koymuştuk. Bu odaya atılmış olan evraklardan Vakıflara ait olanları tutanak ile vakıflara teslim ettik. Bu evraklar arasında çıkan Kıbrıs adası üzerindeki tüm vakıf mallarını gösteren çok büyük bir haritayı ise alıp Din İşleri Başkanlığı binasına götürdük. Ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü bir yazı ile bizden bu haritayı istedi ve onlara teslim ettik. Şu anda bu haritanın ne olduğunu bilmiyorum umarım yeni Genel Müdür ya da Din İşleri Başkanı bu konuda bir açıklama yapar. Ayrıca benden sonra Din İşleri Başkan vekili olarak atanan Mehmet Yeltekin ve daha sonra Başkan olarak atanan Talip Atalay’ın bu halılar, harita ve diğer kayıp tarihi eserler konusundaki görüşlerini şahsen merak ediyorum ve halkımızın da merak ettiğini düşünüyorum.

O dönemin parası ile 540 Trilyonluk değer biçilen 13 halı için Eski Eserler Dairesi Müdürü Tuncer Bağışkan’ın hazırlamış olduğu 5 Şubat 2004 tarihli rapor, İlkay Feridun’un hazırlamış olduğu 18 Şubat 2004 tarihli rapor ve 12 Şubat 2004 tarihli Abdurrezzak Yücel’in raporundan anlaşılacağı üzere, bu halıların dördünün hiçbir tarihi kıymeti yoktur. Dolayısıyla bunlar ya seneler önce ya değiştirilmiş ya da sahte halılar antik halıymış gibi gösterilerek rakamlar şişirilmiştir. Nitekim, bu dört halı dahil mevzubahis 13 halının restorasyon öncesi takdir edilen maddi değerleri 270,000,000,000 TL; restorasyon sonrası değerleri ise % 100 arttığından 540,000,000,000 TL olarak belirlenmiştir. Bu halıların restorasyona gönderilmesi için Kıbrıs Sigorta Şirketi’nin teklif ettiği sigorta bedeli ise 9,000.000.000 TL’dir. Halıların restorasyon için nakil masrafları ise 4637 Dolardır. Ayrıca bu halılar, 2007 yılında sergi için gönderilirken ise yine 2,000,000 Yeni Türk Lirası para harcandığı ifade edilmektedir. Ekonomik kriz içinde olan KKTC’de bu kadar yüksek rakamların nasıl ödendiği ya da nereden ödendiği hala daha bir netlik kazanmamıştır.

İlgili halıların Din İşleri Başkanlığı görevini yürütürken koruma altına alınması için dönemin Başbakanı Sayın Derviş Eroğlu’na 06.10.09 (Sayı: DIP/BB/459/10/09) tarihli resmi bir yazı ile talepte bulundum. Bu yazıma cevap alamayınca, 16.02.2010 (DİB/BB/067/10/09) tarihli ikinci bir resmi yazı ile aynı talebi tekrarladım. Ancak her iki yazıma da Başbakanlık tarafından hiçbir cevap verilmemiştir. 29.07.2009 tarihinde ise Devlet Denetleme Kurulu’nu, Din İşleri Başkanlığı’nı denetlemesi için resmi yazı ile davet ettim (Sayı: DİP/BB/304/07/09); ancak denetlemek için gelmediler. Aksine görevden alındıktan sonra dönemin Yönetim Kurulu Başkanı Tekin Köse’nin basına yansıyan ve şahsımı itham altında bırakan açıklamaları ile karşılaştım. Bu sebeple Lefkoşa Kaza Mahkemesi’nde bu ithamlara karşı bir zem ve kadih davası açtım; ancak davayı açan avukatımın yapmış olduğu hata ve yargının ağır işlemesi sebebiyle dava tam üç yıl sürdü. Bu dava görüşülürken, tuttuğum beş avukattan birini ben azlettim diğer dördü ise davanın en kritik aşamalarında davadan çekilerek beni davayı şahsen yürütmek zorunda bıraktılar.

Tuttuğum beş avukatın da davadan çekilmesi sebebiyle kendi avukatlığımı yapmak zorunda kaldığım bu davada, davalı taraflarla üç yıl sonra benden yazılı özür dilemeyi kabul etmeleri şartıyla davayı sonlandırma konusunda anlaştık. Birçok garipliğin yaşandığı bu davayı özür yazısı yayımlandıktan sonra uzlaşıya uygun olarak 6 Aralık 2013’de sonlandırdık. İlgili gazete ve tarafların yayımladıkları düzeltme ve özür yazısı aynen şöyledir:

06/09/2009 tarihinde gazetemizde “Uçan Halılar” manşeti ile 1. Sayfadan yayınlanan haberde, ilgili dönemde görevden alınan Din İşleri Dairesi Başkanı Sn. Yusuf Suiçmez’in açıklamaları ve konuya ilişkin değerlendirmelerinin yer aldığı ve dönemin Vakıflar İdaresi Yönetim Kurulu Başkanının da açıklamalarına yer verildiği mezkur haber içeriği, Sn. Yusuf Suiçmez’in bu haberden dolayı bilhassa Sn. Yusuf Suiçmez’in yürütmekte olduğu görevinde ihmal ya da suistimal ettiği şeklinde anlaşılabilecek bir hassasiyetin oluşmasından ötürü kendisini mağdur hissetmesi nedeniyle, haberden dolayı oluşmuş veya oluşabilecek yanlış anlaşılmalar bağlamında kendisinden özür dilediğimizi, ancak konu haberin kamuoyunu yakından ilgilendiren bir konu olduğunu ve bu bağlamda konuya muhatap idarenin görüşlerinin de bu haberde birebir aktarıldığı gibi, evrensel gazetecilik ilkeleri ile kamuoyunun haber alma hürriyeti çerçevesinde konu haberin yayınlanmış olduğunu Sn. Yusuf Suiçmez ve tüm kamuoyu ile paylaşmak istediğimizi işbu düzeltme ve özür metni ile okuyucularımız ve kamuoyunun bilgisine getiririz.” (Star Kıbrıs Gazetesi, sayfa 3, Haber tarihi 03.12.2013)

Üç yıl süren zaman ve para açısından bana büyük kayıplar yaşatan bu hukuki mücadelenin sonunda, kazanabildiğim sadece manevi bir tatmin olmuştur. Bu süreç bana bu ülkede insan onur ve şerefinin ne kadar değersiz kabul edildiğini gösterdi. Özellikle yasal boşluklar sebebiyle, çamur at tutmaz ise izi kalır siyasetinin bu ülkede sistemleştirildiği, bu yüzden de sürekli olarak yalan ve karalama politikalarına dayalı bir anlayış geliştirildiğini yaşayarak öğretti. Şimdi artık sıra Savcılık ve Sayıştay’ın bu halılarla ilgili olarak yapmış olduğum yazılı suç duyurusunu sonlandırmasına kaldı. Umarım bu sefer yargı üzerine düşeni yaparak bu ülkenin maddi ve manevi kaynaklarının tüketilmesine “dur” der.

 

Uçan halı, yolsuzluk, Din

Yusuf Suiçmez