Etiket arşivi: Yolsuzluk

Türkiye Siyasi Gündemi ve Takvimi

Türkiye Siyasi Gündemi ve Takvimi

30 Mart’ta gerçekleşecek olan Türkiye yerel seçimlerine çok az bir zaman kaldı. Bu seçim Türkiye’nin iç ve dış dinamiklerinin nasıl şekilleneceğinin de sinyalini verecektir. Çünkü yerel seçimlerden sonra, Cumhuriyet tarihinde ilk defa halkın seçeceği Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunun 10 Ağustos, ikinci turunun ise 24 Ağustos’ta yapılacağı açıklandı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen ardından ise 2015 genel seçimlerinin ise 14 Haziran 2015 Pazar günü yapılması bekleniyor. Doğal olarak bir yıl boyunca Türkiye gündemini ağırlıklı olarak seçimlere yönelik siyasi propagandalar meşgul edecektir.

Yerel Seçimlerin en önemli merkezlerine baktığımızda, her zaman olduğu gibi yine İstanbul, Ankara ve İzmir’in öne çıktığını görmekteyiz. AKP’nin İstanbul’daki adayı Kadir Topbaş gerçekten başarılı bir başkan olarak kabul edilmektedir. Karşısına çıkan en güçlü aday olarak ise Baykal’a karşı CHP başkanlığı seçimini kaybeden Mustafa Sarıgül gözükmektedir. Sarıgül Baykal’a rakip olduktan sonra partiden ihraç edildi ve partiye tekrar dönmek için verdiği hukuki mücadeleyi de kaybetmişti. Kılıçtaroğlu’nun uzun bir süreden sonra Sarıgül’ü CHP’ye kabul etmesini, AKP’nin yükselişine karşı bir birliktelik olarak yorumlayanlar yanında, Kılıçtaroğlu sonrası için bir alternatif olarak da değerlendirenler var. Bu yüzden İstanbul seçimleri Sarıgül’ün siyasi geleceği kadar CHP’nin de siyasi geleceğini etkileme potansiyeline sahiptir. Nitekim Erdoğan da İstanbul Belediye Başkanlığı’ndan AKP başkanlığına geçmişti.

Ankara da ise CHP, AKP’nin artık adı Ankara ile özdeşleşmiş olan adayı Melihe Gökçek’e karşı yine Melih Gökçek’in de içinden geldiği sağ cenahtan gelen bir aday olan Mansur Yavaş’ı çıkarması, Ankara seçimlerini daha da ilginç bir hale getirdi. Çünkü Mansur Yavaş 29 Mart 2009 tarihinde yapılan yerel seçimlerde Milliyetçi Hareket Partisi’nden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı adayı oldu ve seçimi üçüncü sırada bitirdi. Bu durum, doğal olarak sağdan bazı oyların CHP’ye kaymasına yol açabilir; ancak bazı tepki oylarının da başka partilere kaymasına yol açabilir. Öyle gözüküyor ki, Ankara seçiminde MHP adayı ve tabanının tavrı oldukça belirleyici olacak.

AKP, CHP’nin kalelerinden olan İzmir’de ise partinin en ağır toplarından biri olan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ı aday gösterdi. Binali’nin İzmir’de kaybetmesi, AKP’yi fazla etkilemez; daha çok Binali’nin siyasi geleceğini etkiler. Ancak kazanması durumunda ise bu CHP için bir şok etkisi yapar. Bu özelliği sebebiyle de İzmir’deki seçimin sonucu ayrı bir merak konusudur.

2009’da yapılan yerel seçimlerde AKP %38.39 oyla birinci; CHP %23,08 ile ikinci ve MHP %15,97 ile üçüncü sırada gelmişti. Başbakan Erdoğan bu seçimlerden de birinci çıkacağından emin olduğu için, birinci çıkmaması durumunda istifa edeceğini söylemektedir. Aslında AKP’nin yerel ve genel seçimlerdeki başarısını karşılaştırdığımızda, genel seçimlerde çok daha başarılı olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla AKP’nin bu seçimlerde alacağı oy oranı, genel seçimler için belirleyici olmasa da, genel seçimler için siyasi bir malzeme olacağı açıktır.

Bu seçimin siyasi argümanlarına baktığımızda, ağırlıklı olarak yolsuzluk iddiaları ve cemaat-hükümet çatışmaları etrafında döndüğünü görmekteyiz. Fetullah Gülen Cemati’nin CHP’ye destek veren tavrının, seçimleri nasıl etkileyeceği de merak edilen bir başka konudur. Cemaatin, CHP’ye destek vermesinin arkasında yatan gerçek sebepler ve CHP’nin güç kazanması durumunda, cemaatin ileri gelenlerinin CHP ile nasıl bir ilişki içerisine girecekleri, İnanç yönünden çok yakın oldukları AKP ve Erdoğan’a karşı bu kadar katı bir tutum sergileyen cemaatin, CHP ile ihtilafa düşülmesi durumunda nasıl bir tavır sergileyecekleri de ayrı merak konularıdır.

Cemaat ve muhalefetin yoğun eleştirileri karşısında, Erdoğan özellikle dış güçler eksenli bir karşıt politika geliştirmiştir. Öyle gözüküyor ki, bu politikada oldukça başarılı olmuştur. Fetullah Gülen’ın Amerika’da olması, bu politikanın başarılı olmasında etkili olmuştur. Çünkü Türkiye halkı, özgürlüğüne düşkün bir halktır. Bu yüzden de Türkiye’nin içişlerine karşı yapılan dış müdahaleler savunmacı bir tarın gelişmesin yol açmaktadır. Nitekim meydanlardaki hava da bu duygu halinin hakim olduğu izlenimi vermektedir. Fetullah Gülen’in, Türkiye’ye dönmemesi ve canlı yayın yerine kaset ya da yazılarla görüşlerini açıklaması, hareketin dış güdümlü olduğu izlenimini yaratmıştır. Bu durum Şia tarihindeki sefirler dönemini andırmaktadır. Bu dönemde de kayıp olan imamla görüştüğünü iddia eden kişiler, uzun bir süre Şia halkını gaip imam adına yönetmiş ve yönlendirmişlerdi.

Bu seçimlerden, AKP’nin 2009 seçimlerindekinden daha başarılı çıkması durumunda, bunun Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin de havasını değiştireceği şüphesizdir. Bu durumda hem muhalefet hem de Cemaat birlikte kaybetmiş olacaklar. Bir arkadaşım, AKP’nin oylarının düşmesi durumunda, hükümeti zorlamak için muhalefetin daha keskin bir tavır sergileyip iç istikrarsızlığı daha da bozmaya çalışacakları endişesini; bir başka arkadaşım ise AKP’nin oylarını yükseltmesi durumunda Erdoğan’ın tek adam politikalarının daha da belirgin hale geleceği endişesini belirtti. Bu durum, demokrasimizin henüz daha toplum yararını koruyacak bir yapıya kavuşmadığının göstergesidir. Demokrasi ve hukuk devleti bilincinin gelişmediği ülkelerde, seçimler halk için daha iyi olandan çok daha fazla kazanmak isteyenlerin ihtiras yarışına dönüşür. Türkiye’de yaşanan seçim süreci, böyle bir demokrasi anlayışının hakim olduğunu çağrıştırmaktadır.

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/turkiye-siyasi-gundemi-ve-takvimi/4006

Yusuf Suiçmez

Yolsuzluk ve ekonomi

Yolsuzlukla mücadele diye yola çıkıldı, ama yolsuzluktan daha büyük maliyet faturası zam, faiz ve döviz fırlaması olarak halka ödetildi. Bir ülkede yolsuzlukla mücadelenin de adabı ve usulü olmalı. Bu durum hem hükümeti, hem muhalefeti hem de yolsuzlukla mücadele ettiğini iddia edenleri bir daha düşünmeye sevk etmeli.

Uçan halı, yolsuzluk, Din

Uçan Halılar

Farklı camilerden toplanmış olan maddi ve manevi değeri çok yüksek olan ve o dönemin rakamları ile 540 Trilyon değer biçilen 13 tarihi halı Saray Otel’in bodrum katındaki uygunsuz bir odada muhafaza edilmekteydi. Din İşleri Başkanlığı görevinden alındıktan sonra Saray Otel özelleştirilmiş; ancak bu halıların akıbeti ile ilgili tatmin edici herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Son edindiğim bilgiye göre bu halıların bir kısmı Lefkoşa’da açılan yeni bir müzede sergilenmektedir. Bu halılar çok yüksek meblağlar ödenerek 18.08.2003 yılında restorasyon için Türkiye’ye gönderilmiş sonra da geri iade edilmiştir. Bu halılarla ilgili ilk soruşturma Din İşleri Başkan Vekili Ahmet Cemal İlktaç tarafında 26.01.2004 tarihinde başlatılmıştır. Ancak soruşturma tamamlanmadan Din İşleri Başkanlığı binasında yangın çıkmış ve bu yangında birçok tarihi belge ve eser ortadan kaybolmuştur. Kaybolan önemli tarihi eserlerden birisi Yavuz Sultan Selim dönemine ait olan el yazması Kuran-i Kerim idi. Daha önce ise yine Yavuz Sultan Selim dönemine ait olan ve Selimiye (Ayasofya) Camisinde muhafaza edilen tarihi kılıç kaybolmuştu.

Başkanlık görevim esnasında yangın sonrası Turunçlu camisi yanındaki eski okul binasına atılmış olan torbalarca evrakı aylarca çalışarak tekrar düzene koymuştuk. Bu odaya atılmış olan evraklardan Vakıflara ait olanları tutanak ile vakıflara teslim ettik. Bu evraklar arasında çıkan Kıbrıs adası üzerindeki tüm vakıf mallarını gösteren çok büyük bir haritayı ise alıp Din İşleri Başkanlığı binasına götürdük. Ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü bir yazı ile bizden bu haritayı istedi ve onlara teslim ettik. Şu anda bu haritanın ne olduğunu bilmiyorum umarım yeni Genel Müdür ya da Din İşleri Başkanı bu konuda bir açıklama yapar. Ayrıca benden sonra Din İşleri Başkan vekili olarak atanan Mehmet Yeltekin ve daha sonra Başkan olarak atanan Talip Atalay’ın bu halılar, harita ve diğer kayıp tarihi eserler konusundaki görüşlerini şahsen merak ediyorum ve halkımızın da merak ettiğini düşünüyorum.

O dönemin parası ile 540 Trilyonluk değer biçilen 13 halı için Eski Eserler Dairesi Müdürü Tuncer Bağışkan’ın hazırlamış olduğu 5 Şubat 2004 tarihli rapor, İlkay Feridun’un hazırlamış olduğu 18 Şubat 2004 tarihli rapor ve 12 Şubat 2004 tarihli Abdurrezzak Yücel’in raporundan anlaşılacağı üzere, bu halıların dördünün hiçbir tarihi kıymeti yoktur. Dolayısıyla bunlar ya seneler önce ya değiştirilmiş ya da sahte halılar antik halıymış gibi gösterilerek rakamlar şişirilmiştir. Nitekim, bu dört halı dahil mevzubahis 13 halının restorasyon öncesi takdir edilen maddi değerleri 270,000,000,000 TL; restorasyon sonrası değerleri ise % 100 arttığından 540,000,000,000 TL olarak belirlenmiştir. Bu halıların restorasyona gönderilmesi için Kıbrıs Sigorta Şirketi’nin teklif ettiği sigorta bedeli ise 9,000.000.000 TL’dir. Halıların restorasyon için nakil masrafları ise 4637 Dolardır. Ayrıca bu halılar, 2007 yılında sergi için gönderilirken ise yine 2,000,000 Yeni Türk Lirası para harcandığı ifade edilmektedir. Ekonomik kriz içinde olan KKTC’de bu kadar yüksek rakamların nasıl ödendiği ya da nereden ödendiği hala daha bir netlik kazanmamıştır.

İlgili halıların Din İşleri Başkanlığı görevini yürütürken koruma altına alınması için dönemin Başbakanı Sayın Derviş Eroğlu’na 06.10.09 (Sayı: DIP/BB/459/10/09) tarihli resmi bir yazı ile talepte bulundum. Bu yazıma cevap alamayınca, 16.02.2010 (DİB/BB/067/10/09) tarihli ikinci bir resmi yazı ile aynı talebi tekrarladım. Ancak her iki yazıma da Başbakanlık tarafından hiçbir cevap verilmemiştir. 29.07.2009 tarihinde ise Devlet Denetleme Kurulu’nu, Din İşleri Başkanlığı’nı denetlemesi için resmi yazı ile davet ettim (Sayı: DİP/BB/304/07/09); ancak denetlemek için gelmediler. Aksine görevden alındıktan sonra dönemin Yönetim Kurulu Başkanı Tekin Köse’nin basına yansıyan ve şahsımı itham altında bırakan açıklamaları ile karşılaştım. Bu sebeple Lefkoşa Kaza Mahkemesi’nde bu ithamlara karşı bir zem ve kadih davası açtım; ancak davayı açan avukatımın yapmış olduğu hata ve yargının ağır işlemesi sebebiyle dava tam üç yıl sürdü. Bu dava görüşülürken, tuttuğum beş avukattan birini ben azlettim diğer dördü ise davanın en kritik aşamalarında davadan çekilerek beni davayı şahsen yürütmek zorunda bıraktılar.

Tuttuğum beş avukatın da davadan çekilmesi sebebiyle kendi avukatlığımı yapmak zorunda kaldığım bu davada, davalı taraflarla üç yıl sonra benden yazılı özür dilemeyi kabul etmeleri şartıyla davayı sonlandırma konusunda anlaştık. Birçok garipliğin yaşandığı bu davayı özür yazısı yayımlandıktan sonra uzlaşıya uygun olarak 6 Aralık 2013’de sonlandırdık. İlgili gazete ve tarafların yayımladıkları düzeltme ve özür yazısı aynen şöyledir:

06/09/2009 tarihinde gazetemizde “Uçan Halılar” manşeti ile 1. Sayfadan yayınlanan haberde, ilgili dönemde görevden alınan Din İşleri Dairesi Başkanı Sn. Yusuf Suiçmez’in açıklamaları ve konuya ilişkin değerlendirmelerinin yer aldığı ve dönemin Vakıflar İdaresi Yönetim Kurulu Başkanının da açıklamalarına yer verildiği mezkur haber içeriği, Sn. Yusuf Suiçmez’in bu haberden dolayı bilhassa Sn. Yusuf Suiçmez’in yürütmekte olduğu görevinde ihmal ya da suistimal ettiği şeklinde anlaşılabilecek bir hassasiyetin oluşmasından ötürü kendisini mağdur hissetmesi nedeniyle, haberden dolayı oluşmuş veya oluşabilecek yanlış anlaşılmalar bağlamında kendisinden özür dilediğimizi, ancak konu haberin kamuoyunu yakından ilgilendiren bir konu olduğunu ve bu bağlamda konuya muhatap idarenin görüşlerinin de bu haberde birebir aktarıldığı gibi, evrensel gazetecilik ilkeleri ile kamuoyunun haber alma hürriyeti çerçevesinde konu haberin yayınlanmış olduğunu Sn. Yusuf Suiçmez ve tüm kamuoyu ile paylaşmak istediğimizi işbu düzeltme ve özür metni ile okuyucularımız ve kamuoyunun bilgisine getiririz.” (Star Kıbrıs Gazetesi, sayfa 3, Haber tarihi 03.12.2013)

Üç yıl süren zaman ve para açısından bana büyük kayıplar yaşatan bu hukuki mücadelenin sonunda, kazanabildiğim sadece manevi bir tatmin olmuştur. Bu süreç bana bu ülkede insan onur ve şerefinin ne kadar değersiz kabul edildiğini gösterdi. Özellikle yasal boşluklar sebebiyle, çamur at tutmaz ise izi kalır siyasetinin bu ülkede sistemleştirildiği, bu yüzden de sürekli olarak yalan ve karalama politikalarına dayalı bir anlayış geliştirildiğini yaşayarak öğretti. Şimdi artık sıra Savcılık ve Sayıştay’ın bu halılarla ilgili olarak yapmış olduğum yazılı suç duyurusunu sonlandırmasına kaldı. Umarım bu sefer yargı üzerine düşeni yaparak bu ülkenin maddi ve manevi kaynaklarının tüketilmesine “dur” der.

 

Uçan halı, yolsuzluk, Din

Yusuf Suiçmez

İşgalciler ile Beslemeler

İşgalciler ile Beslemeler

“İşgalciler”
ve “yobazlar” ile “Rumcular” ve “beslemeler” söylemleri KKTC siyasi literatürünün önemli argümanlarındandır. “İşgalci” ya da “yobaz” kim ve neden işgalci veya yobaz? “Rumcu” ya da “besleme” kim ve neden rumcu veya besleme? Bu sorunların cevabını ve bu söylemleri kullananların amacını tespit etmeden, KKTC’deki çarpık yapıyı analiz edemezsiniz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Adası üzerinde uluslararası hukuktan kaynaklanan bir hakkı olduğu için; uluslararası hukuk nezdinde işgalci olarak değil müzakereci taraf olarak kabul edilmektedir. Peki, uluslararası hukuk Türkiye’yi işgalci değil de müzakereci taraf olarak görürken, bu ülkenin nimetlerinden yararlanan bazı çevreler ikidebir Türkiye’ye “işgalciler” diye niye bağırıp çağırıyorlar? Aynı şekilde birileri Türkiye’nin Kıbrıs adası üzerindeki varlığının tek meşru gerekçesi olan Kıbrıs Türk halkına neden besleme ya da rumculuk ithamında bulunuyor?

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/isgalciler-ile-beslemeler/2641