Din İstismarı (I)

Din İstismarı (I)

İstismar, bir şeyi kendi gayesine aykırı olarak özel menfaat etme amacıyla kullanmayı ifade eder. Din istismarı, gerek siyasi arenada, gerekse sosyal yaşamımızda sık sık tartışma konusu olmaktadır. Bu konu Kuran’da da yer almıştır. Tevbe süresinin 34. ayetinde bazı din adamlarının, insanların mallarını haksız yollarla yedikleri belirtilerek, bu tür istismarlara dikkat çekilmiştir. Bu ayetten anlaşılacağı üzere, insanın emeği ve alın terinin korunmadığı, din kisvesi altında yürütülen ve haksız çıkar sağlayan her türlü ilişki din istismarı anlamına gelir. Çalışmadığı halde, dindar insanlardan topladığı paralarla zenginleşen ve de kendilerine tabi olanlara mütevazı ve alçakgönüllü olmayı emrederken, kendileri lüks ve gösteriş içinde yaşayan din adamları bunu bilerek yapmaları durumunda, din istismarcıları kapsamına; bilmeyerek yapmaları durumunda ise Kuran’da cahiller olarak nitelenenler kapsamına girerler. Çünkü Kasas Süresi’nin 5. ayetinde, dinin gayelerinden birisinin, ezilenlerin haklarını korumak olduğu açıkça ifade edilerek, bu gayeye aykırı davranışların istismar kapsamına gireceğine işaret edilmiştir.

Din istismarı kapsamına giren bir başka eylem de, inananlar üzerinde hâkimiyet kurabilmek için din adına yapılan içtihat ve yorumları akıl ve bilimin denetimi dışına taşıyarak tartışılmaz bir otorite haline getirmektir. Zira Yunus süresinin 20. ayeti, aklını kullanamayan toplumların azaba uğradıkları belirtiliyor. Hz. Peygamber de bir hadisinde, insanların ibadetten çok akıllarının üstünlüğü ile değerlendirildiklerini ifade etmesi, insanın aklını kullanmasını önemine işaret etmektedir. Dolayısıyla insanların akıllarını kullanmalarını engelleyerek düşünme ve sorgulamaktan alı koymak, dinin ana gayesine aykırı bit tavır olduğundan, bilerek yapılması durumunda din istismarı; bilmeden yapılması durumunda ise cahillik kapsamına girer.

Din istismarı kapsamına giren bir başka eylem ise, insanlığın ortak insani değerlerini tahrip ederek, insanlar arasında din, mezhep ya da etnik düşmanlıklara yol açmaktır. Zira dinin ana gayesi, varlıklar arasındaki ilişkileri düzenleyen ahlaki yasaları korumak ve geliştirmektir. Hz. Peygamberin bir hadiste belirttiği gibi, evrenin dengesini koruyan ana prensip adalettir. Yeryüzündeki tüm haksızlıkların temelinde, ayırımcılığa dayalı adaletsizlikler yatmaktadır. Bu yüzden, bilinçli olarak adalet prensibine aykırı yapılan her türlü dini yorum, kul (insan) haklarının ihlali olacağından din istismarı kapsamına girer.

Allah inancı temelinde bir düşünceye sahip olunmadığı halde, şahsi menfaat elde etmek için dindar görünmek de din istismarı kapsamına girer. Yine, siyasi amaçlar için din karşıtı veya taraftarı görünmek de din istismarı kapsamına girer. Zira bu davranışın temelinde de, dini kullanarak ya da din karşıtlığı yaparak menfaat elde etme arzusu yatmaktadır.

Dininin istismar şekillerinden birisi de, evlenecek çiftler arasında sevginin olmadığı bilindiği halde, dini otoriteyi kullanarak birilerini sevgisiz evliliğe zorlamaktır. Çünkü Kuran, Rum süresinin 21 ayetinde erkek ve kadın beraberliğinin temelini karşılıklı sevgi ve merhametin oluşturduğunu açıkça belirtmektedir. Dolayısıyla dini otoriteyi kullanarak, dinin temeli olan sevgiyi tahrip ederek, sadece evliliği bir tarafın ihtiraslarının giderildiği bir eyleme dönüştürmek, din istismarı kapsamına girer. Bundan dolayı Bakara süresinin 229. ayetinde eşlere, iyilikle geçinme ya da güzellikle boşanma tavsiye edilmektedir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, gerek dindarlar tarafından olunsun gerekse din karşıtları tarafından olunsun, iyi niyetten yoksun olarak, gayri meşru bir menfaat elde etmek için dinin lehine ya da aleyhine yapılan her türlü eylem ve söylem din istismarı kapsamına girer. Bu tür eylem ve söylemler bilinçli olarak yapılmıyorsa; cahillik olarak değerlendirilirler. (Yusuf Suiçmez, Havadis)

One thought on “Din İstismarı (I)”

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.