ABD Başkanı Trump’ın NATO’yu İran Savaşına Katmaya Çalışması Hukuken Mümkün müdür?
NATO’nun bu savaşa kolektif olarak katılması hem NATO’nun kuruluş anlaşması olan Washington Antlaşması’na hem de uluslararası hukuka (BM Şartı) uygun değildir ve ciddi yasal engeller barındırmaktadır.
NATO’nun Kuruluş Anlaşması (Washington Antlaşması) Açısından: NATO’nun 5. Maddesi, bir üye devlete yapılan silahlı saldırının tüm üyelere yapılmış sayılmasını ve kolektif savunmayı öngörür. Ancak antlaşmanın 6. Maddesi, bu saldırının gerçekleşmesi gereken coğrafi sınırları “Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde kalan Avrupa veya Kuzey Amerika bölgesi” olarak çok net bir şekilde sınırlandırmıştır. ABD’nin Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve Bahreyn gibi Ortadoğu’daki askeri üsleri bu coğrafi sınırın güneyinde kaldığı için, İran’ın bu üslere yönelik misilleme saldırıları Washington Antlaşması’na göre 5. Madde’yi otomatik olarak tetiklemez. Bu durumu dikkate aldığımızda Güney Kıbrıs ve Türkiye’ye atılan füzelerin ana amacının NATO’yu bu savaşa katmak amacı güttüğü ihtimali güç kazanmaktadır.
İngiltere’nin Kıbrıs’taki egemen üsleri veya Türkiye gibi sınır içindeki bölgelere yönelik olası saldırılar teknik olarak 5. Madde kapsamına girebilse de bu maddenin işletilebilmesi için Kuzey Atlantik Konseyi’nin (NAC) oybirliğiyle karar alması gerekmektedir. Dahası, 5. Madde üye ülkelere otomatik bir askeri müdahale zorunluluğu getirmez; her üye “kendi gerekli gördüğü eylemi” (bu askeri güç kullanımı olmak zorunda değildir) yapmakta serbesttir. Ayrıca ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıyı başlatan taraf olması, NATO’nun 5. Madde kapsamında kolektif bir askeri müdahalede bulunmasını hukuki, coğrafi ve siyasi açılardan ciddi şekilde engellemektedir. Avrupalı liderler ve hukuk uzmanları, ABD ve İsrail’in başlattığı ilk saldırıların BM Şartı’nın “açık bir ihlali” olduğunu savunmaktadır. Bu yoruma göre; İran’ın bu saldırılara verdiği misilleme karşılığı, NATO’nun ortak savunma mekanizmasını tetikleyecek “kışkırtılmamış bir silahlı saldırı” olmaktan ziyade, ABD ve İsrail’in yasadışı eyleminin öngörülebilir bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, Avrupalı NATO müttefiklerinin 5. Madde’yi işletmeye direnmesi için güçlü bir yasal zemin sunmaktadır.
Uluslararası hukuk bağlamında durum daha da sorunludur. Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 2(4) maddesi, devletlerin uluslararası ilişkilerinde kuvvet kullanma tehdidini veya kullanımını kesin olarak yasaklar. Bu yasağın yalnızca iki istisnası vardır: BM Güvenlik Konseyi’nin yetkilendirmesi veya 51. Madde kapsamındaki “silahlı bir saldırıya karşı meşru müdafaa” hakkı.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı operasyonlar BM Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirilmemiştir. ABD ve İsrail bu saldırıları “önleyici meşru müdafaa” olarak gerekçelendirse de uluslararası hukuk uzmanları ve Uluslararası Adalet Divanı’nın (örneğin Oil Platforms davasındaki) içtihatları, bu operasyonların uluslararası hukukun açık bir ihlali ve bir saldırı suçu (crime of aggression) olduğunu belirtmektedir.
BM Şartı’nın 103. Maddesi gereğince, BM yükümlülükleri:
Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 103. Maddesi, BM üyelerinin mevcut Şart altındaki yükümlülükleri ile diğer herhangi bir uluslararası anlaşma altındaki yükümlülükleri arasında bir çatışma meydana gelmesi durumunda, BM Şartı’ndaki yükümlülüklerin üstün geleceğini hükme bağlar.
Bu kuralın doğurduğu temel uluslararası hukuk yükümlülükleri ve sonuçları şunlardır:
Diğer Antlaşmalara Karşı “Üstün Hukuk” Statüsü: 103. Madde, BM Şartı’nın kendisini ve bağlayıcı BM Güvenlik Konseyi kararlarından doğan yükümlülükleri, üye devletlerin (örneğin NATO üyeliğinden kaynaklanan) diğer tüm antlaşma taahhütlerine karşı “daha üstün bir hukuk” (higher law) konumuna getirir.
Uluslararası Antlaşmaların Yorumlanması ve Uygulanması: Taraf devletler, kendi aralarındaki herhangi bir uluslararası antlaşmayı yorumlarken veya uygularken BM Şartı’nın hükümlerini dışlayamaz veya göz ardı edemezler.
Kuvvet Kullanma Yasağının ve Emredici Kuralların Önceliği: 103. Madde, BM Şartı’nın 2(4). Maddesinde yer alan ve uluslararası hukukun emredici bir normu (jus cogens) sayılan “kuvvet kullanma ve tehdit yasağı” gibi temel yükümlülüklerin önceliğini korur. Buna göre, BM Şartı’yla ve bu emredici kurallarla çelişen her türlü anlaşma, karar ve yükümlülük geçersiz sayılır. Örneğin, uluslararası askeri örgütler (NATO gibi) kendi içlerinde karar almak için oybirliği sağlasalar dahi, üye devletler 103. Madde ile korunan ve saldırgan silahlı kuvvet kullanımını yasaklayan BM hukukunun sınırlarını aşamazlar. Trump’ın bu konudaki zorlamaları NATO’yu hukuki zemininden hukuk dışı bir zemine taşıma anlamı taşır ki, bu durumda NATO’nun gerekli olup olmadığı değil meşruiyeti sorgulanmaya başlar.