Din Afyon mudur?
Din, İlahiyat, İmam Hatip konuları gündeme geldiğinde bunlarla birlikte dinin afyon olduğu söylemi de gündeme gelmektedir. Bu söz, Karl Marx’ın 1843 yılında kaleme aldığı “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı” isimli çalışmasında yer almıştır. Freud ise dinin uygarlığın gelişimine büyük katkılar yaptığını, ancak aklın ve bilimin egemen olduğu bir dünyada insanların artık bilimin kurallarına göre yetiştirilmesi gerektiğini savunarak, bu anlayışın gelişmesine katkı sağladı. Bu tür anlayışlar zamanla dini yoruma ve dine karşı olumsuz yargıların oluşmasına yol açarak, dinin insanı gerçekçi olmayan bir yanılgıya ittiği düşüncesinin gelişmesine yol açtı. Bu anlayışı savunanlar, kendi görüşlerini desteklemek için bilimsel olanın gerçek olabileceğini, dinin de bu kapsama girmediğini ileri sürdüler. Dini olana karşı gelişen bu eleştirel yaklaşımlar, zaman içinde dine dayalı anlayış ve yorumların sorgulanmasına katkı sağlamış olsa da, neticede insanlığın en köklü ve eski deneyimini ifade eden din ve inancın yanlış ve eksik anlaşılmasına da yol açtı.
Dini olana eleştiri olarak başlayan daha sonra da din karşıtlığına dönüşen bu düşüncelerin kendilerinin de ne kadar bilimsel olduğu tartışmaya açıktır. Çünkü bilimsellik iddiası da zamanla beyinleri uyuşturan bir afyona dönüşmüştür. Bundan dolayıdır ki bilim ve teknolojinin gelişmesi, insanlığın özlemi olan değerlerin gelişmesine fazla katkı sağlamamış; aksine egemenlik kurma duygusunu beslemiş ve bunun bir neticesi olarak da iki tane Dünya savaşı yaşanmıştır.
Bilimin varabileceği son noktayı düşündüğümüzde, bunun evreni kontrol etmek olabileceğini söyleyebiliriz. İnsanın evreni kontrol edecek gücü elde etmesi durumunda ise everenin insan için yarattığı risklerin azalıp azalmayacağı ayrı bir tartışma konusudur. Kuran-i Kerim’e göre insanın böyle bir güçü elde etmesi, onun aleyhine olacaktır. Yine Kuran-i Kerim’e göre, bu gücü elde eden insanlar, bu gücü kullanarak diğer insanlara zulmedeceklerdir.
Eğer Rumlar, Türkler, Yahudiler, Müslüman ya da Hıristiyanlar evreni kontrol edebilecek bir güce sahip olmuş olsalardı, Dünyanın hali ne olurdu? Bence taşıdıkları bu kafa ile böyle bir güce sahip olmuş olsalardı, Dünya için bir felaket olurdu. Böyle bir felaketin oluşmaması için bilimsel gelişme ile birlikte ahlaki gelişmenin de sağlanması gerekir. Dinin dünyevi misyonu da burada ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda dinin misyonu, bilime karşı durmak değil; bilimin ahlaki temellerde gelişmesi ve kullanılmasına katkı sağlamak olmalıdır. Çünkü dinin bu misyonunu kaybetmesi durumunda, bilim insanlığın lehine değil aleyhine gelişecektir. Dine karşı yapılan insafsız eleştirilerin yarattığı en büyük risk budur. Yine din adına bilime karşı yöneltilen insafsız eleştiriler de insanlığın gelişme ve evrene uyum süreçlerine olumsuz etki yapmaktadır. Bu bağlamda din ve bilimin birbirlerinin denge unsurları olduğunu söyleyebiliriz.
Dine afyon diyenlerin dikkat etmediği en önemli hususlardan birisi, dinin zayıflaması ile birlikte insanların afyon, uyuşturucu ve alkol bağımlısı haline gelmelerinin arttığıdır. Demek ki din afyon değil; aksine afyon etkisi yapan maddi bağımlıklardan kurtulmak için bir alternatiftir. Dine afyon diyenlerin, tartışmaya açtığı konulardan birisi de dinin insan özgürlüğünü sınırlayıp sınırlamadığı konusudur. Bu sorunun cevabı dine değil; yapılan dini yorumun niteliğine bağlıdır. Burada, maddenin insan yaşamına getirdiği sınırlamalar düşünüldüğünde, manevi alanın maddi alandan daha özgür olduğu söylenebilir. Bu konu özgürlüğün nasıl algılandığı ve tanımlandığı ile alakalıdır. Ayrıca özgürlük alanı, madde ile ya da mana ile sınırlanamaz. Çünkü sınırlamalar özgürlüğün kendi ruhuna aykırıdır. Bundan dolayı, özgürlüğü mana alemi ile ya da maddi alem ile sınırlamak, özgürlüğün tabiatına uygun değildir. Gerçek özgürlük, mana ve madde aleminde birlikte yaşanan özgürlüktür. Çünkü hayalleri olmayan insan için düşünce hürriyetinden; hayallerini yaşayacak alan bulamayan için de yaşam hürriyetinden bahsedilemez. Ayrıca her şeyi madde ile açıklamaya çalışanların, düşüncenin kendisinin maddi olup olmadığı konusunda bir karara varmaları gerekir. Düşünceyi maddi bir varlık olarak tanımlamaları durumunda ise düşünce özgürlüğünün nasıl gerçekleşebileceğini ortaya koymaları gerekir. Eğer düşünceyi maddi bir reaksiyona indirgerlerse o zaman da düşünce özgürlüğü ve insan sorumluluğu arasındaki ilişkiyi açıklamaları gerekir. Sonuç olarak “din afyondur” deyip dini bir köşeye itmenin öyle kolay bir şey olmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Aydınlarımıza düşen, ön yargılarından kurtulup din dâhil her alanı daha özgür ve özgürlükçü bir anlayışla ele almalarıdır. Aksi takdirde, kendi düşünce kalıplarını, başkalarının da kalıpları haline getirip, toplumun özgür düşünebilmesinin önünü kapatmış olmanın vebalini taşımış olacaklar.