Bağlantılar

Yılbaşı Kutlamaları ve Hz. İsa’nın Doğumu

Yılbaşı Kutlamaları ve Hz. İsa’nın Doğumu

Yeni bir yıla giriyoruz ama eminim ki hiçbirimiz yeni ve eski yılların nasıl oluştuğu konusunda hiç düşünmedik. Alışkanlıklarımıza bağlı olarak eski yıla veda edip yeni bir yıla hoş geldin dedik. Şu anda kullandığımız ve ona göre yılbaşı olan takvim Jül Sezar tarafından M.Ö.46 yılında kabul edilen ve batı dünyasında 16. yüzyıla kadar kullanılan Jülian takvimdir. Bu takvimin esas sahibi ise İskenderiyeli astronomi bilgini Sosigenes’tir. Bu takvimi Sezar’ın emri üzerine Mısır’da kullanılan güneş takvimini esas alarak düzenlendiği ve kökeninin Aristarchus of Samos’un çalışmalarına dayandığı ifade edilmektedir.

Aslında bir yıl tam 365 gün değil; 365 gün altı saattir ve Sosigenes bunun farkındaydı. Bu yüzden her yıl 6 saat arttığı için takvim dört yılda bir 366 güne çıkmaktadır. 365 gün 12 aya tam olarak bölünemediği için de ayların gün sayıları eşit olarak bölünememiştir. 1 Ocak ayının yılın başlangıcı olarak kabulü de M.Ö 46 yılına denk geldiği için, yılbaşının Hz. İsa’nın doğumu ile doğrudan bir bağlantısı yoktur. Çünkü Hz. İsa 1 Ocak yılbaşı olarak kabul edildikten yaklaşık 46 yıl sonra doğmuştur. Ayrıca Hz. İsa’nın doğum tarihi konusunda verilen tarihler birbirinden oldukça farklıdır. Bu yüzden Hz. İsa’nın doğum tarihi ile ilgili kesin bir şey söylemek mümkün değildir.

Sezar bu takvimi düzenlerken, senenin bir ayına kendi adının verilmesini istemiş ve Temmuz ayına “July” adı verilmiştir. Kendisinden sonra gelen imparatorlardan olan Augustus, Sezar’dan aşağı kalmamak için Ağustos ayına “August” adını vermiştir. Ancak Temmuz ayının 31 gün olması sebebiyle imparator Augustus Ağustos ayının da 31 gün olmasını istemiş ve senenin son gününden bir gün eksiltilerek Ağustos ayına eklenmiştir. Böylece imparator en azından gün bazında da olsa Sezar ile eşit konuma gelmiş oldu. (Devamın okumak için bağlantıyı tıklayın)

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/yilbasi-kutlamalari-ve-hz-isa-nin-dogumu/3273

Yusuf Suiçmez

Yolsuzluk

Yolsuzluk

KKTC’de nüfus oranına göre fazla sivil örgüt olduğu iddia edilse de, sivil denetimi zayıf bir toplum olduğu aşikârdır. Çünkü bizdeki sivil örgütler, sivil iradenin siyasete yön vermesinden daha çok siyasi otoritenin halk üzerinde egemenliğini sağlama görevi görmektedir. Bu yüzden de sivil denetim zayıflayarak, yolsuzluk dâhil kamu yararına aykırı uygulamalar ülkenin geleceğini tehdit altına alacak düzeye ulaşmaktadır.

İki yıl önce ortaya çıkan Toparlanıyoruz Hareketi’nin “Yolsuzluklarla Mücadele Sempozyumu” sivil örgütlerin sağlıklı bir sosyal ve siyasi yapının oluşmasında ne kadar önemli bir rol üstlendiğini bir kez daha kanıtladı. Bu sempozyuma havanın uygun olmamasına rağmen halkın gösterdiği ilgi, toplumun yolsuzluklar konusundaki duyarlılığını ortaya koyması itibari ile önemli bir mesaj olmuştur. (Devamını okumak için tıklayın9

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/yolsuzluk/3138

Yusuf Suiçmez

Uçan halı, yolsuzluk, Din

Uçan Halılar

Farklı camilerden toplanmış olan maddi ve manevi değeri çok yüksek olan ve o dönemin rakamları ile 540 Trilyon değer biçilen 13 tarihi halı Saray Otel’in bodrum katındaki uygunsuz bir odada muhafaza edilmekteydi. Din İşleri Başkanlığı görevinden alındıktan sonra Saray Otel özelleştirilmiş; ancak bu halıların akıbeti ile ilgili tatmin edici herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Son edindiğim bilgiye göre bu halıların bir kısmı Lefkoşa’da açılan yeni bir müzede sergilenmektedir. Bu halılar çok yüksek meblağlar ödenerek 18.08.2003 yılında restorasyon için Türkiye’ye gönderilmiş sonra da geri iade edilmiştir. Bu halılarla ilgili ilk soruşturma Din İşleri Başkan Vekili Ahmet Cemal İlktaç tarafında 26.01.2004 tarihinde başlatılmıştır. Ancak soruşturma tamamlanmadan Din İşleri Başkanlığı binasında yangın çıkmış ve bu yangında birçok tarihi belge ve eser ortadan kaybolmuştur. Kaybolan önemli tarihi eserlerden birisi Yavuz Sultan Selim dönemine ait olan el yazması Kuran-i Kerim idi. Daha önce ise yine Yavuz Sultan Selim dönemine ait olan ve Selimiye (Ayasofya) Camisinde muhafaza edilen tarihi kılıç kaybolmuştu.

Başkanlık görevim esnasında yangın sonrası Turunçlu camisi yanındaki eski okul binasına atılmış olan torbalarca evrakı aylarca çalışarak tekrar düzene koymuştuk. Bu odaya atılmış olan evraklardan Vakıflara ait olanları tutanak ile vakıflara teslim ettik. Bu evraklar arasında çıkan Kıbrıs adası üzerindeki tüm vakıf mallarını gösteren çok büyük bir haritayı ise alıp Din İşleri Başkanlığı binasına götürdük. Ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü bir yazı ile bizden bu haritayı istedi ve onlara teslim ettik. Şu anda bu haritanın ne olduğunu bilmiyorum umarım yeni Genel Müdür ya da Din İşleri Başkanı bu konuda bir açıklama yapar. Ayrıca benden sonra Din İşleri Başkan vekili olarak atanan Mehmet Yeltekin ve daha sonra Başkan olarak atanan Talip Atalay’ın bu halılar, harita ve diğer kayıp tarihi eserler konusundaki görüşlerini şahsen merak ediyorum ve halkımızın da merak ettiğini düşünüyorum.

O dönemin parası ile 540 Trilyonluk değer biçilen 13 halı için Eski Eserler Dairesi Müdürü Tuncer Bağışkan’ın hazırlamış olduğu 5 Şubat 2004 tarihli rapor, İlkay Feridun’un hazırlamış olduğu 18 Şubat 2004 tarihli rapor ve 12 Şubat 2004 tarihli Abdurrezzak Yücel’in raporundan anlaşılacağı üzere, bu halıların dördünün hiçbir tarihi kıymeti yoktur. Dolayısıyla bunlar ya seneler önce ya değiştirilmiş ya da sahte halılar antik halıymış gibi gösterilerek rakamlar şişirilmiştir. Nitekim, bu dört halı dahil mevzubahis 13 halının restorasyon öncesi takdir edilen maddi değerleri 270,000,000,000 TL; restorasyon sonrası değerleri ise % 100 arttığından 540,000,000,000 TL olarak belirlenmiştir. Bu halıların restorasyona gönderilmesi için Kıbrıs Sigorta Şirketi’nin teklif ettiği sigorta bedeli ise 9,000.000.000 TL’dir. Halıların restorasyon için nakil masrafları ise 4637 Dolardır. Ayrıca bu halılar, 2007 yılında sergi için gönderilirken ise yine 2,000,000 Yeni Türk Lirası para harcandığı ifade edilmektedir. Ekonomik kriz içinde olan KKTC’de bu kadar yüksek rakamların nasıl ödendiği ya da nereden ödendiği hala daha bir netlik kazanmamıştır.

İlgili halıların Din İşleri Başkanlığı görevini yürütürken koruma altına alınması için dönemin Başbakanı Sayın Derviş Eroğlu’na 06.10.09 (Sayı: DIP/BB/459/10/09) tarihli resmi bir yazı ile talepte bulundum. Bu yazıma cevap alamayınca, 16.02.2010 (DİB/BB/067/10/09) tarihli ikinci bir resmi yazı ile aynı talebi tekrarladım. Ancak her iki yazıma da Başbakanlık tarafından hiçbir cevap verilmemiştir. 29.07.2009 tarihinde ise Devlet Denetleme Kurulu’nu, Din İşleri Başkanlığı’nı denetlemesi için resmi yazı ile davet ettim (Sayı: DİP/BB/304/07/09); ancak denetlemek için gelmediler. Aksine görevden alındıktan sonra dönemin Yönetim Kurulu Başkanı Tekin Köse’nin basına yansıyan ve şahsımı itham altında bırakan açıklamaları ile karşılaştım. Bu sebeple Lefkoşa Kaza Mahkemesi’nde bu ithamlara karşı bir zem ve kadih davası açtım; ancak davayı açan avukatımın yapmış olduğu hata ve yargının ağır işlemesi sebebiyle dava tam üç yıl sürdü. Bu dava görüşülürken, tuttuğum beş avukattan birini ben azlettim diğer dördü ise davanın en kritik aşamalarında davadan çekilerek beni davayı şahsen yürütmek zorunda bıraktılar.

Tuttuğum beş avukatın da davadan çekilmesi sebebiyle kendi avukatlığımı yapmak zorunda kaldığım bu davada, davalı taraflarla üç yıl sonra benden yazılı özür dilemeyi kabul etmeleri şartıyla davayı sonlandırma konusunda anlaştık. Birçok garipliğin yaşandığı bu davayı özür yazısı yayımlandıktan sonra uzlaşıya uygun olarak 6 Aralık 2013’de sonlandırdık. İlgili gazete ve tarafların yayımladıkları düzeltme ve özür yazısı aynen şöyledir:

06/09/2009 tarihinde gazetemizde “Uçan Halılar” manşeti ile 1. Sayfadan yayınlanan haberde, ilgili dönemde görevden alınan Din İşleri Dairesi Başkanı Sn. Yusuf Suiçmez’in açıklamaları ve konuya ilişkin değerlendirmelerinin yer aldığı ve dönemin Vakıflar İdaresi Yönetim Kurulu Başkanının da açıklamalarına yer verildiği mezkur haber içeriği, Sn. Yusuf Suiçmez’in bu haberden dolayı bilhassa Sn. Yusuf Suiçmez’in yürütmekte olduğu görevinde ihmal ya da suistimal ettiği şeklinde anlaşılabilecek bir hassasiyetin oluşmasından ötürü kendisini mağdur hissetmesi nedeniyle, haberden dolayı oluşmuş veya oluşabilecek yanlış anlaşılmalar bağlamında kendisinden özür dilediğimizi, ancak konu haberin kamuoyunu yakından ilgilendiren bir konu olduğunu ve bu bağlamda konuya muhatap idarenin görüşlerinin de bu haberde birebir aktarıldığı gibi, evrensel gazetecilik ilkeleri ile kamuoyunun haber alma hürriyeti çerçevesinde konu haberin yayınlanmış olduğunu Sn. Yusuf Suiçmez ve tüm kamuoyu ile paylaşmak istediğimizi işbu düzeltme ve özür metni ile okuyucularımız ve kamuoyunun bilgisine getiririz.” (Star Kıbrıs Gazetesi, sayfa 3, Haber tarihi 03.12.2013)

Üç yıl süren zaman ve para açısından bana büyük kayıplar yaşatan bu hukuki mücadelenin sonunda, kazanabildiğim sadece manevi bir tatmin olmuştur. Bu süreç bana bu ülkede insan onur ve şerefinin ne kadar değersiz kabul edildiğini gösterdi. Özellikle yasal boşluklar sebebiyle, çamur at tutmaz ise izi kalır siyasetinin bu ülkede sistemleştirildiği, bu yüzden de sürekli olarak yalan ve karalama politikalarına dayalı bir anlayış geliştirildiğini yaşayarak öğretti. Şimdi artık sıra Savcılık ve Sayıştay’ın bu halılarla ilgili olarak yapmış olduğum yazılı suç duyurusunu sonlandırmasına kaldı. Umarım bu sefer yargı üzerine düşeni yaparak bu ülkenin maddi ve manevi kaynaklarının tüketilmesine “dur” der.

 

Uçan halı, yolsuzluk, Din

Yusuf Suiçmez

Tuz Kokarsa

Tuz Kokarsa

Bir
toplumun moral değerleri onun en güçlü hazineleridir. Moral değerlerini kaybeden toplumlar ortak duygu ve düşünce alanlarını da kaybederler. İnsanlığın en güçlü ve ortak moral değeri ise adalet duygusudur. Çünkü adalet duygusu insanlığın ortak onur ve şerefini temsil eder. Adaletin kaybolduğu toplumlarda, kişinin onur ve şerefinden bahsetmek mümkün değildir.

Adalet insanlığın en yüksek değeri olduğu için Hz. Muhammed adaletli Hristiyan bir kral olan Neçaşi ölünce şöyle dedi: “Bugün salih bir adam vefat etti. Kalkınız. Kardeşiniz Asheme (Necaşi)’nin üzerine (gıyaben) cenaze namazı kılınız.” Hz. Muhammed adalete olan saygısı nedeni ile bu kişinin cenaze namazını kılmış ona “kardeşiniz” diye hitap etmiştir. Çünkü duygu kardeşliği fiziki kardeşlikten daha yücedir. Bu yüzdendir ki Yüce Allah bir topluluğa olan kin ya da nefretiniz sizi adaletten alı koymasın (Maide 8) uyarısında bulunarak, insanlar arasında adalet ile hükmetmeyi ve de adaletin tecellisi için anne, baba veya akraba dahi olsa doğruluktan sapmamayı (Nisa 135) ilahi bir emre dönüştürmüştür (Nisa 58). Çünkü adalet, varlıkların varlığından değil; Allah’ın varlığından vücut bulur. Bu yüzden de
adaletin eksik kalan taraflarının nihai değerlendirmesi Allah’a aittir. (Devamını okumak için bağlantıyı tıklayınız)

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/tuz-kokarsa/2996

Yusuf Suiçmez

Elektrik Zamları ve Özelleştirme

Elektrik Zamları ve Özelleştirme

Son günlerin en önemli gündem maddelerinden birisi Elektrik Kurumu’nun özelleştirilmesi diğeri ise Kıbrıs Sorununun çözümüdür. Geçen haftaki yazımda Kıbrıs sorunu ile ilgili muhtemel gelişmelere değindim. Bir okurum yazının altına aynen şu notu düştü: “Karl Marks der ki: Kıbrıs sorunu afyondur, zamlara bakın.” Arkadaş bu notuyla, benim de bu afyon siyasetine alet olduğumu ima etmiş oldu. Aslında aklımdan böyle bir şey hiç geçmedi; ancak konjonktür böyle bir düşüncenin doğmasına müsait olduğu için bu yazımda zamları konu edinmeye karar verdim.

Bu okurumun notu doğal olarak zamlar ile Kıbrıs sorunu arasında bir bağ olup olmadığını sorgulamama da sebep oldu. Anlaşılan birilerine göre Kıbrıs sorununun gündeme getirilmesinin amacı, halkın gündemini saptırıp elektrik zamlarına olan tepkisini kırmaktır. Bir başka bakış açısında göre ise bu zamların amacı, Kıbrıs Türk halkını bezdirip önlerine getirilen plana fazla kafa yormadan, planın kabulünü sağlamaktır. Özellikle AKP’nin Annan Planı sonrası izlediği Kıbrıs politikası, Kıbrıs Türk halkını bir bezdirme politikası olarak değerlendirilmektedir. Tuhaf olan, AKP döneminde Türkiye’nin Kıbrıs’a yaptığı mali yardımların miktarının kat kat artmasına rağmen sosyal refahın geriye gitmesi ve aynı zamanda buna tuz biber olan zamların artmasıdır. İlk üniversite öğrenimi İşlet ve Ekonomi olan birisi olarak benim aklıma ve bilgime göre, bu ancak yüksek düzeyde yolsuzluk ya da kötü planlama ile açıklanabilir. Üçüncü bir ihtimal ise iç kaynak ve gelirlerin Türkiye’nin desteğinin sağladığı artıştan daha fazla azalmış olmasıdır. Bu üçüncü ihtimal ile ilgili sağlıklı bir şey söylemem için… (Devamını okumak için bağlantıyı tıklayın)

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/elektrik-borclari-ve-ozellestirme/2925

Yusuf Suiçmez

KKTC’nin Geleceği

KKTC’nin Geleceği

Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 30. Yıl dönümünü yine alışılmış söylemlerle kutladık. Ama gerçeklere baktığımızda KKTC’nin uluslararası tanınmamışlığın yanında, kendi halkı tarafından da kabullenilmemiş bir yapısı olduğu gözükmektedir. KKTC devleti kimliğini taşımamıza rağmen hiçbirimizin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetliyiz demememiz bunun açık bir göstergesidir. Bu durum, bu devletin kimlik olarak onu var eden halklar tarafından bile kabul edilmediğini göstermektedir. Kısacası KKTC yerli Kıbrıslısı ve göçmenlerinin ortak kimliğine hala daha dönüşememiştir. Bu durumda ya Türkiyelilik kimliğimizin öne çıktığı ve (Devamını okumak için bağlantıyı tıklayın)

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/kktc-nin-gelecegi/2857

Yusuf Suiçmez (Havadis)

Kılık kıyafet adamlığı ve siyaseti

Kılık kıyafet adamlığı ve siyaseti

Her nedense bazı insan ve siyasetçiler başkalarının ne giyip giymedikleri, kiminle birlikte kalıp kalmadıklarıyla oldukça fazla ilgileniyor. Başörtüsü ve öğrenci yurtları ile ilgili tartışmalar bunun yeni örneklerini oluşturmaktadır. AKP, attığı son adımla, Türkiye siyasetinin en önemli argümanlardan birisi olan başörtüsü sorununu büyük ölçüde çözmüş gözükmektedir. Bu açılım, yıllardır dışlanmışlığın yarattığı psikolojik baskının altında ezilen kızlarımızın, kimlik ve inançları ile mecliste temsil edilme haklarını elde etmelerini sağladı. Ancak sorunun bütünüyle çözülmesini sağlamamıştır. Umarım asker ve polis gibi bazı kurumlardaki yasaklar da zamanla aşılır ve kılık kıyafet üzerinden yapılan siyasi polemiklerinden tamamen kurtuluruz. (Devamını okumak için bağlantıyı tıklayın)

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/kilik-kiyafet-adamligi-ve-siyaseti/2781

Yusuf Suiçmez

Din Adamı olmak ne demektir?

Din Adamı olmak ne demektir?

Dilimize yerleşmiş olan hem siyasi hem de sosyal yaşamımızda önemli bir yer tutan kavramlardan birisi de “Din Adamı” kavramıdır. Aslında ne Kuran-i Kerim’de ne de Hz. Muhamed’in sünnetinde din adamı diye bir kavram bulunmamaktadır. Bu kavram devlet sistemi içerisinde özellikle laiklik anlayışının gelişmesine paralel olarak bir meslek üyesini ifade eden kavram olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemizde din adamı deyince imam, müftü ya da dini kurumların başında yer alan başkanlar anlaşılmaktadır. Bunların görevlerine gelince farklı siyasi sistemlere göre değişmektedir. Bizim sistemimize göre din adamı bir devlet memurudur ve siyasi bir amaca hizmet etmek için görev yapmaktadır. Çünkü devlet, yani siyasi iktidar dini tamamen tekeline almıştır. Bundan dolayı da atamalar ve yükseltmeler hukuka göre değil, siyasi arzulara göre yapılabilmektedir.

Bu yüzden de her gelen iktidar, siyasi amaçları için kullanabileceği bir başkan atamanın peşine koşmaktadır. Bu durum laiklik ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bu yüzden Çin, Rusya ve birçok Avrupa ülkesinde dini kurum ve gruplara idari ve mali özerklik verilmiş böylece her inanç sahibi kendi duygu ve düşünce yapısına uygun olan grup ya da inanca katılarak, inanç ihtiyacını giderebilmektedir. Bu inanç guruplarının yaptıkları bağışlar ise başka bir gurup üyesi ya da bu inanca karşı olanlar tarafından gasp edilememektedir. (Devamını okumak için bağlantıyı tıklayın)

İşgalciler ile Beslemeler

İşgalciler ile Beslemeler

“İşgalciler”
ve “yobazlar” ile “Rumcular” ve “beslemeler” söylemleri KKTC siyasi literatürünün önemli argümanlarındandır. “İşgalci” ya da “yobaz” kim ve neden işgalci veya yobaz? “Rumcu” ya da “besleme” kim ve neden rumcu veya besleme? Bu sorunların cevabını ve bu söylemleri kullananların amacını tespit etmeden, KKTC’deki çarpık yapıyı analiz edemezsiniz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Adası üzerinde uluslararası hukuktan kaynaklanan bir hakkı olduğu için; uluslararası hukuk nezdinde işgalci olarak değil müzakereci taraf olarak kabul edilmektedir. Peki, uluslararası hukuk Türkiye’yi işgalci değil de müzakereci taraf olarak görürken, bu ülkenin nimetlerinden yararlanan bazı çevreler ikidebir Türkiye’ye “işgalciler” diye niye bağırıp çağırıyorlar? Aynı şekilde birileri Türkiye’nin Kıbrıs adası üzerindeki varlığının tek meşru gerekçesi olan Kıbrıs Türk halkına neden besleme ya da rumculuk ithamında bulunuyor?

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/isgalciler-ile-beslemeler/2641

Din ve Mezhep Çatışmaları

Din ve Mezhep Çatışmaları

Çok farklı inanç sistemleri olduğu için tüm farklılıkları ortaya koyabilecek bir din  tanımı yapabilmek neredeyse imkânsızdır. İslâm, Kur’ân esas alınarak: “Bütün  nebilerin, resullerin ortak dini ve her hangi bir sirk karıştırmaksızın hâlis  bir niyetle âlemlerin Rabbi olan Allah’a yönelmek” olarak tanımlanır. İslam’ın en belirgin özelliği Allah’ın birliği, peygamberliğin ilmi bir hüvviyet üzerine  kurulu olması ve tüm ilahi dinleri tek kaynaklı olarak görmesidir.

Esasen ilahiyatçılar arasında tek bir din mi yoksa çok farklı dinlerin mi gerçekte var  olduğu tartışma konusudur. Bir görüşe göre aslında var olan tüm dinler tek bir  dinin çok farklı tezahürleridir. Bu anlayışa göre tüm dinler genel yapıları  itibari ile doğruluk ve iyilik esası üzerine kuruludurlar. Tabii burada var
olan sorun o zaman yanlışın ne olduğudur? Her inanç kendine göre bir takım  doğrular ve yanlışlar ortaya koymaktadır. Kuran-i Kerim’de de ifade edildiği  üzere her inanç gurubu kendini en doğru inanç sahibi olarak görmektedir (Muminun  23/53). Zaten başka bir inancın daha doğru görülmesi halinde bulunulan inanç  siteminden çıkılıp daha doğru görülen inanç sistemine geçilmesi gerekmektedir. Bazen  bu geçişler inançlar arasındaki rekabetin düşmanlıklara dönüşmesine yol açmaktadır. (Devamını okumak için bağlantıyı tıklayın)

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/yusuf-suicmez/din-ve-mezhep-catismalari/2125