Hz. Muhammed Fakir miydi?
Değerli dostum Başaran Düzgün’ün “İncil ve Kuran Kimindir” başlıklı yazısını okuyunca, bu konuda bir şeyler yazmam gerektiği kanaatine vardım. Başaran’ın yazısının verdiği ana mesaj, dinin insanları fakirleştirmek ya da mallarını ele geçirmek için istismar edilebileceğidir. Aslında bu soruna Kuran-i Kerim’de de dikkat çekilmiştir (Tevbe 34).
Kuran açısından bakıldığında zenginlik sıfatının Allah’a ait olduğu görülür (Bakara 263). Kuran’ın bu bakış açısı ile bakıldığında, zenginliğin muhtaç olmama hali olarak tanımlandığı anlaşılmaktadır. İnsan açısından muhtaç olmama halinden bahsedilemez, çünkü tüm insanlar birbirine muhtaçtır. Bu muhtaçlık hali, insanlar arası ilişkileri ortaya çıkarmaktadır ve bu ilişkilerin ahlaki yönünü düzenlemek misyonu da tüm dinlere yüklenmektedir. En zenginimiz bile doğmak ve büyüyebilmek için öncelikle anne ve babasının yardımına muhtaç olarak doğar. Ve en zenginimiz dahi işlerini yürütebilmesi için başkalarının yardımına muhtaçtır. Çünkü işçinin işverene muhtaç olduğu kadar işveren de işçiye muhtaçtır.
Hz. Muhammed’in maddi zenginliğine gelince, bunun dönemsel olduğu görülür. Mekke döneminde zengin ve güçlü bir aileden gelmesi yanında, zengin tüccarlardan olan Hz. Hatice ile evlenmiş olması sebebiyle zenginliği daha da artmıştı. Ancak peygamber olduğunu açıklaması ile Mekkelilerin baskısına ve ambargolarına maruz kaldığı için maddi varlığını büyük ölçüde kaybetmiş olarak Medine’ye hicret etmiştir. Mekkeliler ise hicret eden Müslümanların mal varlığına el koydukları için, Müslümanlar maddi açıdan çöküşe uğradılar. Ancak Medinelilerin açık yüreklilikleri ve cömertlikleri Mekkelilerin ambargolarının etkisini kırarak etkisiz hale getirdi. Bundan dolayı da Hz. Muhammed vefatından sonra doğduğu yerde değil, kendisine sahip çıkılan Medine’de gömülmeyi tercih etmiştir.
Medine Müslümanları güç kazandıktan sonra, kendilerine yapılan baskılara karşı fiili karşılık vermeye başlayınca savaş hukuku oluşmaya başladı. Bedir Savaşı’ndan sonra da ganimetle ilgili ayetler geldi. Bu aşama dinin salt uhrevi ahlaki değerler çerçevesinde anlatılması ve yorumlaması sürecini değiştirdi. Öyleki Uhut harbi ganimet duygusunun yarattığı tedbirsizlik sebebiyle Müslümanların yenilgisiyle sonuçlandı. Daha sonraları elde edilen zaferler sonrasında da ganimet paylaşımı ayrı bir sorun haline gelmeye başladı. Hatta Müslümanları eleştirenler ganimet ve esirler konusunu eleştirilerinin merkezine yerleştirdiler. Buna cevap yine bir Kuran ayeti ile verilmiştir. “Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde (iman, ihlâs, iyi niyet gibi) bir hayır (olduğunu) bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir (Enfal 70)”. Bu ayet ile esir almanın, esirlerin kötü eylemlerinden korunmak amacına yönelik olduğu anlaşılıyor. Nitekim esirlerle alakalı bir başka ayette ise dünyalık bir çıkar için esir alınmaması gerektiği ifade ediliyor (Enfal 67).
Savaş ve ganimetin meşru görülmeye başlaması ile Müslümanların zaferlerinin de artmasıyla zenginlik çoğaldı bu da mali meselelerin daha büyük tartışma konusu haline gelmesine yol açtı. Bu sorun ganimetlerin nasıl dağıtılacağı konusunu tekrar gündeme getirdi ve konu bir ayetle açıklığa kavuşturuldu ve ganimetin 1/5’i Hz. Muhammed’in tasarrufuna verildi (Enfal 41). Doğal olarak Hz. Muhammed’in inanç temelli davetinin gücü yanında ekonomik gücü de yeniden oluşmaya başladı. Bu zenginleşme, zamanla fakirlere yönelik zekat ve sadaka gibi konuların yeniden düzenlenmesi ihtiyacını gündeme getirdi. Bu konudaki düzenlemeler de yapılarak fakir fukaraya payları verilmeye başlandı. Bu düzenlemeler içinde Hz. Muhammed’in ganimetten aldığı paydan, fakir ve muhtaçların ihtiyacı yanında ailesinin de ihtiyaçları gideriliyordu.
Hz. Muhammed’in vefatından sonra ise mirasının nasıl değerlendirileceği konusunda kızı Fatıma ile Ebu Bekir arasında fikir ayrılığı oluştu. Hz. Ebu Bekir peygamberlerin bıraktıkları maddi mirasın, evlatlara miras olarak geçemeyeceğini, bunların sadaka olarak hayır işlerine ayrılması gerektiğini ileri sürüp miras devrine karşı çıkmıştır.
Doğal olarak Hz. Muhammed’in bazı dönemlerde açlık ve fakirlik yaşadığı doğru olsa da hayatının genel seyrinde fakir birisi olarak yaşadığı söylenemez. Çünkü peygamberliğinin başında da sonunda da ekonomik yönden kimseye muhtaç olmayacak, aksine muhtaçlara yardımcı olacak durumdaydı. Ayrıca Hz. Muhammed’in ticari tecrübesi, ticaret hukuku ve siyasetini etkilermiş bugünkü Avrupa Birliği’nde uygulanan gümrük serbestisi, serbest pazar, faizsiz ekonomi modeli gibi ekonomik anlayışların gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.
Kuran-i Kerim’e bakıldığında, insanın dünyadan nasibini unutmaması (Kasas 77), dünyadaki güzelliklerle beraber ahiretin de güzelliklerinin istenmesi gerektiği şeklinde ayetlerin olduğu görülür (Bakara 201). Ayni şekilde dünya malına tapınılmaması yönünde de uyarıların yapıldığı görülmektedir (Bakara 86). Bunun makul ölçüsü ise insanın dünyevi zenginliğini arttırma gayretlerinin insanı manevi alanda fakirleşmeye dönüşmemesi; uhrevi gayretlerinin ise insanı sorumluluklarından ve ilahi ihsan olan dünya nimetlerine duyarsızlığa götürmemesidir. Kısacası zenginliğin başkalarının haklarını ihlal edici yollardan oluşmamasına dikkat edilmelidir. Şüphesiz zenginliği artan Müslüman’ın hayrı da artıyor ise bu dinen de övülen bir şeydir. Bir insanın zenginliği artarken insani ve ahlaki değerleri zayıflıyorsa, İslam inancı içerisinde bu tür zenginleşme ahlaklı fakirliğe tercih edilen bir zenginleşmedir.
İnsanın Dünya hayatının güzelliklerine duyarsız kalması, Allah’ın yaratıcı sıfatına karşı duyarsız kalmak olacağı için yaratılışın hikmetini kavrayamamak gibi bir sorunu gündeme getirir. Ayrıca hayatın güzelliklerinden helal şekilde yararlanmayı yasaklamak, Allah’ın güzellikleri insanlara bir ilahi ihsan değil de tuzak olarak yarattığı şeklinde bir inanca yol açar ki bu Allah’a karşı yapılacak en büyük haksızlık olur.
Sonuç olarak insanları fakirliğe teşvik edip, çalışma azimlerini kırmak ve onları namerde muhtaç hale getirmek her ne kadar ahlaki değil ise zenginliğe teşvik edip, bu uğurda her türlü ahlaksızlığı meşrulaştırmak da ahlaki değildir. Bundan dolayı da dini inançları insan hak ve hürriyetlerini koruma misyonu dışında yorumlayarak, insanların maddi ve manevi haklarını almalarını engellemeye çalışmak din istismarı kapsamına girdiği için en büyük günahlardandır.
Bu doğrultuda KKTC’de son dönemde din eğitimine verilen önemi de, halkı haksızlıklar karşısında susmaya ve onların mallarına el koymaya yönelik eylemler karşısında duyarsız hale getirmeye çalışmak olarak yorumlamak doğru olmayacağı gibi bu tür gayretleri böyle yanlış bir amaç doğrultusunda kullanmaya çalışmak da doğru olmayacaktır. Bence KKTC’nin en büyük sorunlarından birisi ahlaki zaaflardan doğan yolsuzluk ve usulsüzlük ekonomisidir.
İlahiyat öğretiminin Kıbrıs Türk halkının kültürel değerlerinin korunması yanında moral değerlerin yükselmesi alanında da katkı yapacağını düşünüyorum. İlahiyat fakültesinin kuruluşuna bu düşünce ile hareket ederek katkı koydum. Bu amacın dışına çıkılması durumunda, bu en fazla karışı çıkacak olanlardan birisi de benim. Bazı yanlış uygulamalar sebebiyle, bazen ben de Sayı Başaran’ın hissettiği kaygıya kapılıyorum. Bundan dolayı da ilahiyat öğretimi dahil her konunun özgürce tartışılmasından rahatsız olmamak lazım. Aksine bu tartışmalar, kötü amaçlı gizli niyetlerin deşifre edilerek dinin de doğru anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.
Dikkat edilirse bugün iş gücünün en ucuz olduğu ülkelerin başında sosyalist ülkeler, en faza gelir dağılımı dengesizliğinin olduğu ülkelerin başında ise Müslümanların yönettiği ülkeler gelmektedir. Şüphesiz bazı yanlış dini inançların da bunda etkisi vardır. Bu durum ekonomi, ahlak ve din ilişkilerinin çok yönlü değerlendirilmesini zorunlu hale getirmektedir. Bu yazının amacı, kısmen de olsa buna katkı sağlamaktır. Değerli dostum Başaran Düzgün’e bu önemli konuyu gündeme getirip tartışmaya açtığı için teşekkür ediyorum.
(Bu yazı 2015 yılında yazdığım; ancak anlamadığım bir sebeple silindiği için yeniden yüklemek zorunda kaldığım bir yazımdır)